Bu sayfayı yazdır

Câhiller, ölüyü diriltmeyi büyük kerâmet sanır

Hayalî Ahmed Şemseddin Efendi evliyanın meşhurlarından İbrahim Gülşenî Hazretlerinin oğludur. Babasının terbiyesinde yetişerek sülûkunu tamamladı ve icazet alarak, onun vefatından sonra makamına geçti. 977 (m.1569)’da de vefat ederek babasının yanına defnedildi. Buyurdu ki:

Bu dünyâda evliyânın belli olması lâzım değildir. Doğru ile yalancının karışması lâzımdır. Bu dünyâda hak ile bâtılın, doğru ile yanlışın karışması lâzımdır. Velînin, kendi vilâyetini bilmesi de şart değildir. Kendi vilâyetini bilmiyen evliyâ çok idi. Bunları, başkaları nasıl tanıyabilir? Tanımalarına lüzum da yoktur. Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” hârikalar göstermesi lâzımdır. Böylece, Nebî, Nebî olmayandan ayrılır. Çünkü, Nebînin Peygamberliğini tanımak herkese lâzımdır. Evliyâ, insanları, kendi Peygamberinin dînine çağırdığı için, Peygamberinin mucizeleri kendilerine yetişir. Evliyâ, eğer İslâmiyyetten başka bir şeye çağırmış olsaydı, o zaman, hârikalar göstermesi elbette lâzım olurdu. İslâmiyete çağırdığı için, hârika göstermesi hiç lâzım değildir. Din âlimleri, herkesi, kitaplarda yazılan emirleri yapmaya çağırıyor. Evliyâ, hem buna çağırıyor, hem de İslâmiyetin bâtınına davet ediyor. Önce, İslâmiyete çağırıyor, sonra, Allahü teâlânın ismini zikretmeyi gösteriyor. Her zamân, aralıksız olarak, zikr-i ilâhî ile olmayı ehemmiyetle istiyorlar. Böylece, vücûdu muhabbet kaplayıp, kalbde Allahü teâlâdan başka bir şey bulundurulmaz. Her şey öyle unutulur ki, insan kendini ne kadar zorlasa, Allahü teâlâdan başka bir şey hâtırlayamaz. İrşâd etmek, bu iki daveti yapmak demektir. Hârikanın, kerâmetin burada hiç yeri yoktur. Uyanık bir talebe, tasavvuf yolunda ilerlerken, üstâdının nice hârikalarını, kerâmetlerini hisseder. O bilinmez yolda, her ân, onun mededine baş vurup, hep yardımına kavuşur. Evet, başkaları için hârikalar göstermesi lâzım değildir. Fakat talebesine her ân kerâmet göstermekte, hârikalar, üst üste gelmektedir. Talebesi, üstâdının hârikalarını hissetmez olur mu ki, ölü olan kalbine hayât vermektedir. Onu, müşâhedelere, keşiflere kavuşturmaktadır. Câhiller, ölüyü diriltip, mezârdan çıkarmayı, büyük kerâmet sanır. Büyükler ise, ölü kalbleri diriltmeye, hasta rûhları tedâvî etmeye ehemmiyet verir. Doğrusu da, kalbleri, rûhları diriltmek yanında, ölüleri diriltmenin hiç kıymeti yoktur. Çünkü ölüyü diriltmek ona birkaç günlük ömür kazandırır. Kalblerin diriltilmesi ise, sonsuz hayâta kavuşturur.

Toplam Görüntülenme: 62

Yayın tarihi: Cumartesi, 31 Temmuz 2021