Dört Türlü Zekât Malı Vardır
Ahmed bin Hafs hazretleri Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. Ebû Hafs-ı Kebir künyesiyle meşhûr olmuştur. Buhârâ'da doğup, aynı şehirde vefât etti.
Küçük yaşından itibâren ilim tahsiline başlayan Ebû Hafs-ı Kebir, zamânının âlimlerinden akli ve nakli ilimleri tahsil etti. İmâm-ı A'zam Ebû Hanife hazretlerinin talebesi İmâm-ı Muhammed Şeybâni'den fıkıh ilmini öğrendi. Bu ilimde ictihâd derecesine yükseldi. Reisü'l-ulemâ (âlimlerin reisi) ünvânına sâhib oldu. Bir dersinde şunları anlattı:
Zekât vermek, hicretin ikinci senesinde ramazan ayında farz oldu. Zekâtın farzı birdir. Her Müslümanın tam mülkü olan nisâb miktarındaki zekât malının, belli zamanda, belli miktarını, zekât niyeti ile ayırıp, emredilen Müslümanlara vermektir. Dört türlü zekât malı vardır: 1-Senenin ekseri zamanında, çayırda parasız otlayan dört ayaklı hayvanlar. 2- Altın ile gümüş. 3- Ticâret için alınıp, ticâret için saklanılan Ticâret eşyâsı. 4- Yağmur suyu veyâ nehir, dere suyu ile sulanan, haraçlı olmayan bütün topraklardan, uşurlu toprak olmasa bile ve vakıf topraktan çıkan şeyler. Bunların zekâtına uşur denir. Uşur vermek, Kur'ân-ı kerimde, En'âm sûresinin yüzkırkbirinci âyetinde emredilmiş, onda birinin verilmesi de hadis-i şerifte bildirilmiştir. Uşur, mahsûlün onda biridir. Haraç ise, beşte bir, dörtte bir, üçte bir, yarıya kadar olabilir. Bir topraktan, ya uşur veyâ haraç vermek lâzımdır. Kul borcu olan, borcunu düşmez. Uşrunu tâm verir.
Zekâtın farzı birdir. Bu da, niyet etmektir. Niyet kalb ile olur. Malın zekâtını ayırırken veyâ Müslüman fakire verirken "Allah rızâsı için, zekât vereceğim" diye niyet edip de fakire veyâ zekâtını fakirlere vermek için vekil ettiği kimseye verirken borç veyâ hediye veriyorum dese, câiz olur. Söze bakılmaz. Zekât ve sadaka diye birlikte niyet ederse, İmâm-ı Ebû Yûsuf'a göre, zekât olur. İmâm-ı Muhammed'e göre "rahmetullahi teâlâ aleyh", sadaka olur. Zekâtını vermemiş olur. Vasiyet etmemiş meyyitin, bıraktığı maldan zekât borcu verilmez. Çünkü niyet etmesi lâzım idi. Vârisleri, kendi mallarından ödeyebilirler. Bu takdirde, zekâtın iskâtı yapılmış olur. Zekâtı ayırırken ve fakire verirken niyet etmeyip, verdikten çok sonra niyet ederse, mal, fakirde bulunduğu müddetçe, câiz olur.