İhlâs ve kalbiselim sahibi olmak

Hayderizâde İbrâhim Fasîh Efendi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî hazretlerinin yetiştirdiği büyük âlimlerdendir. 1299 (m. 1882)’de Bağdat’ta vefât etti. Yazdığı, “Mecd-it-tâlid” ve “Tuhfet-ül-uşşâk” isimli eserleri, meşhurdur. “Tuhfet-ül-uşşâk” adındaki eserinin baş tarafında buyurdu ki:

“Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak için, ihlâs ve kalbiselim sahibi olmak lâzımdır. Kalb de, ancak Resûlullah Efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) inanmak, O’nu sevmek, O’na tâbi olmakla temizlenir. Bunun için, kısa yol, kolay yol, bir velîyi tanıyıp, onun sözlerinden Ehl-i sünnet itikâdını, fıkıh bilgilerini ve tasavvufun edeplerini kolayca öğrenmek ve bunlara uymak şartı ile, kalbini onun kalbine bağlamaktır...
Bir velî, kendi üstâdlarından almış olduğu yazılı vesîkadan ve bütün sözlerinin, hareketlerinin İslâmiyete uygun olmasından anlaşılır. Böyle bir velî görülemediği zaman, imânı, fıkıh bilgilerini ve edepleri, bir ârifin kitaplarından öğrenerek, onun rûhuna bağlanır, onun üveysîsi olur...
Bu nâçiz eserimde, kalbini evliyânın kalbine bağlamanın hakîkatinden ve gizli sırlarından bahsetmedim. Çünkü bütün bunlar, manevî zevk ile ve bizzat o hâli yaşamakla anlaşılabilecek şeylerdir. Onun için de bu fakir (İbrâhim Fasih), bu ince hâllerden bahsetmekten âcizdir. Nasıl âciz olmam ki, bu incelikleri bilmek, tasavvuf yolunda sultan olanların sırlarındandır. Evliyânın kalbiyle irtibât kurmanın, Resûlullahın sünnet-i şerîfinde mevcûdiyetini delîlleri ile anlatırken, hatâya düşmekten Allahü teâlâya sığınırım. Gerek hayatlarında ve gerekse âhıreti teşrîflerinden (vefâtından) sonra, Resûlullah Efendimizin mübârek rûhlarından, ledünnî ilimleri ve ilâhi marifetleri almak husûsunda faydalanmak; Resûlullah Efendimizle, Resûlullah Efendimizden feyz alacak kimse arasında, rûhanî bir münâsebetin (irtibâtın) meydana gelmesine bağlıdır. Çünkü, ledünnî ilimler ve ilâhî marifetler rûhani şeylerdir. Onun için Resûlullah Efendimizle, bu ilimleri Resûlullah Efendimizden feyiz yoluyla alacak kimse arasında, rûhanî bir irtibâtın olması lâzımdır. Ancak dînin hükümlerini, emir ve yasaklarını bilmek, böyle rûhanî bir irtibâtı gerektirmez. Çünkü zâhirî ilimler, sâdece Resûlullah efendimizin mübârek sözlerini duymak, işlerini, hareketlerini ve hâllerini yani sünnet-i seniyyesini görmekle elde edilir."

Toplam Görüntülenme: 163

Yayın tarihi: Perşembe, 29 Mart 2018

Bunları okudunuz mu?