44 - RODOS ZAFERİ

1520 senesinde, babası Yavuz Sultan Selim’in vefatından sonra tahta çıkan Kanuni Sultan Süleyman, ilk seferini Belgrad üzerine yaptı ve 12 Temmuz 1521’de burçlara zafer sancağını çekti. Haçlı devletlerinin Akdeniz’deki müstahkem kalesi olan Rodos, aynı zamanda korsanların da üssü haline gelmişti. Akdeniz’in neresinde bir Müslüman gemisi yakalansa, buraya getirilirdi. Batı Akdeniz'de İspanyollardan kaçabilen bir Müslüman gemisi, doğu sularında mutlaka Rodosluların eline düşerdi. Ada zindanları Türk ve Müslüman esirleri ile dolup taşıyordu. Osmanlı donanması bu suları kontrol edecek kadar güçlü değildi. Bu yüzden ticari gemiler her zaman bir tehlike ile karşı karşıya idi.

Kanuni Sultan Süleyman, dedesi Fatih Sultan Mehmet’in çok arzu ettiği, fakat başaramadığı Rodos’un fethi için harekete geçti. İlk olarak adaya casuslar gönderdi ve kalenin şiddetli bir kuşatmaya dayanamayacağını, ayrıca korsanlar ile şövalyeler arasında bir çekişme yaşandığını öğrendi.Padişah, son kararın verilmesi için divan-ı hümayunu topladı ve vezirlerine:-Korsan ceziresi Rodos’un fethini mukarrer kıldım. Ne dersiz?Pîrî Mehmet Paşa, padişahı tasdik etti:-Efendimiz keramet buyururlar. Cezirenin zindanlarında inleyen ayağı prangalı, boynu zincirli çaresiz dindaşlarımızı kurtarmak gerektir.Kaptanı derya Kurdoğlu Muslihittin Reis de aynı şekilde fikir beyan etti. Nihayet, 4 Haziran 1522 günü Donanma-yı Hümayun, 300 gemi ile Rodos’a müteveccihen, İstanbul’dan hareket etti. Şimdiye kadar böyle büyük bir donanmanın sefere çıktığı görülmemişti. Gemilerde 40.000 levent ve 20.000 azep askeri vardı. 13 Haziran günü de Kanuni Sultan Süleyman Han, Ordu-yu Hümayun’un başında, Üsküdar’a geçti ve 43 gün süren bir yürüyüşten sonra Rodos adasının tam karşısındaki Marmaris’e gelindi. O gün ve o gece, bütün ordu gemilerle adaya taşındı. 28 Temmuz günü Rodos kalesi beş koldan kuşatıldı. Savaş çok çetin başladı. Hendekler cesetlerle doluyordu. İspanyol, İtalyan, Alman, İngiliz ve Hollanda şövalyelerinin savunduğu kale, inatla direniyordu. Osmanlı askerinin açtığı lağımlara karşılık, düşman da mukabil lağımlar açıyordu. Bu yüzden iki taraf da ağır kayıplar veriyordu. Sultan Süleyman, her gün mevzileri yakından inceliyordu. 4 Eylül’de İngiliz burcuna kazılan lağımlar patlamış ve kalenin bir kısmı havaya uçmuştu. Açılan gedikten içeri girenler çetin bir direnişle karşılaştılar ve ağır kayıplar vererek geri çekildiler. 13 Eylül günü girişilen umumi taarruz da bir netice vermedi. Muhasaranın uzaması karşısında padişah sabırsızlanıyor, Veziriazam Pîrî Mehmet Paşa ile Sefer Serdarı Mustafa Paşa’yı sıkıştırıyor:-Kulluk bu mudur? Neden ziyade ikdam göstermezsiniz? Diyordu.Bu iki tedbirli vezir, başlarını öne eğiyorlar:-Nusret sabriledir sultanım! Diyorlardı. Rodos kalesi top ve tüfekle kolay alınacağa benzemiyordu. Şövalyeler kendilerini çok iyi savunuyorlardı. Yapılan bir toplantıda, lağımların bir anda patlatılmasından sonra bütün kollardan birden taarruza geçilmesi kararlaştırıldı. Bütün kazmacılar, gece lağım kazmaya başladılar. Böylece kale duvarları temelinden yıkılacaktı. 24 Eylül günü şafak sökerken patlatılan lağımlar, kale duvarlarını havaya uçururken, donanmanın büyük topları da denizden surları dövüyordu. “Allahü Ekber” nidalarıyla hücuma kalkan asker de yıkılan duvarlardan içeri girmeye çalışıyordu. Surlardan aşağı dökülen kızgın katranlar, askerin gediklerden içeri girmesini zorlaştırıyordu. O gün kale civarı mahşere dönmüştü. Ölen ölüyor, kalan kalıyordu. Sultan Süleyman harekatı bizzat idare ediyor, askerin şevkini ve cesaretini arttırıyordu:-Ne durursuz şahbazlarım, vurun kurtlarım! Naralarıyla askeri hücuma kaldırıyor, manevi bir güç veriyordu.O gün akşama kadar yapılan hücumlardan da bir netice alınamadı. Üstelik binlerce asker şehit düştü. İki gün sonra tekrar başlayan hücumlar birbirini kovaladı, fakat hiçbir netice alınamadı. 21 Ekim’de yapılan bir hücumda Mısır Valisi Hayırbay Paşa şehit düştü. Bu arada casusların getirdiği bir haberde, surların önüne lağım kazılacağı ve buralara barut doldurulup, Türkler hücuma geçtiği sırada patlatılacak ve ağır kayıplar verdirilecekti. Bunu haber alan Sultan Süleyman Han, düşmandan önce davrandı ve hücum emrini verdi. Şiddetli bir savaş oluyor, kan gövdeyi götürüyordu. Hendekler bir anda cesetlerle dolmuştu. Günlerce devam eden bu taarruzlardan da bir netice alınamadı. 10 Aralık günü padişah, kaleye iki elçi yollayarak, üç gün içinde teslim olurlarsa merhametli davranacaklarını, aksi takdirde taş üstünde taş bırakmayacaklarını ihtar etti. Rodos şövalyeleri üç gün sonunda padişaha red cevabı verdiler ve müdafaaya devam edecek lerini bildirdiler. Bunun üzerine hücumlar daha da şiddetli olarak devam etti. Kanuni:-Surları çeviren her karış toprakta asker kullarımın mübarek kanları vardır. Ölürüm de kaleyi küffar elinde bırakmam, diyordu. Nihayet, 19 Aralık’ta Rodos Başşövalyesi L’Isle Adam, şu şartlarla kaleyi teslim edebileceklerini bildirdi:“Adada kalmak isteyenlerin dînî âyinlerinde serbest olması, beş yıl süreyle halktan vergi alınmaması, isteyenlerin üç yıl içinde adayı terkedebilmesi, şövalye ve savaşçıların Osmanlı gemileriyle Girit adasının Kandiye kalesine nakledilmesi, adanın on iki güne kadar boşaltılarak teslim edilmesine izin verilmesi.”20 Aralık günü L’Isle Adam, yanında ünlü şövalyelerle birlikte Osmanlı ordugahına geldi. Daha sonra padişahın huzuruna kabul edildiler. Sultan Süleyman, mağlupları vakur bir eda ile süzdü, fakat yüzünde kin ve nefretten eser yoktu. Başşövalye, şimdiye kadar aman dilemedikleri için cezalandırılmalarını, affedilmelerini istedi. Konuşurken sesi titriyordu. Sultan Süleyman bundan müteessir oldu:-Memleketler kaybetmek hükümdarların nasiplerinde vardır. Elem çekmeyin. Siz vazifenizi yaptınız, dedi. Başşövalye yerlere kadar eğildi. Padişah da onlara kıymetli hediyeler vererek gönderdi.Padişah, 29 Aralık’ta şehre girerek kaleyi dolaştı. Başşövalyenin sarayını gezdi ve kendisine iltifatlarda bulundu. Ertesi gün şehrin muhafazası için 1.000 asker bırakıldı. Birkaç gün sonra Başşövalye, veda etmek için padişahın huzuruna çıktı. Dört altın vazo sundu. Gösterilen iyi muameleden dolayı teşekkürlerini tekrarladı:-Bütün Hristiyan orduları emrimde olsa, yine sizin karşınıza çıkma cesaretini gösteremem. Hristiyan devletleri bize yardım etmediler. Fakat korkarım ki, muzaffer kılıcınız bir gün onların da başlarında gezecek. Müsaade buyurursanız, bu akşam adadan ayrılmak istiyoruz. Dedi.Ertesi Rodos’un en büyük kilisesi olan Saint Jean’da Cuma namazı kılınarak camiye çevrildi. Her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanan Rodos, yüzyıllarca Osmanlı toprağı olarak kaldı.

Toplam Görüntülenme: 3454

Yayın tarihi: Cuma, 13 Şubat 2004

Bunları okudunuz mu?