Bu alçak dünyâ, salih kullara zindandır

Şems-ül-Ârifîn Ebü'l-Müeyyed hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Hindistan’da Hâce Kutbüddîn Bahtiyâr Kâkî ile aynı asırda yaşadı. Nizâmeddîn Evliyâ, çocukluğunda onun sohbetine kavuştu. Kabri Nevşehir’e bağlı Gülşehri'nde olan Cemâl Gülevî, bu mübârek zâtın evlâdındandır. Bir sohbetinde şunları anlattı:

Allahü teâlânın, kalbi imân ve muhabbetle dolu nice kulları vardır. Onlar, her an ölümü beklerler. Bu bekleyiş, çok sevdiği Rabbine kavuşmak içindir. Onlara, bu dünyâda fazla kalmak çok ağır gelmektedir. Bu alçak dünyâ, onlara zindandır. Hakîkî âleme, âhırete göç edinceye kadar rahatlayamazlar. Onlara ölüm vakti geldiği zaman, Azrail aleyhisselâm yetmiş bin melekle gelir. Bu durumu cenâb-ı Hak, Nahl sûresinin otuzikinci âyetinde meâlen; (Onların canlarını melekler, hoş ve rahat oldukları hâlde alırlar) buyurarak bildirdi. Bu âyet-i kerîmede bildirildiği gibi îmân sahiplerine Azrail aleyhisselâm güzel bir koku ile gelir. En güzel kıyâfetlere ve şekillere bürünür. Sâlih Müslüman onu görünce, “Ey Melek-ül-mevt! Merhaba; Emâneti almak için mi geldin?” diye sorar. O da, “Rûhunu almaya geldim. Hangi şekilde dilersen, o şekilde alırım” buyurur. Bunun üzerine sâlih kimse, “Müsâade et, secdeye kapanayım da o zaman al” diye arzusunu bildirir. Melek-ül-mevt de öylece rûhunu alır. Sonra o kimsenin Hafaza melekleri gelip birbirlerine; “Bizim muhafaza edip koruduğumuz sâlih bir arkadaşımız vardı. Artık ondan ayrılma vaktimiz geldi. O çok iyi bir arkadaş idi” derler... Vefât eden sâlih Müslümana dönüp, “Ey imanlı, sâlih Müslüman! Sen dünyâda iken hep hayırlı, iyi işler yaparak âhıreti kazandın. Yolculuğun mübârek olsun” diyerek onu uğurlarlar. Sonra “Ey itaatkâr nefs! Rabbin senden, sen de ondan râzı olarak Rabbine dön.” (Fecr-27, 28, 29) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okurlar. Bundan sonra derler ki; “Allahü teâlâ sana hayır ihsân eylesin. Sen dünyâda iken hep hayrı severdin. Artık ona kavuştun. Şerden ve şerli kimselerden nefret ederdin. Allahü teâlâ, şimdi seni bütün arzularına kavuşturdu.” Dâvûd-i Aclî vefât ettiğinde, cenâzesini kabre doğru götürüyorlardı. Kabre yaklaşınca, kabrinden etrâfa çok güzel koku yayılmaya başladı. Herkes hayret etti. Definden sonra yetmiş gün bu güzel koku etrâfa saçılmaya devam etti. Zamanın sultanına hâdiseyi anlattılar. O, kabre bir başkasını daha defnettirdi. O zaman kabrin etrâfa koku saçması kesildi.

Toplam Görüntülenme: 41

Yayın tarihi: Pazar, 17 Mart 2024

Bunları okudunuz mu?