Şükrü Paşa ve Mülazım Sadık Bey

1912 senesi... Osmanlı tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Balkan Savaşı günleri... Aralık ayı başları idi. Edirne Müstahkem Mevkii Kumandanı Şükrü Paşa:
-Son kurşunu atmadan şehri düşmana teslim etmem, diyordu.
Bulgarlar tarafından kuşatılmış bulunan Edirne dışında bulunan ve şehirdeki karargah ile irtibatı kesilmiş olan bir birliğe yeni bir talimat göndermek ihtiyacını duydu. Bu kolay bir iş değildi. Talimatı götürecek bir veya birkaç kişi, kuşatma hattını geçerken ölümle karşı karşıya gelebilirdi. Bu işe en uygun, Teğmen Sadık’tı...

Tehlikeli ve şerefli bir vazife!..
Şükrü Paşa, Mülazım Sadık’ı makamına çağırdı ve bir baba şefkati ile elini omzuna koydu:
-Oğlum, dedi, sana tehlikeli, fakat çok şerefli bir vazife vermek istiyorum. Senin gibi bir Türk evladının cesaret ve kahramanlığını arttıracak sözleri de fazla buluyorum. Ne dersin?
Sadık hazırol vaziyetinde duruyor, gözünü kırpmıyordu. Yalnız, bakışları o kadar tatlıydı ki, kendisine gösterilen güven ve teveccühten çok sevindiği derhal belli oluyordu.
-Her tehlikeli vazife bana şeref verir Paşam. Hata bu, hayatım pahasına bile olsa!..
Paşa sordu:
-Hayatım pahasına mı dediniz?
-Evet Paşa hazretleri, hayatım pahasına bile olsa...
Şükrü Paşa teğmenin bu mertçe sözlerden duygulanmış ve gözleri dolmuştu.
-Öyle ise, dedi, kurmay başkanını gör, ondan lüzumlu talimatları al. Bu akşam hava karardıktan sonra yola çıkarsın. Allah yardımcın olsun Sadık.

Görevini başarmıştı, ancak...
Teğmen Sadık topuklarını birbirine vurdu.
-Başüstüne Paşam, diyerek geriye döndü, sert adımlarla kumandanın odasından çıktı...
Kısa bir zaman sonra Şükrü Paşa, yanında kurmay başkanı olduğu halde topçu mevzilerini teftiş ettikten sonra karargâha dönmüştü. Kendisine bir kurmay yüzbaşı yaklaştı ve acı haberi verdi:
-Teğmen Sadık şehit oldu Paşam!
Teğmen Sadık görevini başarmış, fakat geri dönerken düşmanın bir yaylım ateşine maruz kalarak vurulmuştu...

Toplam Görüntülenme: 1637

Yayın tarihi: Pazar, 03 Aralık 2006

Bunları okudunuz mu?