Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.604.242
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Birinci Dünya Savaşı'nda, Çanakkale'nin düşmanlar tarafından zorlanması üzerine ittihatçıların telâşlandığı biliniyordu. Bu bakımdan hükümet bâzı tedbirler almayı tasarlıyor du. Meselâ Sultan Reşad'ı Dolmabahçe Sarayı'ndan, eski pâdişahı da (Sultan Hamid) Beylerbeyi Sarayı'ndan kaldırıp, bunların düşman eline geçmeyecek şekilde Anadolu şehirlerine götürülmesi İttihatçıların tasarıları arasındaydı. Sultan Reşad hükûmetin her dediğine boyun eğecek yumuşaklıkta bir insandı. Bu bakımdan onun rızasını almak problem olamazdı. Çetin mesele eski pâdişah Sultan Hamid'in İstanbul'dan Anadolu'ya götürülmesine rıza gösterip göstermeyeceği üzerinde toplanıyordu. Onunla bu temasın gizli yapılması gerek ti. Hattâ o kadar gizli yapılması lüzumluydu ki, bu konuda aracı kullanılması bile mahzurluydu.
Avrupalıların 'Muhteşem Süleyman' lakabıyla andıkları Kânuni Sultan Süleyman Hân, 'Muhibbi' mahlası ile çok güzel şiirler yazmıştır. Şiirlerinden bir kısmı toplandı.Bir gün, saray bahçesindeki ağaçların karıncalar tarafından istilâ edildiğini görüp, karıncaların öldürülmesi hususunda, zamânın Şeyhülislâmı Zenbilli Ali Efendi'den fetvâ istedi. Suâli şiir şeklinde olup, şöyleydi:
Dırahtı (ağacı) sarmış olsa karınca, / Zarar var mı karıncayı kırınca.
'Zenbilli Ali Efendi de, bu zarif suâle yine şiirle cevap verip, suâl kâğıdının altına şu beyti yazdı:
'Yarın divânına Hakkın varınca, / Süleyman'dan alır hakkın karınca.
Büyük mutasavvıf Abdullah bin Muhammed Mürteiş, aslen Nişâbur'un Hire nâmıyla meşhûr mahallesinden olup Bağdâd'a yerleşmişti. Şunûziyye Mescidinde sohbetine devam edenlere Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatır, dünyanın zevk ve eğlencelerinin geçici, âhiretin ise ebedi olduğunu bildirirdi.
Bu mübarek zat, Ebû Hafs-ı Haddâd'ın talebelerindendir. Ayrıca Cüneyd-i Bağdâdi, Ebû Osman Mağribi ve diğer büyük zâtlarla görüşüp sohbet etti. Kısa zamanda yetişip Irak'ta zamânının bir tânesi oldu. Dünyâya düşkün olmaması, haram ve şüphelilerden çok sakınması belli başlı vasıflarıydı.
Ziyâüddin Ömer Mevsıli hazretleri Hanefi fıkıh âlimidir. 557'de (m. 1161) Musul'da doğdu. Bağdat'a giderek büyük fıkıh âlimlerinden ilim tahsil etti. Sonra Şam'a giderek talebe yetiştirdi. 622 (m. 1225)'de orada vefat etti. Bir dersinde buyurdu ki:
İmam-ı Rabbani hazretleri, on altıncı asırda Hindistan'da yetişen en büyük veli ve âlimdir. Ariflerin ışığı, velilerin önderi, İslamın bekçisi, Müslümanların baş tacı, müceddid, müctehid ve İslam âlimlerinin göz bebeğidir... Talebelerinden Mevlânâ Muhammed Emin, bir gün ona şöyle arz etti:
Hükümdarlardan biri, fakir bir kadının arsasına bir saray yapılmasını emretti. Arsa hükümdarın sarayına yakındı. Arsanın bedelini de ödemiyordu. Zavallı kadıncağızın bu arsasından başka hiçbirşeyi de yoktu. Ne yapsın, ne etsindi? Bu müşkilatı halletmesi için kadıya gitti. Hükümdarı şikayet etti. Zamanın Şeyhü'l-İslam'ı meseleyi dinleyip kadının haklı olduğuna hükmettikten sonra, hükümdara hiçbirşey söylemeden bir tane kazma ve kürek bir de çuval alarak geldi. Kadının arsasını kazıyor sonra da bu toprağı kürekle çuvala dolduruyor du. Bu işleri yaparken hükümdar da sarayından bu durumu seyrediyor ve kendi kendine: