Bu sayfayı yazdır

Herkes dünyada iken hesabına baksın

Mahfûz bin Abdullâh Termesî hazretleri Şâfiî fıkıh âlimidir. 1285 (m. 1868)’de Endonezya’da Cava’nın Tremas şehrinde doğdu. Burada Tegalsari Pesantreni’nde tahsil gördükten sonra Mekke’ye giderek İbrâhim el-Bâcûrî’den Şâfiî fıkhı tahsil etti ve icâzetnâme alarak Mescid-i Harâm’da ders vermeye başladı. 1338 (m. 1920)’de Mekke’de vefat etti. “Mevhibetü zi’l-fazl alâ Şerh-i İbn-i Hacer” en önemli eseridir. Bu kitabında şöyle yazmaktadır:

Enbiyâ sûresi, kırkyedinci âyetinde meâlen, (Kıyâmet günü terâzi kuracağım. O gün, kimseye zulmedilmeyecektir. Herkesin, dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülüklerini meydana çıkarıp, terâziye koyacağım. Herkesin hesabını yapmaya yetişirim) buyurdu. Bunu haber verdi ki, herkes dünyada kendi hesabına baksın.
Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Akıllı şu kimsedir ki, günü dörde ayırıp, birincisinde, yaptıklarını ve yapacaklarını hesap eder. İkincisinde, Allahü teâlâya münâcât eder, yalvarır. Üçüncüsünde, bir sanatta veya ticârette çalışıp, helâl para kazanır. Dördüncüsünde, istirâhat eder ve mubâh olan şeylerle kendini eğlendirip, haram şeyleri yapmaz ve onlara gitmez.)
İkinci halîfe, Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh” buyurdu ki: "Hesabınız görülmeden evvel, kendinizi hesaba çekiniz!"
Allahü teâlâ, meâlen buyurdu ki: (Şehvetlerinizi, [yâni nefsin arzularını] haramlardan almamaya uğraşınız ve bu cihâdda sebât ediniz, dayanınız!) Bunun içindir ki, din büyükleri, bu dünyanın bir pazar yeri gibi olduğunu ve burada, nefis ile alışverişte olduklarını anlamışlardır. Bu ticâretin kazancı Cennettir. Ziyânı da Cehennemdir. Yâni kârı, ebedî saadet, ziyânı da, sonsuz felakettir. Bunlar nefislerini, ticâretteki ortak yerine koymuşlardır. Ortak ile, önce şartnâme yapılır, sözleşilir. Sonra, işlerine, sözünde durup durmadığına dikkat edilir. Nihâyet hesaplaşılıp, hiyânet yapmışsa mahkemeye verilir. Bunlar da, nefisleri ile, bir ortak gibi, sıra ile şu işleri yaparlar: Şirket kurmak, onu murâkabe edip gözetmek, muhâsebe, yâni hesaplaşmak, mu'âkabet yâni cezâlandırmak, mücâhede yâni onunla uğraşmak ve muâtebet yâni onu azarlamaktır.

Toplam Görüntülenme: 105

Yayın tarihi: Pazar, 30 Mayıs 2021