Bu sayfayı yazdır

Ömründe hiç yalan söylememiştir

Ebü'l-Berekât Zeynüddîn el-Müneccâ hazretleri Hanbelî fıkıh âlimidir. 631 (m. 1234)’de Şam’da doğdu. Zamanın büyük âlimlerinin derslerine katılarak fıkıh, usûl-i fıkıh, kelâm, tefsir, nahiv sahalarında yetişti ve otuz yıl boyunca Emeviyye Camii'nde, Hanbeliyye ve Sadriyye medre­selerinde ders verdi. 695'te (m. 1296) Şam’da vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:

Resûlullah Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) Peygamber olduğunu ispat eden delillerden bazıları şunlardır: 
Ne dünya işleri için, ne de âhiret işlerinde hiçbir zaman yalan söylememiştir. Ömründe bir yalan söylemiş olsaydı, azılı düşmanları, bunu her yere yaymak için, yarışırlardı. Peygamberliğinden önce ve sonra çirkin bir şey yaptığı hiç görülmedi. Ümmî olduğu hâlde [yâni kimseden bir şey öğrenmediği hâlde], pek fasîh, yâni açık ve tatlı konuşurdu. Bunun için, (Bana cevâmi'ul kelim) verildi, buyurdu. [Cevâmi'ul kelim, az kelime kullanarak, çok şey anlatmak demektir.]
Allahü teâlânın, dînini bildirmek için, meşakkatlere katlandı. Hattâ, öyle oldu ki, (Hiçbir Peygamber, benim çektiğim işkenceleri çekmemiştir) buyurdu. Bunların hepsine katlandı. Vazîfesinde hiç gevşeklik göstermedi. Düşmanlarına gâlip gelip, insanların hepsi emrine girince, güzel ahlâkında, merhametinde, tevâzuunda hiç değişiklik olmadı. Ömrünün her zamanında, herkesin gönlünü alırdı. Kendini kimseden üstün görmezdi. Ümmetinin hepsine baba gibi çok şefkâtli idi. Aşırı merhametinden dolayı, kendine (Fâtır) sûresinin, (Onların yanlış hareketlerinden dolayı üzülme!) meâlinde olan sekizinci âyet-i kerimesi ve (Kehf) sûresinin, (Onların yanlış işlerine üzülüp kendini helâk mı edeceksin?) meâlinde olan altıncı âyet-i kerimesi geldi.
Cömertliği hadden aşmış idi. Bunu frenlemesi için, (İsrâ) sûresinin, (Malının hepsini verecek kadar eli açık olma!) meâlinde olan yirmidokuzuncu âyet-i kerimesi geldi. Dünyanın geçici ve aldatıcı güzelliklerine hiç bakmazdı. Peygamberliğini bildirmeye başladığı zamanlarda, Kureyş'in ileri gelenleri, yanına gelip, (Sana istediğin kadar mal verelim. İstediğin kızı verelim. İstediğin yere başkan yapalım. Bu işten vazgeç!) dediler. Yüzlerine bile bakmadı...
Fakirlere ve kimsesizlere karşı merhametli, mütevâzı, mal ve mülk sahiplerine karşı ise, ağır başlı ve ciddî idi.

Toplam Görüntülenme: 20

Yayın tarihi: Çarşamba, 14 Ekim 2020