Kelime-i şehâdet söylemek farzdır

Hasen ibn-i Ebî Hüreyre hazretleri Şafiî fıkıh âlimidir. Eshab-ı kiramın büyüklerinden Ebû Hüreyre’nin (radıyallahu anh) soyundan gelmektedir. Bağdat'ta yaşadı. Ebû İshak Mervezî’nin derslerine devam ederek Şafiî fıkhında söz sahibi oldu. Dârekutnî, Hâkim Nîşâbûrî ve Taberî gibi meş­hur âlimler onun talebelerindendir. İbn-i Ebî Hüreyre 345 (m. 956)’da Bağdat'ta vefat etti. Buyurdu ki:

İslâmın beş şartından en üstünü, "Kelime-i şehâdet" söylemek ve mânasına inanmaktır. Bundan sonra üstünü, namaz kılmaktır. Daha sonra, oruç tutmak, daha sonra, haccetmektir. En sonra, zekât vermektir. Kelime-i şehâdetin en üstün olduğu, söz birliği ile bellidir. Geri kalan dördünün üstünlük sırasında, âlimlerin çoğunun sözü, yukarıda bildirdiğimiz gibidir. Kelime-i şehâdet, Müslümanlığın başlangıcında ve ilk olarak farz oldu. Beş vakit namaz, bi'setin onikinci senesinde ve hicretten bir sene ve birkaç ay önce mîraç gecesinde farz oldu. Ramazan-ı şerif orucu, hicretin ikinci senesinde, şabân ayında farz oldu. Zekât vermek, orucun farz olduğu sene, ramazan ayı içinde farz oldu. Hac ise, hicretin dokuzuncu senesinde farz oldu.
Bir kimse, İslâmın bu beş şartından birini inkâr ederse, yâni inanmaz, kabul etmezse, yahut alay eder, saygı göstermezse, ne'ûzübillah, kâfir olur!.. Bunlar gibi, helâl ve haram olduğu, açık olarak ve söz birliği ile bildirilmiş olan başka şeylerden birini de kabul etmeyen, yâni helâle haram diyen veya harama helâl diyen de kâfir olur. Dinde zarûrî mâlûm olan, yâni, İslâm memleketinde yaşayan câhillerin bile işittiği, bildiği, din bilgilerinden birini inkâr eden, beğenmeyen, kâfir olur.
Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin, yapacağı her işin, şeriate, yâni İslâmiyete uygun olup olmadığını bilmesi lâzımdır. Bilmiyorsa, bir Ehl-i sünnet âliminden sorarak veya bu âlimlerin kitaplarından okuyarak öğrenmesi lâzımdır. İş, şeriate uygun değil ise, günah veya küfürden kurtulamaz. Her gün hakîkî tevbe etmesi lâzımdır. Tevbe edilen günah ve küfür, muhakkak affolur.
Ben Müslümanım diyen kimsenin, îmanın ve İslâmın şartlarını ve dört mezhebin icmâ'ı, yâni söz birliği ile bildirdiği farzları ve haramları öğrenmesi ve önem vermesi lâzımdır. Bilmemesi özür değildir. Yâni, bilip de inanmamak gibidir. Bilmediğini öğrenmesi farzdır. Yalan söylemek, dedikodu, gıybet, iftirâ, hırsızlık, hile, hiyânet, kalp kırmak, fitne çıkarmak, başkasının malını ondan izinsiz kullanmak günahtır.

Toplam Görüntülenme: 52

Yayın tarihi: Cuma, 12 Haziran 2020

Bunları okudunuz mu?