Farzları ve harâmları öğrenmek de farzdır

Abdullah bin Ebî Zeyd hazretleri Mâlikî âlimidir. 310 (m. 922)’de Tunus’ta Kayrevan'da doğdu. Orada büyük âlimlerden fıkıh tahsili aldı. 386 (m. 996)’da Kayrevan'da vefat etti. “Er-Risale” isimli eseri Mâlikî fıkıh usulüne dairdir. Bu eserinde şöyle buyuruyor:

Allahü teâlânın, açıkça bildirmeyip, yalnız Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” yapılmasını övdüğü, yâhut devam üzere yaptığı, yahut yapılırken görüp de mâni’ olmadığı şeylere (Sünnet) denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmamak suç değildir. Onun beğenmediği şeylere ve ibâdetin sevâbını gideren şeylere (Mekrûh) denir. Yapılması emrolunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere (Mübâh) denir. Bu emir ve yasakların hepsine (Ahkâm-ı ilâhiyye) veyâ (Ef’âl-i mükellefîn) ve (Ahkâm-ı islâmiye) denir.
(Ef’âl-i mükellefîn) sekizdir. Farz, vâcip, sünnet, müstehap, mübâh, harâm, mekrûh, müfsid. Yasak edilmiş olmayan, yahut yasak edilmiş ise de, İslâmiyetin özür, mâni ve mecbûriyet tanıdığı sebeplerden birisi ile yasaklığı kaldırılmış olan şeylere (Helâl) denir. Bütün mübâhlar helâldir. Meselâ, iki Müslümânı barıştırmak için yalan söylemek helâl olur. Her helâl mübâh olmayabilir. Meselâ ezân okunurken, alışveriş, mübâh değil, mekrûhtur. Hâlbuki helâldir.
Îmânı ve farzları ve harâmları öğrenmek, bilmek de farzdır. Otuz üç farz meşhûrdur. Bunlardan dördü esâs olup, namâz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hac etmektir. Îmân ile berâber bu dört farz, İslâmın şartıdır. Îmân edip de ibâdet edene, yani bu dört farzı yapana (Müslim) veyâ (Müslümân) denir. Dördünü birden yapıp da, harâmlardan kaçınan, tam Müslümândır. Bunlardan biri bozuk olur veyâ hiç olmazsa, Müslümânlık bozuk olur. Dördünü de yapmayan, mümin olsa da Müslümânlığı tam değildir. Böyle îmân, insanı yalnız dünyâda korursa da, âhırete îmânla gitmek güç olur. Îmân, muma benzer, (Ahkâm-ı islâmiye) mum etrâfındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, (İslâmiyet)tir ve (Dîn-i islâm)dır. Fenersiz mum çabuk söner. Îmânsız İslâm olamaz. İslâm olmayınca, îmân da yoktur.
Îmân edip de kendini ahkâm-ı islâmiyyeye uyduran Müslümândır. Ahkâm-ı islâmiyyeyi kendi arzûlarına, keyiflerine uydurmak isteyen kâfirdir. Bunlar bilmezler ki, Allahü teâlâ, dinleri, nefsin arzûlarını, keyiflerini kırmak ve taşkınlıklarını önlemek için göndermiştir.

Toplam Görüntülenme: 119

Yayın tarihi: Pazar, 20 Aralık 2020

Bunları okudunuz mu?