Bu sayfayı yazdır

28 - FAZIL MUSTAFA PAŞA'NIN ŞEHADETİ

1683’deki II. Viyana bozgunundan sonra, Osmanlı ordusu bütün cephelerde yeniliyor, on binlerce şehidin kanlar pahasına fethedilen şehirler, kasabalar, kaleler, birer birer düşman eline geçiyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın bergüzarı olan Belgrad bile elimizden çıkmıştı. Koca Osmanlı İmparatorluğu bir felakete doğru sürükleniyordu. Hazine tamtakırdı. Orduda disiplin diye bir şey kalmamıştı. Güngörmüş, tecrübeli askerler:-Ah, diyorlardı, eğer Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya kıyılmasaydı, devlet bu hallere düşmezdi.

Viyana mağlubiyetinin tek sorumlusu olarak bu kahraman vezir idam edilmişti. Eğer hayatı bağışlanmış olsaydı, belki de bu bozgunun intikamını alacaktı.Bu devirde Osmanlı devleti içinde de karışıklıklar hüküm sürüyordu. Sultan IV. Mehmet tahttan indirilmiş, yerine, 40 yıldır sarayda bir odada hapis tutulan II. Osman çıkarılmıştı. Fakat o da devleti idare edecek ehliyette değildi. İdare tamamen kabiliyetsiz vezirlerin eline kalmıştı. Güngörmüş kimseler:-Devlet kimlerin eline kaldı? Diye yanıp yakılıyorlardı.1689 yılı Kasımında sadaret makamına Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa getirildi. Bu bir ümit ışığı idi. Bu vezir, Osmanlı’nın en büyük sadrazamlarından Köprülü Mehmet Paşa’nın ikinci oğlu ve Fazıl Ahmet Paşa’nın kardeşi idi. Şimdiye kadar ulunduğu bütün vazifelerde namus ve dirayeti ile kendisini göstermişti. Fazıl Mustafa Paşa, kendisine ümitle bağlanan padişahın ve devlet ileri gelenlerinin yüzlerini kara çıkarmadı. İlk olarak, halka ağır bir yük olan, “avarız, nezil, sürsat, ve imdadiye” gibi manasız vergileri kaldırdı. Büyük servetler elde eden yüksek rütbeli memurların mallarını ellerinden alıp hazineye devretti ve bu sayede ödenemeyen asker maaşlarını ödedi. bu icraatlar kısa zamanda memlekette bir ferahlık meydana getirdi. Tecrübeli kimseler-Bu vezir babasına benziyor, diyorlardı.Fazıl Mustafa Paşa bundan sonra ordu ile meşgul olmaya başladı. Bu işi de başardı. Orduda da düzen ve disiplini sağladı ve eskisinden daha mükemmel bir hale getirdi. Artık herşey tamamdı. Sıra düşmandan intikam alınmasına ve elimizden çıkan toprakların ve kalelerin kurtarılmasına gelmişti. Padişah ona “Serdar-ı Ekrem” ünvanını da vererek, ordunun başına tayin etti. Hemen harekete geçen Fazıl Ahmet Paşa üst üste büyük başarılar kazanmağa başladı. Kanuni Sultan Süleyman yadigarı Belgrad kalesini yeniden fethetti ve muhteşem bir alayla İstanbul’a döndü. Davutpaşa sahrasında bizzat padişah tarafından karşılandı. Sultan II. Süleyman vezirini yanına oturttu ve:-Hoş geldin, yüzün ak, kılıcın berrak, ekmeğim sana helal olsun. Arzum üzere hizmet eyledin. Seleflerinden hiç birine böyle ulu bir gaza müyesser olmadı, dedi. Sonra arkasından çıkardığı samur kürkünü ona giydirdi ve belinden çıkardığı murassa hançerini beline, başından çıkardığı murassa sorgucu da başına taktı. Sonra ellerini semaya kaldırdı ve ağlayarak:-Ben mükafat vermeye kadir değilim. Allah iki cihanda yüzünü ak etsin, diye dua etti. Veziriazam da yerinden kalktı ve padişahın ayaklarına kapanarak:-Hünkarım, sana ve devlete hizmet için kılıç kuşanmışımdır, cevabını verdi. O da ağlıyordu.Bütün kışı hazırlıklarla geçiren Fazıl Ahmet Paşa, 13 Mayıs 1691 günü tekrar sefere çıktı. Edirne’ye geldiğinde, burada bulunan padişah II. Osman onu karşıladı ve:-Mustafa’m, seni Cenab-ı Bârî’ye emanet eyledim, yakında yeni fütuhatlarla döner ve rikab-ı hümanuyuma yüz sürersin inşaallah, dedi.Ordu Sofya’ya geldiğinde, Sultan II. Osman’ın vefat ettiği ve yerine II. Ahmet’in geçtiği, fakat sadrazamın vazifesinde bırakıldığı ve sefere devam edeceği haberi geldi. Buradan yola devam edilip Belgrad’a gelindi ve Sava nehrinin karşı yakasına geçmek için bir seyyar köprü kuruldu. Fakat askerin az bir kısmı henüz karşı sahile geçmişti ki, yağan şiddetli yağmurların tesiriyle Tuna ve Sava nehirleri taştı. Seyyar köprü yıkıldı. Askerin yarısı da diğer yakada kaldı. Fazıl Mustafa Paşa’nın buna çok canı sıkıldı. “Bu hayra alamet değil” diyordu.Osmanlı ordusunun Macaristan üzerine doğru hareket ettiğini haber alan Avusturya’lılar, Prens Baden kumandasında kalabalık bir ordu ile harekete geçmişlerdi. Bu sıralarda Osmanlı ordusunun bulunduğu Salankamen mevkiine geldiler ve hiç vakit kaybetmeden saldırıya geçtiler. Fazıl Mustafa Paşa, mevcut askeri ile Avusturya ordusunun hücumuna karşılık verdi. Çatışma çok kanlı oldu. Osmanlı ordusunun esas kısmı, taşan nehrin karşı sahilinde kalmıştı. Düşmanla karşı karşıya kalan kısmı ise, tecrübesiz ve sayıca çok azdı. Buna rağmen düşman hücumunu püskürtmeyi başardılar. Fakat Prens Baden, ertesi gün, aldığı takviye kuvvetlerle ani bir baskın yaptı. Fazıl Mustafa Paşa, daha önceden siperlerin önüne toplar yerleştirmiş olduğundan, düşman kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Buna rağmen Prens Baden ısrarla hücumlarına devam ediyordu. Avusturya süvarileri, Anadolu beylerbeyi Kemankeş Ahmet Paşa kumandasındaki Anadolu sipahilerine şiddetle saldırdılar. Daha önce böyle bir savaş görmemiş olan Anadolu askeri, bu saldırı karşısında dağıldı. Bu hali karşıdan takibeden Fazıl Mustafa Paşa, -Gayri iş bize düştü, diyerek Kapıkulu süvarilerinin başına geçti. Kılıcını çekerek:-Yiğitlerim, ne durursuz? Koman ha, koman ha! Diye bağırarak askeri teşvik ediyordu. Serdar-ı Ekrem’in elinde kılıç, en ön safta düşmana hücum ettiğini gören asker bir anda gayrete geldi ve hızla saldırıya geçti. Fazıl Ahmet Paşa, Sultan II. Osman’ın kendisine verdiği kılıcı düşmana doğru uzatıyor ve:-Baka küffar, İşte Osmanlı geliyor! Diye bağırıyordu. Kendisini tamamen kaptırmış, düşman alaylarını bozarak, parçalayarak ilerliyordu. Kethüda kendisini ikaz ediyor:-Paşa baba, kendine dikkat et! Diye bağırıyordu. Fakat o:-Biz hayatımız için değil, padişahımız ve devletimiz için  cenk ederiz. Canın ne kıymeti var? Diyordu. Orduyu gayrete getiren ve mağlup olmak üzere iken zafere ulaştıran şey, vezirin cesareti ve ordunun başına geçmesi idi. Gaziler onun arkasında büyük bir şevk ve imanla ileri atılmışlardı. Artık Avusturyalılar için kurtuluş çaresi kalmamıştı. Fakat tam bu sırada, hain bir kurşun, kahraman vezir Fazıl Mustafa Paşa’nın tertemiz alnına isabet etti ve o anda şehit düştü. Bütün askerin gözü önünde cereyan eden bu hadise üzerine orduda bir anda karışıklık meydanda geldi. Diğer kumandanların çabası netice vermedi ve asker dağılmaya başladı. Tam mağlup olmak üzereyken bu durumu farkeden Prens Baden, derhal toparlanıp karşı saldırıya geçti . Kumandanlardan hiçbirisi, kazanmak üzere olduğumuz bu zaferi tamamlayamadı. Bu hadise, Osmanlı ordusu tarihinin en büyük mağlubiyetlerinden biriyle neticelendi. Ah, Fazıl Mustafa Paşa ah! Tedbirsiz davranmasa ve şehit düşmese idi, belki de Viyana bozgununun intikamını alacak ve Budin’e tekrar kavuşabilecektik.

Toplam Görüntülenme: 1316

Yayın tarihi: Çarşamba, 28 Ocak 2004