Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.822
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
İstanbul'da belediye ile ilgili işlerden biri de su sorunuydu. Kanuni Sultan Süleyman, Kırkçeşme sularını İstanbul'a getirttiği zaman milletin yüzü biraz güldü. Her tarafta çeşmeler yapıldı. Ebussuud Efendi de Yazıcı çiftliği yöresinden bulduğu suyu Turunçluk suyu ile birleştirdi, bir çeşme yaptırmaya karar verdi. Su yolları yapmak için büyük bir çalışma başladı. Su yollarının onarımı için Mısır'dan hamallar bile getirildi. Sular İstanbul'a düzenli bir biçimde dağıtılacaktı. Eğrikapı dışında büyük bir su hazinesi vardı. Bu hazine altmış lüleye bölünüyordu. Bu sular hazinelerden çeşmelere dağıtıldı. Sultan Süleyman dönemine gelinceye kadar çeşmelerin suyu hep boşa akardı. Gece gündüz akan çeşmelerden dolayı sokaklar çoğunlukla bataklık haline gelirdi. Sonunda burma lüleler bulundu. Hem sokaklar çamurdan kurtarıldı, hem de suların boşa akmasına engel olundu. Böylece artan suyu isteyenler hayrat çeşmeler yaptırarak oralara akıtırlardı. Fakat burma lülelerin, yani muslukların icadı birçoklarının işine gelmedi. Bazı mahallelerde imam ve cemaat: "Akan su bahçelerimize verilmiştir. Yabana akarsa aksın. Burma lüleye rızamız yoktur" dediler, burma lüleleri kaldırmaya çalıştılar. Bu konuda en ileri gidenler sipahilerdi. Bu sorun üzerine Sultan Süleyman İstanbul kadısına şu hükmü yazdı: "Çeşmelere burma lüle takıldığından lüleyi ufaltan eğer sipahi ve başka kullarım taifesi ise kapıma arz eyleyesin. Ve eğer ehl-i cihetten (yöre halkından) ise cihetten alup ahare (başka tarafa) veresin. Ve eğer şehirli halkından ise muhkem hakkından geldikten sonra cerimesini (cezasını) aldırasın. Ve yabana akmak ecli (nedeni) için açık koyanların dahi vech-i meşruh (açıklanan nedenlerle) üzre haklarından gelesin.
Cihanın boyun eğdiği Padişahın fermanı okunuyordu. Sultanlar Sultanı 2. Bayezid-i Veli, Preveze Sancakbeyine:"İlk yaz olup, çiçekler açıncaya dek, 40 pare tekne hazırlatup, deryaya salasın!"Sancakbeyi Mustafa Bey, şanı yüce fermanı üç kere okuyup başına koydu. Ve hemen gerekeni yapmaya koyuldu.Bu 40 gemi ile Donanma-yı Hümayun'a katılacak ve Yunanistan seferine çıkacaktı. Fakat karanlık gecede kara düşler gören kara niyetli kafirler, Preveze'ye ani bir baskın yaptılar. Tersane kızaklarında bulunan gemilerin yarısını yaktılar. Buna rağmen Mustafa bey gemilerin yarısını kurtarmış ve düşmanları cehenneme yolcu etmişti.
Şamlı Ebu Kudame isimli bir mücahid, Mescid-i Nebevi'de oturmuş arkadaşlarına, başından geçen enteresan bir hadiseyi anlatıyordu. Gelin, biz de kulak verelim bu mücâhidin anlattıklarına:
Ahmed Berkâni hazretleri hadis ve fıkıh âlimlerindendir. 336'da (948) Türkistan'da Hârezm'e bağlı Berkan kasabasında doğdu. Medrese tahsilinden sonra Bağdat'a yerleşti ve burada hadis dersleri vermeye başladı. 425 (m. 1034) vefat etti. Naklettiği bazı hadis-i şerifler:
Hamîdüddîn Nâgûrî hazretleri Hindistan ulemâ ve evliyâsının büyüklerindendir. Jawapur eyâletindeki Nagur’da doğdu. Şam ve Bağdât’ta din ilimleri tahsîl etti. Şihâbüddîn Sühreverdî hazretlerinin sohbetleriyle şereflendi ve halîfesi olarak Hindistan’a gitti. Orada Çeştî büyüklerinden Hâce Kutbüddîn Bahtiyâr Kâkî’ye talebe oldu. Hem Sühreverdî, hem de Çeştî büyüklerinin yolunda ilerledi. Feridüddîn Genc-i Şeker hazretleriyle sohbet etti. Hindistan’ın çeşitli şehirlerinde kadılık yaptı. 1252 (H.650) yılında Delhi'de vefât etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Sultan II. Mahmud Han zamanında yaşlı bir kadıncağız duymuş ki, Hazreti Hızır her gün yatsı namazında, Yeni Câmi'de görülürmüş. Kendisi de zâten Hızır Aleyhisselâm'ı görmeyi öteden beri çok istermiş. Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yeni Câmi'ye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya. O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısından bir yaşlı amca çıkagelmiş.- Neye bakarsın hâtun?-Dediler ki, bu câmide her gece Hızır Aleyhisselâm görünürmüş. Onu görmeye geldim.