Hanefi Fıkıh âlimi Alâüddin Haskefî
ıÜü(Burada yeri gelmişken belirtelim ki, "Dürrü'l-Muhtar" Hanefi fıkıh kitabı olan "Tenviru'-Ebsar" kitabının şerhidir. Alâüddin Haskefi tarafından "ed-Dürrü'l-Muhtâr fi Şerhi Tenvirü'l-Ebsâr" adıyla şerhedilmiş. Bu şerhe İbni Abidin hazretleri tarafından "Reddü'l-Muhtâr ale'd-Dürrü'l-Muhtâr" adıyla bir hâşiye yazılmıştı, ki bu hâşiye "İbni Abidin" adıyla medreselerde uzun süre okutulmuştu.
Seyyid Ahmet Tahtavi tarafından "Hâşiye ale'd-Dürrü'l-Muhtar Şerhu Tenviru'-Ebsar" adıyla dört cilt olarak genişletilmiş. Bu hâşiye Ayntablı Abdürrahim Efendi tarafından Türkçe'ye çevrilmiş. Dürrü'l-Muhtar'ın bir hâşiyesi de İbrahim Halebi tarafından "Tuhfetu'l-Ahyâr ale'd-Dürrü'l-Muhtar" adıyla yapılmıştır. Molla Miskin Şerhi de vardır.) İlk ilim tahsilini babasından aldı
Alâüddin Haskefi hazretleri, ilk ilim tahsilini babasından aldı. Daha sonra Şam'a giderek burada meşhur âlimlerden hadis dersleri aldı. Buradan Remle şehrine gitti ve fıkıh tahsil etti. Sonra Kudüs'e giderek burada tahsiline devam etti. Nihayet Medine-i Münevvere'ye gitti ve tahsilni orada tamamladı. Buradan tekrar Anadolu'ya geçti ve Osmanlı devlet adamlarının iltifatlarına kavuştu. Nihayet Şam Kadılığına tayin edildi. Bir ara İstanbul'a geldi ve Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa ile Girit Seferine katıldı. Sonra tekrar Şam'a döndü.
"Benim maksadım şudur ki!.."
Alâüddin Haskefi hazretleri, 1676 (H.1088) senesi Şevval ayının onikinci günü Şam'da vefat etti. Vefat ettiği gün camide Buhari-i Şerif okuyor, burada şefaat ile ilgi hadis-i şerifleri mütalaa ediyorlardı. Ders tamamlandığında şöyle buyurdu:
"Ey Allah'ın kulları, Allah'dan korkunuz! Lâ ilâhe illallah kelime-i tayyibesini çok söyleyiniz. Ben bunu sizlerden istiyorum. Yoksa benim şan ve şöhretimi yaymanızı istemiyorum. Benim maksadım, bu mübarek kelimeyi söylemenizi teşvik etmektir..."
Bunu söyledikten sonra evine gitti ve kısa bir müddet sonra ruhunu teslim etti.