Garip göçmen Abdullah Dağıstanî

Abdullah Dağıstani’nin doğduğu günlerde Dağıstan, Rus işgal ordularının korkunç zulümleri altındaydı. Köyün manevi lideri olan dayısı ve ünlü bir hekim olan babası, Türkiye’ye hicret etmeği düşünmeğe başlamışlardı. Bu hicretin manevi açıdan o zaman uygun olup olmadığı konusunda Abdullah’ın fikrini sormuşlar, o da “Türkiye’ye göçelim” diye fikrini beyan etmişti. Hemen yola koyuldular ve Ruslar, Türkiye tarafına geçinceye kadar, hiçbirini fark edemediler, sağ salim Türkiye’ye ulaştılar. Daha sonra Şam’a yerleşen Abdullah Dağıstanî orada vefat etmiştir.

Ameliyata kadar gelme”
Abdullah Dağıstanî, bir gün şöyle söyledi:
-Peygamber efendimiz beni çağırıyor. Gidip O’na kavuşmalıyım. Ancak “Gözlerinden ameliyat oluncaya kadar bana gelme” dedi...
Bu sözleriyle sol gözündeki ileri derecedeki miyopi kusurunu kastediyordu. Göz ameliyatı gerçekleştikten sonra, yemek yemeyi tamamen kesti. Bir şeyler yemesi için ısrar edenlere:
-Ben nihai halvetimdeyim, zira Peygamber efendimiz beni çağırıyor, diye ricaları reddetti. Sadece suya batırarak kuru ekmek yiyordu. Bir talebesi son günlerini şöyle anlatmıştır:
-Bir gün Abdullah Dağıstani “Artık gidip Peygamberim’e kavuşmak istiyorum. Allahü teala ve Resûlü beni çağırıyor” dedi. Sonra vasiyetnamesini yazdı ve şöyle dedi: “Her şeyin doğrusunu Allahü teala bilir. Bana öyle geliyor ki, önümüzdeki pazar günü dünyadan göçüp gideceğim...” (Bu tarih 30 Eylül 1973, Ramazanın 4. günüydü. Hicri 1393 yılıydı.)

“Hayatımın son saniyeleri”
Vefatına şahit olan bir talebesi o günü şöyle anlatıyor:
-Dünyadan göçeceğini söylediği pazar günü saat 10.00’da bizimle beraber odasında oturuyordu. Bana, “Nabzımı say” dedi. Nabzını saydım. Kalbi çok çarpıyor, nabzı dakikada yüz ellinin üzerinde atıyordu. Sonra, “Ey oğlum, hayatımın son saniyelerini yaşıyorum ve yanımda ailemden başka kimsenin bulunmasını istemiyorum. Herkes buradan çıkıp, toplantı salonuna gitsin” dedi.
Zaten odanın içinde on kişi idik. O anda iki doktor geldi, biri benim kardeşim, diğeri de onun bir arkadaşıydı. Hep birlikte dışarı çıktık. Beklemeğe başladık. Az sonra kızının içeride “Babam öldü, babam öldü!” diye ağladığını işittik...

Toplam Görüntülenme: 2034

Yayın tarihi: Cuma, 29 Eylül 2006

Bunları okudunuz mu?