Resûlullaha hürmet ve tazim farzdır

Yahyâ bin Muhammed hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. “İbn-i Kirmânî” diye meşhûr oldu. 762 (m. 1361)’de Bağdad’da doğdu. 833 (m. 1430)’de Kâhire’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:

Allahü teâlâ, Resûl-i ekreme (sallallahü aleyhi ve sellem) hürmet ve tazimi farz kıldı. Onun huzurunda, O’ndan önce konuşmayı, O’na karşı edebe uymayan işlerde bulunmayı yasakladı. Eshâb-ı kirâma, Resûlullahın ağzından çıkanları dikkatle dinlemelerini emretti. Herhangi bir şekilde muhalefet etmekten seslerini O’nun sesinden fazla çıkarmaktan menetti. O’na hayatta iken de, vefâtından sonra da hürmet etmelerini emretti. O’nu, birbirlerini çağırdıkları gibi çağırmamalarını emretti. O’na, sevdiği isimler arasında en güzeli ile hitâb etmelerini emretti. O’nun yanında sesini alçaltarak konuşanları övdü ve onları af ve mağfiret buyuracağını ve büyük mükâfata kavuşturacağını vadetti. Bu sebeple Eshâb-ı kirâm (radıyallahü anhüm), Server-i aleme çok hürmet ve tazimde bulunurlardı.
Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer (radıyallahü anhümâ), Resûlullaha gözlerini kaldırıp bakamazlardı. Etrâfında otururlarken sanki başlarının üzerinde kuş varmış gibi otururlardı.
Resûl-i ekrem abdest aldığı vakit, Resûl-i ekremin abdest suyunu alabilmek için birbirleri ile yarış ederlerdi. Resûlullahın saçından bir kıl düşünce, onu alabilmek için çok gayret gösterirlerdi. O’nun emirlerine uyabilmek için canla başla çalışırlardı. Resûlullahın kapısını parmakları ile değil, tırnakları ile çalarlardı. Bir şey soracakları vakit, Resûlullaha hayâlarından dolayı onu sormaya cesâret edemezlerdi.
Resûlullaha hayatlarında olduğu gibi, vefâtlarından sonra da hürmet ve saygı lâzımdır. Selef-i sâlihîn, Resûlullahın bir hadîs-i şerîfini duydukları zaman, derhâl onu alırlar, ezberler ve manasına göre amel ederlerdi. O’nun hadîs-i şerîfi okunduğu zaman, hürmetle dinlerlerdi. Bir kısmı, Resûlullaha dâir bir şey işittiği zaman, olduğu hâlde kalır, pürdikkat dinler, gözlerinden yaşlar akar, anlatılandan dolayı hayran kalır, rengi atıp, sapsarı olurdu. Abdestsiz asla hadîs-i şerîf yazmazdı. Yatarak veya ayakta hadîs-i şerîf okumayı hoş görmezdi. Kendisinden hadîs-i şerîf okuması istendiği zaman, derhâl gusül abdesti alır, temizliğini yapar ve yeni elbiselerini giyerdi.

Toplam Görüntülenme: 112

Yayın tarihi: Perşembe, 16 Ağustos 2018

Bunları okudunuz mu?