Bu sayfayı yazdır

Borcumu ödemek nasip eyle yâ Rabbî

Cerrâhî Nûreddîn Efendi büyük velîlerdendir. Soyu, Ebû Ubeyde bin Cerrâh'a (radıyallahü anh) ulaşır. 1671 (H.1082) senesinde İstanbul’da doğdu. Zâhirî ilimleri öğrenmek için medreseye gitti. Medrese tahsîlini tamamladıktan sonra, çok genç yaşta Mısır kâdılığına tâyin edildi. Fakat Mısır kâdılığı vazîfesini kabûl etmeyerek Selâmi Dergâhında ders veren Ali Efendinin sohbetlerine devam etti. İcazet aldıktan sonra Cerrah Paşa Câmiinde vaaz vermeye başladı. Sonra Karagümrük’te bir dergah yapılarak burada talebe yetiştirdi. 1720 (H. 1133) senesinde İstanbul'da vefât etti.

Cerrâhî Nûreddîn Efendi bir gün annesine; "Anneciğim! Bana izin ver de hacca gideyim. Dînin bana farz kıldığı vazîfemi yapayım" dedi. Annesi bu isteğini uygun buldu. Cerrâhî Nûreddîn Efendi hazırlıklara başlayıp, gerekli parayı tedârik ettikten sonra, annesi ve sevenlerine vedâ etti. Onu hacca götürecek kervanın yanına giderken, yolda iki gözü iki çeşme ağlayan bir adam gördü. Adam âdetâ kendisinden geçmiş, hem ağlıyor, hem Allahü teâlâya şöyle duâ ediyordu: "Yâ Rabbî! Ölümden evvel lütfet, bana borçlarımı ödemek nasip eyle. Beni borçlu yatırma yâ Rabbî!" Cerrâhî Nûreddîn Efendi merak edip, adamın koluna girerek; "Kardeşim ne kadar borcun var?" diye sordu. Borçlu adam kendine suâl soran bu nûr yüzlü gence ümitle bakarak, mikdârını söyledi. Adamcağızın borcu, Cerrâhî Efendinin cebindeki para kadardı. Cerrâhî Nûreddîn Efendi cebindeki para kesesini çıkarıp adama vererek; "Bu sana Allahü teâlânın bir ihsânıdır" dedi ve oradan hızla uzaklaştı... Bir süre sonra; "Ben nereye gidiyorum? Artık param da yok" diye düşündü. Ayakları onu Edirnekapı Sakızağacı kabristanındaki namazgâha götürdü. Allahü teâlânın izni ile kilometrelerce uzaklıktaki Kâbe'ye giderek hac törenine katıldı. Arefe günü, binlerce hacıyla birlikte; "Lebbeyk, lebbeyk!" derken, semâya uzattığı elleri, kavurucu güneş altında yanıp kavruldu. Hac töreni bitince, Cerrâhî Efendi, Sakızağacı'ndan evine döndü. Annesi bu duruma hayret etti. Fakat bir şey söylemedi. Kervanlar dönünce, İstanbul'da bir kaynaşma başladı. Yükünü eve bırakan doğru Cerrâhî Efendinin dergâhına gelerek; "Tebrik ederiz, tebrik ederiz. Arafat'ta "Lebbeyk, lebbeyk!" çağırırken ne güzel, ne mübârektin! Hepimiz seni seyrederek nûrlandık. Çoğumuz rüyâmızda senin hürmetine haccımızın kabûl olduğunu gördük" dediler.

Toplam Görüntülenme: 43

Yayın tarihi: Pazartesi, 25 Mart 2024