Bu sayfayı yazdır

Tasavvuf, halk içinde Hak ile olmaktır

Ebû Amr Osman bin Merzûk hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Mısır'da doğdu. 1168 (H.564) târihinde Mısır'da vefât etti. Mâlikî mezhebi müftîsiydi. Mısır'da yetişip ilim ve edeb öğrendi. Güzel hâllere kavuştu. Çok kerâmetleri görüldü; 

Bir gün Mısır'da Osman Kureşî hazretlerinin yanına iki kişi geldi. Birisi Arapçayı biliyor, diğeri de hiç bilmiyordu. Birbirlerinin sözlerini hiç anlamazlardı. Arapça bilen; "Ne olsaydı da ben de Fârisî dilini bilseydim" derdi. Acem de; "Ben de bir Arabî biliverseydim" derdi... Bu ikisi Osman Kureşî hazretlerinin dergâhında gecelediler. Sabah Şeyh hazretlerinin huzûruna çıktılar. Arabî bilen Fârisî ile, Fârisî bilen Arabî ile konuşmaya başlayıverdi. Arabî bilen; "Bu gece ben rüyâmda İbrâhim aleyhisselâmı gördüm. Yanında Osman Kureşî hazretleri vardı. İbrâhim aleyhisselâm, Şeyh Osman'a hitâben; (Bu kişi Fârisî dili bilmek istiyor. Ona tâlim eylersiniz) diye emretti. O da bana nazar edip ağzıma eliyle dokundu. Uyandığımda Fârisî konuşur oldum" dedi. Diğeri bunu duyunca; "Ben de bu gece bir rüyâ gördüm. Peygamber efendimiz hazretleri ve yanında Osman Kureşî hazretleri vardı. O zaman Efendimiz, Şeyh Osman hazretlerine emredip Arabî öğretmesini bildirdiler. O da eliyle ağzıma dokundu. Kalktığımda çok rahat Arabî lisânını konuşur oldum" dedi.

Hikmetli sözleri de pekçoktur. Sevdiklerine sık sık; "Nefsini bilene, insanların övmesi zarar vermez. Kendini bilmeyip de insanların medhetmesine kapılanların vay hâline!.." buyururdu.

Kendisine; "Tasavvuf nedir?" dediler. Bunun üzerine o; "Tasavvuf, halk içinde Hak ile olmaktır. İnsan, sâhibini bir an unutmamalıdır. Allahü teâlâyı bir an kalpten çıkarmak (unutmak), büyük bir felâkettir. Yüksek bir yerden düşmektir" buyurdu. Yine ona; "Hakîki kul kime denir?" dediler. O; "Hakîkî kul, Mevlâsı hâriç, her şeyden ümidini kesendir" buyurdu. Kimlerden sakınalım diye sorduklarında; "İşi karışık kimselerle düşüp kalkanın, hâli de karışık olur" buyurdu.

Talebelerine nasîhati şöyle oldu: "Bu yola girenin, her şeyden önce bu yolun edebini öğrenmesi lâzımdır. Hiçbir edepsiz vâsıl-ı ilallah olamamış, Allahü teâlâya kavuşamamıştır. Allahü teâlânın zâtında ve sıfatlarında mârifet sâhibi olmak isteyenin, basîret sâhibi olması lâzımdır. Zerreden Arş'a kadar bütün mahlûkât, Allahü teâlânın ezelî varlığının bir delîlidir. İbret nazarıyla bakanlar, O'nun varlığını, birliğini, kudret ve azametini ancak basîreti kadar görebilirler."

Toplam Görüntülenme: 124

Yayın tarihi: Pazar, 30 Temmuz 2023