Ebü’l Mecd Hakîm Senâî
Hakim Senâi, memleketi olan Gazne'de, iyi bir tahsil gördü. Zamânının âlimlerinden okuyup üstün bir dereceye yükseldi. Şâirlik kâbiliyeti sebebiyle çeşitli dillerde şiirler söyledi. Bir ara sultanın hizmetinde bulundu. Şöhreti kısa zamanda her yere yayıldı. Birçok yerler dolaştı. Neticede Gazne'den Horasan'a geldiğinde evliyânın büyüklerinden Yûsuf-ı Hemedâni hazretlerinin sohbetlerine katılıp talebesi olmakla şereflendi. Mânevi olgunluklara ve velilik makamlarına kavuştu. "Senâi'nin izinde yürüdük"
Feridüddin-i Attâr, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi, Sa'di Şirâzi ve Hâfız gibi kendisinden sonra gelenler şiirlerinden istifâde edip nazireler yazdılar. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi hazretleri kendini Senâi'nin tâbilerinden saydı ve; "Attâr ruh, Senâi de onun iki gözü idi. Biz Attâr'ın ve Senâi'nin izinde yürüdük" demiştir.
Daha başka şâirler de Senâi'nin tesirinde kalmışlardır. Hâkâni, Nizâmi, Emir Hüsrev Dehlevi ve Mevlânâ Câmi hazretleri onun Hadika ismindeki mesnevisini okuyup şiirlerine nazireler yazdılar.
Hikmet dolu şiirlerinin birinde; "Ey tavır ve hareketleri güzel olan âşıklar. Durmadan ilâhi hakikatleri arayın. Kalk! Zulüm ve haksızlıkla yoğrulmuş olan dünyânın toprak yığınından kalkan tozları gözyaşlarımızla bastıralım. Bu dönen künbedin insanların gözlerini aldatan yıldızların (Lâ) süpürgesiyle silip süpürelim. Mülk kimindir? Bir ve Kahhâr olan Allahü teâlânındır sözü kendiliğinden duyulsun" buyurdu.
Vefat ederken şu şiiri söylüyordu;
"Bu vakte kadar ne dedim ise hepsinden vazgeçtim.
Zira sözde mana ve manada söz yokmuş.
Sözü bir tarafa bıraktım ve Yaradan'a döndüm.
Ki ondan başka sözde mana ve manada söz yok."
Bunu duyan bir büyük de şöyle söyledi:
"Ne gariptir ki, sözden vazgeçtiği halde yine de söz ile meşgul."