Nigâr Hanım

Nigâr Hanım’ın annesi Emina Rifati Hanım, Keçecizade Fuat Paşa’nın mühürdarı İzmirli Nuri Bey’in kızıdır. Şaire Nigar Hanım’ın tanımıyla “bir ehl-i seyfü kalem” olan Adolf Farkaş, Müslüman olduktan sonra Osman Nihali ismini alır. Osman Paşa, kimilerine göre sekiz dil bilen, müzisyen ve ressamdır. Nigâr Hanım’la babası arasında çok güçlü bir sevgi bağı vardı ve Nigâr Hanım’ın kültürünü, dünyasını da belirleyen babası olmuştur.
Osman Paşa’nın en yakın arkadaşlarından, Nigâr Hanım üzerinde de etkisi olmuş kişilerden birisi Recaizade Mahmut Ekrem’dir.

Farklı bir hayat tarzı!..
Nigâr Hanım, küçük yaşlardan itibaren yoğun bir eğitim görmüş, öncelikle Kadıköy Fransız Mektebi’ne devam etmiş, daha sonra özel hocalardan ders almıştır. Çok genç yaşta evlenmiş, fakat mutsuz olmuş ve eşinden ayrılmıştır. İlk dönemler geleneksel bir çizgide şiirler yazdıktan sonra, ortamından ve Recaizade Mahmut Ekrem gibi isimlerden etkilenerek geleneksel çizgiden çıkıp daha yeni bir çizgide yazmaya devam etmiştir. Şiirin yanı sıra düz yazılar da yazmış, çeşitli çeviriler yapmıştır.
Nigar Hanım dönemin toplumsal yapısı açısında çok önemli bir yere sahiptir, edebi yönünün yanında giyimi, konuşması, davranışları ve dönemin kadınlarından farklı bir hayat tarzı vardır. Evindeki edebiyat sohbetlerinde önemli birçok ismi ağırlamıştır...

“Gülmedi pek de şu biçare!”
İkinci Abdülhamid Han tarafından “Şefkat Nişanı” ile ödüllendirilen Nigâr Hanım, hayatının son devresinde yoğun bir yalnızlık çekmiş, bu nedenle de büyük kederlere boğulmuştur.
Nigar Hanım, 1918 yılında İstanbul’da vefat etmeden önce yanındakilere şu mısraları söylemiştir:
Ben ölürsem çektiğim derdi bilen yaran desin/Gülmedi pek de şu biçare Nigar’ın ahteri/Varlığından olmadan âlemde bir dem müstefid/Ol felaket-didenin hak-i siyah oldu yeri...

Toplam Görüntülenme: 1885

Yayın tarihi: Cumartesi, 24 Haziran 2006

Bunları okudunuz mu?