Bu sayfayı yazdır

Bir gönül sultanı... Abdullah el-Harrâz

Abdullah el-Harrâz, evliyânın büyüklerindendir. Rey şehrinde doğup büyüdü. Doğum târihi bilinmemektedir. Hicrî 922 (H.310) târihinde vefât etti. Rey ve Bağdâd’da ilim tahsîl etti. Çok hadîs-i şerîf ezberledi. Mâlik bin Enes’den hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden de Ebû Zür’a Ahmed bin Hanbel ve oğlu ile İmâm-ı Begavî ve Müslîm hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundular...
Abdullah el-Harrâz hazretleri evliyânın büyüklerinden Ebû İmrân Kebir’in sohbetlerinde mânevî olgunluğa kavuşup, kemâle geldi. Ebû Hafs Haddad ile görüştü. İlim ve irfanı ziyâdeleşti. Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin talebeleri ona çok hürmet ederlerdi...

Bir hac yolculuğunda...
Abdullah el-Harrâz harâm ve şüphelilerden çok sakınan bir zât idi. Kimseden çekinmez dâimâ hakkı söylerdi. Bir defâsında talebelerinden yirmi sekiz kişi ile birlikte hac yolculuğuna çıkmıştı. Mekke’ye yakın bir yerde konakladılar. Orada; “Yavrularım şimdi sizi Allahü teâlâya emânet ediyorum” buyurdu. Talebeleri; “Efendim! siz nereye gidiyorsunuz?” diye sordular. O; “Ben Rey’den buraya kadar sizinle sohbet ederek ve sizi gözeterek geldim. Gönlümü size vermiştim. Şimdi ise tekrar Rey’den tarafa gidiyorum. Hac niyetimi oradan yapacağım. İnşallah yine sizlere kavuşurum” buyurdu ve geri döndü. Nasihatlerinden bazıları şunlardır:
“Kulluğun en güzeli, kulun Allahü teâlânın verdiği nîmetler karşısında, şükürden âciz olduğunu bilmesidir.”
“Sabrın alâmeti şikâyeti terk, musîbet ve sıkıntıları gizlemektir.”
“Açlık zâhidlerin, dünyaya düşkün olmayanların; zikir âriflerin gıdâsıdır.”
“Ağyâra yâni yâr ve dost olmayana iltifât etmemek, ona sırrı açıklamamak, yüzünü hakka dönmüş olmanın alâmetlerindendir.”

Herkesi gözeten bir zât idi...
Yûsuf bin Hüseyin der ki:
“Abdullah el-Harrâz gibi bir kimse görmedim. O da kendisi gibi kimse görmedi. Çok mürüvvet sâhibi, herkesi görüp gözeten bir zât idi.”
Muhammed bin Dâvûd Dîneverî anlatır:
“Abdullah el-Harrâz Mekke-i mükerremede iken bir defâsında sohbetine gittim. Dört gündür bir şey yememiştim. Sohbete başladığında; ‘içimizden biri dört gündür aç. Açlıktan feryâd ediyor. Yâni ben açım der gibi bir hâli var’ dedi. Sonra da; ‘Dünyâya gelen bir canlı Allahü teâlâdan ümid ettiği şeye kavuşunca hayâtını vermiş ne ehemmiyeti var?’ buyurdu. Bunları söyledikten kısa bir zaman sonra da vefat etti...

Toplam Görüntülenme: 1584

Yayın tarihi: Pazar, 22 Temmuz 2007