Şâ­fiî Fı­kıh â­li­mi Ebû Bekr Kaffâl

Şâ­fiî Fı­kıh â­li­mi Ebû Bekr Kaffâl
Ebû Bekr Kaf­fâl, Fı­kıh âlim­le­rin­den­dir. 1037 (H.429) se­ne­sin­de, Di­yar­ba­kır'ın Sil­van il­çe­sin­de doğ­du. 1113 (H.507)de ve­fât et­ti. Ho­ca­sı Ebû İs­hâk'ın kab­ri ya­nı­na def­ne­dil­di.
Ebû Bekr Kaf­fâl, Şâ­fi­i mez­he­bi fı­kıh âli­mi ola­rak ye­tiş­miş­tir. O de­vir­de adı­na "Mey­yâ Fâ­ri­kin" de­ni­len Sil­van, bü­yük bir ilim mer­ke­zi olup; bu böl­ge, Ma­laz­girt Sa­va­şın­dan çok da­ha ön­ce Müs­lü­man bel­de­si idi. "SA­Hİ­Bİ HİL­YE" Dİ­YE TA­NIN­DI
Bu mü­ba­rek zat, ilim öğ­ren­me hu­su­sun­da son de­re­ce gay­ret­li olup, ha­dis il­min­de de söz sa­hi­bi idi. Yaz­dı­ğı "Hil­ye" ki­ta­bı­nı Ha­li­fe Mus­taz­har Bil­lah'a tak­dim et­ti­ği için, "Sa­hi­bi Hil­ye" la­ka­bıy­la ta­nın­dı, ön­ce ken­di yap­tır­dı­ğı med­re­se­de bir müd­det ders ver­di. Ni­za­mi­ye Med­re­se­si'ne mü­der­ris ola­rak ta'yin edil­di. Bu meş­hur med­re­se­de, da­ha ön­ce Ebû İs­hâk Şi­râ­zi ve İmâm-ı Ga­zâ­li gi­bi âlim­ler ders ver­miş­ti. Med­re­se­de ilk der­si­ni ve­re­ce­ği sı­ra­da, men­di­li­ni göz­le­ri­ne tu­tup çok ağ­la­dı ve mü­der­ris­le­rin âde­ti üze­ri­ne kür­si­ye çı­kın­ca, ağ­la­ya­rak şu ma'nâ­da bir beyt söy­le­di:
"Mem­le­ket­ler­de âlim kal­ma­dı­ğı için, biz âlim sa­yı­lı­yo­ruz. Yok­sa ilim­de yük­sek mer­te­be­le­re ulaş­mak ko­lay bir iş de­ğil­dir..."
Hik­met­li söz­le­ri çok­tur. Bu­yur­du ki:
"Mü'min, bak­tı­ğın­dan ib­ret alır. Bir şey ve­ri­lir­se, şük­re­der. Mu­si­bet ve be­lâ­ya uğ­ra­ya­cak olur­sa, sab­re­der. Ko­nu­şa­cak olur­sa, Al­la­hü te­âlâ­yı ha­tır­la­tır."
"Câ­hil, su­yu fış­kır­ma­yan ka­ya, da­lı ye­şer­me­yen ağaç, ot bit­me­yen yer gi­bi­dir."
"Akıl, mü'mi­nin dos­tu; ilim, ve­zi­ri, sa­bır, as­ker­le­ri­nin ko­mu­ta­nı ve amel ise si­lâ­hı­dır."
"Yu­mu­şak baş­lı olan­lar; en sa­bır­lı, der­hal af­fe­di­ci ve en gü­zel huy­lu olan kim­se­ler­dir."
"Söz ilâç gi­bi­dir. Azı fay­da­lı, ço­ğu za­rar­lı­dır."

"TA­ZE BİR Fİ­DAN İKEN..."
Bir şii­rin­de şöy­le der: "Ey Genç, sen ta­ze bir fi­dan, ça­mu­run yu­mu­şak, ta­bi­atın el­ve­riş­li iken ilim öğ­ren... İlim öğ­ren­dik­ten son­ra, se­nin an­la­tıp baş­ka­la­rı­nın din­le­me­si, şe­ref ve övünç ola­rak sa­na ye­ter..."
Fı­kıh âli­mi olan Mu­ham­med bin Ab­dul­lah-i Kur­tu­bi şöy­le an­lat­mış­tır: "Ebû Bekr-i Kaf­fâl haz­ret­le­ri­nin ya­nı­na git­tim, ölüm has­ta­lı­ğın­da idi. Ken­din­den geç­miş bir hâl­dey­di. Ne za­man ki ken­di­ne gel­di, ona iç­me­si için bir mik­tar su ge­tir­di­ler. "Be­nim hiç su­ya ih­ti­yâ­cım yok­tur. Me­lek­ler ba­na şim­di bir yu­dum içir­di­ler ve ben ye­mek­ten ve iç­mek­ten ke­sil­dim" de­di. Son­ra ve­fât et­ti."

Kendi Rızkına Râzı Olan, Kimseye Muhtaç Olmaz

Vehbi Tülek

Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır

Vehbi Tülek

Âlimler Ve Velîler, Muhammed Aleyhisselâmın Vârisleridir

Vehbi Tülek

Kim Salât Okursa, Yetmiş Melek De Ona Salât Okur

Vehbi Tülek

Dünyayı Terk Etmeyen, Allah'a Tam Kavuşamaz

Vehbi Tülek