Müminin Sözünü Reddetmek Hiç Uygun Değildir
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.292.166
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
Osmanlı Sultânı Üçüncü Murâd Hân ile Üftâde, bir gün sohbet ediyorlardı. Bir ara Üftâde, görünüşte lüzûmsuz bir takım el kol hareketleri yapmaya başladı. Mübârek yüzünün rengi, hâlden hâle giriyordu.Sonra eliyle bir yer sıvarmış gibi yaptı. Pâdişâh, âniden yapılan bu hareketlere önce bir mânâ veremedi. Sonra Üftâde'nin elinin siyahlaştığını görünce; "Efendi hazretleri! Niçin böyle hareketler yapmaya başladınız! Elinizin siyahlaşmasına sebep nedir?" diye sordu. O da; "Sultânım! Tebeanızdan bir balıkçı tayfası Karadeniz'in sularında balık tutuyordu. Tekneleri su alacak şekilde delindi. Bizden yardım istedikleri için biz de imdâdlarına yetişerek, teknelerini tâmir ettik. Bu sebeple elimiz karardı. Elhamdülillah müslümanların boğulmaktan kurtulmasına vesile olduk." buyurdu.
1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanıyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu artık bir Avrupa devleti kabul edilmişti. Bu tarihten itibaren gençler Avrupa ülkelerine tahsil yapmaya gönderilmeye aşlandı. Fakat oralara gidenler, Avrupa'nın teknolojisinden daha ziyade kültürünü alıp ülkemize getirdiler. Bu tarihten itibaren devlet kademelerinde görev alanlar, hep bu kültürle yetişmiş olanlardı. Bunlardan biri de Mısır Hidivi İsmail Paşanın kardeşi Mustafa Fazıl Paşa idi. Osmanlı Devletine, Mısır'da ve İstanbul'da uzun yıllar hizmet etmiş olan bu zat, oldukça zengindi. 1867 yılında bir görev için Paris'e gidiyordu. İstanbul'dan gemiyle, kumarhaneleriyle ünlü Monte Carlo'ya kadar geldi. Buradan trenle yoluna devam edecekti. Burada birkaç gün kaldı. Bir gün, Avrupa sosyetesinin uğrak yeri olan ünlü Casino'da oturmuş, gazetesini okuyordu.
Ebû Süleymân İskenderi hazretleri Mâliki mezhebi fıkıh âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. Mısır'da İskenderiyye'de doğdu. Şâzili büyüklerinden Ebü'l-Abbâs-ı Mürsi ve onun halifesi olan Tâcüddin İskenderi hazretlerinin sohbetlerinde yetişerek kemâle geldi. Bilhassa fıkıh, tefsir, hadis, nahiv, beyân ve diğer ilimlerde ve evliyâlık yolunda derecesi çok yüksek idi. 1333 (H.733) senesinde İskenderiyye'de vefât etti. Sohbetlerinde şöyle nasihat ederdi:
Nûreddin Cerrâhi hazretleri, İstanbul evliyâsının büyüklerindendir. 1671 (H.1082) senesinde Cerrah Mehmed Paşa Câmiinin karşısındaki Yağcızâde konağında doğdu. Soyu, Ebû Ubeyde bin Cerrâh'a (radıyallahü anh) ulaştığı için, Cerrâhi denilmiştir. Cerrahpaşalı olduğu için böyle denildiği de söylenmiştir...
İbrâhim Sumâdî hazretleri büyük velîlerdendir. Şam'da Sumâdî köyünde doğdu. Zamanının büyük âlimlerinden olan Şemsüddîn Meydânî ve Necmüddîn-i Gazzî'ye talebe oldu. Her ikisinden çok istifade etti. Hadis, fıkıh ilimlerini öğrendi. Şam'da fetvalar verdi ve ders okuttu. 1644 (H.1054) senesinde Şam'da vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Padişahlardan biri bir Ramazan günü hizmetkarına tembih etti: -Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et. Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra, ilim ve irfan sahibi olan bu hizmetkar, 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Padişah şaşırdı: -Bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin.. -Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.