Muslihuddîn Efendi
"Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, harâmdır. Eğer yalnız, Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allahın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeb ile yarattığı, o kulun da bir sebeb olduğu düşünülürse, câiz olur. Peygamberler ve evliyâ da, böyle düşünerek başkasından yardım istemişlerdir. Böyle düşünerek birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur. Ölüyü yakmak, rûhu yersiz bırakmak olur. Ölüyü toprağa gömmek ise, rûh için bir yer belli etmek olur. Bunun içindir ki, gömülmüş olan velilerden ve başka sâlihlerden fâidelenilmekdedir. Ölülere yardım etmek de mümkün olmaktadır. Yakılan ölüler için bunlar düşünülemez. Peygamberler ve evliyâ öldükten sonra, bunlardan yardım istemeye, meşâyıh-ı ızâm ve fıkıh âlimlerinin çoğu câizdir. Keşif ve kemâl sâhipleri, bunun doğru olduğunu bildirdi. Bunlardan çoğu rûhlardan feyiz alarak yükseldiler. Böyle yükselenlere (Üveysi) dediler. İmâm-ı Şâfi'i buyuruyor ki: İmâm-ı Mûsâ Kâzımın kabri, duâmın kabûl olması için bana tiryâk gibidir. Bunu çok tecrübe ettim.
ÖLDÜKTEN?SONRA!.. İmâm-ı Gazâli buyurdu ki: Diri iken tevessül olunan, feyiz alınan kimseye, öldükten sonra da tevessül olunarak feyiz alınır. Meşâyıh-ı kirâmın büyüklerinden biri diyor ki: Diri iken tesarruf yaptıkları gibi, öldükten sonra da tasarruf, yardım yapan dört büyük veli gördüm. Bunlardan ikisi, Ma'rûf-i Kerhi ve Abdülkâdir-i Geylâni hazretleridir..."