Alâeddîn Âbizî ve Sa’deddîn-i Kaşgârî

lâeddîn Âbizî, ilk zamanlarda Afganistan’ın kuzeybatısında bulunan Herat beldesinde zâhirî ilimleri tahsîl etmekle meşgul iken, evliyânın büyüklerinden Sa’deddîn-i Kaşgârî hazretlerini tanıdı. Bu zâtın ruhlara hayat veren tesirli sohbetlerinde yetişti. Bir ara zâhirî ilimleri okumaya devâm etmekle bırakmak arasında kararsız kaldı. Bu düşünceler içinde şehirden dışarı çıkıp, Emîr Fîrûz Şah Medresesine giderek içeri girip mescidin mihrabına oturdu. İçeride kimseler yoktu. O esnâda;
“Ey Alâeddîn! Kavuştuğun zâtın sohbetine devâm eyle. Râhat ve huzura kavuş!” diye bir ses duydu. Bu sözden, zâhirî ilimlerle bu kadar meşgûl olmasının kâfî geldiğini, bundan sonra bütün gayreti ile tasavvuf yolunda ilerlemeye çalışması gerektiğini anladı.

“Söylediklerimi duymadın mı?”
Dışarı çıkıp giderken, evliyâdan Necmeddîn Ömer isimli bir zâtın bulunduğu köye vardı. Köyde o zâtı gördü. Gönlünden; “Acabâ bu hususta bu zât bana ne tavsiyede bulunur?” diye düşünerek, Necmeddîn Ömer’in yanına yaklaştı. Necmeddîn Ömer buna;
-Biraz önce medresenin mescidindeyken sana söylediğim sözü duymadın mı? İçinde hâlâ tereddüd mü var? dedi.

Bu söz karşısında hayretler içinde kalan Alâeddîn Âbizî, o anda her şeyden alâkayı kesip, Mevlânâ Sa’deddîn-i Kaşgârî’ye teslim olmaya kat’î karar verdi ve doğruca o büyük zâtın yanına vardı. Onu görür görmez içinde, insanı Allahü teâlâya kavuşturan bu yolda, bu büyük zât vâsıtasıyla ilerlemek, her şeyiyle ona teslim olmak arzusu kuvvetlendi ve bütün kalbi ile bu zâta bağlandığını hissetti...

Bu, onun son hastalığı oldu...
Bundan sonra Mevlânâ Sa’deddîn’in sohbet ve hizmetinde bulunmaktan hiç ayrılmadı. Ondan aldığı feyzlerin bereketi ile mânevî derecelere, yüksek olgunluklara kavuştu. O büyük zâtın talebelerinin en önde gelenlerinden ve hizmetinde en çok bulunanlardan oldu. Her an Mevlânâ Sa’deddîn’in mânevî terbiyesi ve koruması altında idi.
Mevlânâ Sa’deddîn ölüm hastalığında beş ay kadar yatakta kaldılar. Ebediyete göçeceklerini yatağa ilk girişlerinde haber verdiler. Sonra bir saat kadar susup birden “Allah var!” dediler ve peşinden var kuvvetleriyle “Allah!” diye haykırdılar ve buyurdular ki: “Hayalî Rabbe tapmayıp var olan Allah’a tapınız!..”
Bunları söyledikten sonra vefat etti...

Toplam Görüntülenme: 1648

Yayın tarihi: Pazartesi, 12 Şubat 2007

Bunları okudunuz mu?