İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.655
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Doğu Anadolu'dan, Habib Baba isimli bir şahıs, 4.Murad devrinde, gemiyle Hacca gitmek için İstanbul'a gelmiş. Fakat ne yazık ki, Hacca giden gemiye yetişememiş. "Bunda da vardır bir hayır" demiş içinden... Aylarca yol aldığından toza toprağa batmış, yaralar içinde kalmış, uyuz olmuş. Memleketine dönmeden önce güzelce bir yıkanıp temizlenmek amacıyla bir hamama gelmiş. Yıkanmak istediğini söylediği hamamcıdan red cevabını alınca sebebini sormuş. Büyük Sultan Murad Han'ın vezirleri vardır hamamda. Kimseyi almamam için emir verdiler, diye cevaplamış hamamcı. Yıkanmadan bu uyuz illetinden kurtulamayacağını bilen Habib Baba, adeta yalvarmış hamamcıya: -İzin ver evladım, bir köşede yıkanıvereyim. Kimseler farketmez beni.
Ramazan'ın 27. gecesi Kadir Alayı düzenlenirdi. Kadir Alayı, 19. ve 20. yüzyıllarda, Sultan II. Mahmud Hân'ın yaptırdığı Tophâne'deki Nusretiye Câmii ile Yıldız'daki Hamidiyye Câmii meydanında yapılırdı. Gece, çevresi renkli fenerler ve fânuslarla donatılan câmi meydanı, bir ışık dünyası hâline gelirdi. Hava kararmadan önce, Harem'de bulunan kadınlar ve sultanlar iki atın çektiği arabalara binerler, meydanda kendilerine ayrılan yerlerde dururlardı. Arabalardan inmezlerdi. Arabaların perdeleri inik dururdu.
Fenârizâde Muhyiddin Çelebi Osmanlı şeyhülislâmlarının onüçüncüsüdür. 851 (m. 1447) senesinde Bursa'da doğdu. 954 (m. 1548) senesinde İstanbul'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Ebü’l-Ferec Nehrevânî hazretleri kıraat, tefsir, fıkıh ve hadîs âlimidir. 305 (m. 917)’de Bağdat ile Vâsıt arasındaki Nehrevan’da doğdu. Bağdat’ta ilim tahsilinden sonra kadı nâibliği yaptı. 390 (m. 1000)’de Nehrevan’da vefat etti. “el-Celîsü’s-sâlihu’l-kâfî ve’l-enîsü’n-nâsıhu’ş-şâfî” isimli eserinde şöyle yazmaktadır:
Şumeyt bin Aclân hazretleri Tâbiînin büyüklerindendir. Miladi sekizinci asırda yaşadı. Dünyâ için çalışıp, bütün arzusu ve düşüncesi dünyâ olan insanlardan hoşlanmaz, onlardan kaçardı. Bu insanların, uğruna ölmeyi dahi göze aldıkları malları ve mülklerinden, çok kısa bir zaman sonra ayrıldıklarını ve bütün ömürlerini harcadıkları mallarının dünyâda kalıp âhirete bir şey götüremediklerini görür ve bu insanlara acırdı. Onların gafletlerini ve içinde bulundukları hâli anlatarak şöyle buyurdu:
Bağdat. Dul bir kadın. Altı öksüz çocuğu ve bir de ihtiyar ana. Kadın geçimi sağlamak üzere, hafta boyu el emeği verir, göz nuru döker iplik eğirir, pazara çıkar ve anası ile çocuklarının rızkını temin etmeye çalışırdı.
Vakti tamam olunca bu dul kadın vefat eder, çocukların bakımı ise ihtiyar kadına kalır. Kadın pazara her hafata çıkamıyor, ip eğiriyordu. Bir zaman baktıki altıyüz dirhem kadar ip eğirmişti, pazara götürmeye karar verdi.