Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.499.632
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
Ünlü şair Yahya Kemal, İstanbul'un işgal altında bulunduğu günlerde, İngilizlerin Topkapı Sarayını yağmalayacağı söylentileri üzerine derhal saraya gitmiş ve Saray Katiplerinden Lütfi Bey ile dolaşırken intibalarını dile getirmişti. Bu yazısında, Hırka-i Saadet Dairesi'nde karşılaştı ğı manzarayı şöyle anlatır:"Revan Köşkü'nde gezerken kulağıma derinden bir Kur'ân-ı Kerim sesi geldi. Birdenbire İslam mimarisini tam mânâsıyla gördüm. Çünkü İslam mimarisnin içinde, bir ruh gibi, muhak kak rahle başında bir Kur'ân-ı Kerim sesi lazım. O olmadığı zaman bu mimâri, kuru bir şekilde görünüyor. Bu fikrimi rehberim Lütfi Bey'e söyledim ve bu Kur'ân sesinin nereden geldiğini sordum. "Hırka-i Saâdet Dairesinden" dedi. Yavaş yavaş sesin geldiği pencereye baktım; yeşil yemyeşil, rûhâni yeşilm bir daire, pencereye arkasını çevirmiş bir hafız, öteki aleme dalmış bir ruhun istirahatiyle okuyor, diğer bir hafız da gözlerini yummuş, bir köşede tesbihini çekerek bekliyor.
Sultan Abdülmecid Hân, Selânik'e giderken fırtına sebebi ile gemi Limni'ye sığınmak zorunda kaldığı zaman, uzaktan gördüğü türbenin kime âid olduğunu sordu. Yanındakilerden birisi türbenin Niyâzi-i Mısri'ye âid olduğunu söyledi ve onun başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine Sultan Abdülmecid, Niyâzi-i Mısri hazretlerinin kabrini ziyâret etmek için türbeye gitti. Türbede, Niyâzi-i Mısri'nin rûhâniyetine hitâben; "Ey Niyâzi-i Mısri, kıymetini takdir edemeyen kimselere bedduâ eylemişsin. Sonra gelen bizlerin bunda bir kabahati yok. Bizlere, feyzli nazarının geldiği âşikâr olmadıkça, türbenden dışarı çıkmam" diye yalvardı ve Kur'ân-ı kerim okuyarak rûhuna hediye eyledi. Sultan Abdülmecid Hân, Niyâzi-i Mısri hazretlerinin feyz dolu nazarlarına kavuşunca dışarı çıktı ve türbenin tâmir edilmesi için emir verdi.
Ömer İbn-i Fârid hazretleri büyük velilerdendir. 1180 (H.576) senesinde Mısır'da doğup, 1238 (H.636) senesinde yine burada vefât etti. İlk tahsilinden sonra Şâfii fıkhı ile meşgûl oldu. İbn-i Asâkir'den hadis-i şerif ilmini aldı. Büyük hadis âlimi Münziri ve başkaları kendisinden hadis-i şerif rivayet etti. Ezher'de hatiplikle meşgûl oldu. Sonra tasavvuf yoluna ve yalnızlığa meyletti.
İbrahim Tennûri hazretleri Anadolu evliyasının meşhurlarındandır. Sivas'ta doğdu. Konya'da tahsil yaptıktan sonra Kayseri'ye gitti ve müderrislik yaptı orada. Akşemseddin hazretlerine intisab etti ve hilâfet aldı ve halkı irşad etti. 887 (m. 1482)'de vefat etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Ali Nebtîtî hazretleri büyük velilerdendir. 1495 (H.901) senesinde, Mısır'da vefat etti. Ebü'l-Abbâs Gamrî'nin talebesidir. Ondan ilim ve edep öğrendi. Keşf ve kerametleri görüldü. Hızır aleyhisselâm ile görüşürdü.
Kâdı Yâkûb şöyle anlatır:
Birgün Şam'da bir mescidin kenarındaydım. Orada bir köprü vardı. Hava çok sıcaktı. Abdullah el-Yuneyni, abdest almak için dereye indi. O sırada bir nasrâni, şarap yüklü katırı ile köprüden geçiyordu. Katır bir ara ürktü ve yük yere yıkıldı. Çevrede başka kimse yoktu. Abdullah el-Yuneyni, yukarı çıkıp bana; "Yükü yüklemeye yardım et!" dedi.