Çalışabilecek Kimsenin Dilenmesi Câiz Değildir
Muhammed Bahrak hazretleri velîlerin büyüklerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimidir. 1465 (H.869) senesinde Yemen’de Hadramût'ta doğdu. 1524 (H.930) senesinde, Hindistân'da vefât etti...
Bu mübarek zat, zamanın meşhur âlimlerinden ilim tahsîl etti. Daha sonra Hindistan'a gitti. Hind Sultanı Muzaffer, Muhammed Bahrak'a çok ilgi gösterdi ve hürmet etti. Tasavvufta da yüksek derecelere erişmişti...
Bir gün Hindistan'da bir vezîrin meclisinde idi. O mecliste bir Hind sihirbâzı vardı. Kendi dîninin üstünlüğünü göstermek ve orada bulunanların îmânlarını sarsmak için sihirbâzlığını göstermeye kalktı. Oturduğu yerden yükselip, havada bağdaş kurup oturdu. Bu hareketi karşısında herkes hayretler içinde kaldı. Muhammed Bahrak bu duruma çok üzüldü. Hemen Peygamber Efendimizin rûhâniyetinden yardım istedi. Orada bulunan maymuna, sihirbazı îmâ etti. Maymun, bu işâret üzerine yerinden fırlayıp, sihirbaza vurmaya başladı. Onu havadan yere indirinceye kadar vurdu. Sihirbazın sihri bozulup, rezîl oldu. Mecliste bulunanlar, bunu apaçık gördüler. Muhammed Bahrak'ın kerâmeti olduğunu anladılar, sihirbâzın sihrine kanmaktan kurtuldular.
Muhammed Bahrak hazretleri bir dersinde şöyle buyurmuştur:
Bir günlük yiyeceği olmayanın, bunu istemesi câiz olduğuna fetvâ verilmiştir. Takvâ ve azîmet ise, hiç istememektir. Ölüm ve hastalık tehlikesi gibi zarûret hâlinde, mubâh olur. Elbisesi olmayanın, bu şartlarda, giyecek istemesi mubâh olur. Çalışıp kazanabilen kimsenin dilenmesi câiz değildir. Din bilgilerine çalışıp da, kazanmaya vakit bulamayanın, istemesi câiz olur. Yazı yazarak kazanabilenin istemesi câiz değildir. Çalışamayan hastanın, bir günlük yiyecek dilenmesi câizdir. Fazlası câiz değildir.
Nâfile namaz ve nâfile oruç sebebi ile çalışmaya vakit bulamayanın zekât ve sadaka istemesi câiz değildir. Bunun için, başkasının sadaka istemesi câiz olur. Sadaka istemekte üç zarar vardır. Allahü teâlânın, nîmeti az gönderdiğini haber vermektir ki, haramdır. Kendini zelîl etmektir. Müminin Allah’tan başkasına boyun bükmesi câiz değildir. İstenilen kimseye de eziyet etmektir. Zarûret olmadıkça, bu da haramdır. Bunun için, takvâ sahipleri, kimseden bir şey istememişlerdir.
Bişr-i Hâfî, Sırr-î Sekatî’den başka kimseden bir şey istemezdi. "Onun mal verince, sevineceğini biliyorum, onu sevindirmek için istiyorum" derdi.