Müminin korkusu ile ümidi eşit olmalı

Düğmecizâde Mehmed Efendi Osmanlı Devleti’nde yetişen ulemânın büyüklerindendir. Aslen İranlı olup, babası ile birlikte İstanbul’a geldi. 998 (m. 1590)’da İstanbul’da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:

Mutarrif bin Abdullah buyurdu ki: “Sağlam ve çok dakik bir terazi getirilip, müminin korkusu ile ümidi tartılsaydı, ikisi birbirine eşit gelirdi. Mümin, Allahü teâlânın rahmetini hatırlar, ümitli olur, Allahü teâlânın azâbını hatırlar, korkar.”
Lokman Hakîm hazretleri oğluna şöyle nasihatte bulundu:
“Oğlum! Allahü teâlâdan öyle kork ki, bu korku seninle ümidin arasına girsin, senin ümidini tamamen kessin. Fakat Allahü teâlâdan öyle ümit et ki, senin ile korkun arasına girip, sendeki korkudan hiçbir şey bırakmasın.” Bunun üzerine oğlu; “Ey Babacağım! Benim bir kalbim var. Kalbimi korku ile doldurursam, bu, benim ümidime mâni olur. Kalbimi ümit ile doldurursam, bu ümidim, hiçbir korkuya kalbimde yer vermez” dedi. Lokman Hakim; “Ey oğul! Müminin öyle bir kalbi vardır ki, sanki o iki kalp gibidir. Birisi Allahü teâlânın rahmetini umar, diğeri ile Allahü teâlânın azâbından korkar, (Yani, mümin ümit ile korku arasında olacaktır. Ne sâdece ümit edip, azaptan emin olacak, ne de korkuya düşüp, Allahü teâlânın rahmetinden ümit kesecek.) Hazreti Ali (radıyallahu anh) anlattı:
-Ben Kâbe-i muazzamada tavaf ederken birisi ile karşılaştım. Kâbe’nin örtüsüne yapışmış, “Ey her şeyi işiten, her isteyenin istediğini bilen, ey ısrar edenlerin ısrarından rahatsız olmayan Allahım! Beni affın ile, rahmetinin tatlılığı ile rızıklandır” diye duâ ediyordu. Hazreti Ali “Ey Allahın kulu! Sözünü bana bir defa daha tekrar eder misin?” dedi. O zât, “Sen benim söylediğimi işittin mi?” deyince, Hazreti Ali “Hızır’ın nefsi yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, herhangi bir kul, bu sözleri her farz namazın peşinden söylerse, onun günahları af ve mağfiret olunur” dedi. Bu zâtın Hızır aleyhisselâm olduğunu keşfen anlamıştı.
İbrâhim-i Havvâs hazretleri buyuruyor ki: "Kalbin ilâcı beştir: Kur’ân-ı kerîm okumak ve Kur’ân-ı kerîme bakmak, mideyi boş tutmak, gece kalkıp ibâdet etmek, seher vaktinde ağlayıp sızlamak ve iyilerle beraber bulunmaktır.”
Şah Şücâ-i Kirmânî şöyle buyuruyor: "Gözünü harama bakmaktan, nefsini isteklerinden koruyup, kalbini devamlı murâkabe, bedenini sünnete uygun amellerle mamûr edenin firâsetinde hiç hatâ olmaz.”

Toplam Görüntülenme: 30

Yayın tarihi: Pazartesi, 06 Mayıs 2019

Bunları okudunuz mu?