kâ­dıl-­kudât ­ibn­-i Hâ­restânî

kâ­dıl-­kudât ­ibn­-i Hâ­restânî
Asıl adı "Ab­düs­sa­med" olan İbn-i Hâ­res­tâ­ni'nin ba­ba­sı, Hâ­res­tâ'dan Şam'a ge­lip, Bâb-ı Tû­mâ'da­ki evi­ne yer­leş­miş ve Mes­cid-i Zey­ne­bi'de imâm­lık yap­mış­tı. Şam'da, Irak'ta, İs­fe­han'da ve Ho­ra­san'da bir­çok âlim­den ilim tah­sil et­ti. Bu âlim­ler­den bir­ço­ğu ken­di­si­ne icâ­zet ver­di­ler. Şam'da Kâ­dı'l-ku­dât (Tem­yiz mah­ke­me­si rei­si) ola­rak gö­rev yap­tı... "BEYT-ÜL-MAL­DA HAK­KIM VAR!"
İbn-i Hâ­res­tâ­ni, yük­sek ilim sâ­hi­bi bir âlim ve adâ­let­ten ay­rıl­ma­yan bir ka­dı (hâ­kim) idi. Ve­fât edin­ce­ye ka­dar, câ­mi­de ce­mâ­at­le na­maz kıl­ma­yı hiç terk et­me­di. 614 (m. 1217) se­ne­si Zil­hic­ce ayın­da Şam'da 95 ya­şın­da ve­fât et­ti. Ce­bel-i Kâs­yûn'a def­ne­dil­di...
Bir ka­dın, Kâ­dı İbn-i Hâ­res­tâ­ni'ye mü­ra­ca­at ede­rek, beyt-ül-mâl­da bir hak­kı bu­lun­du­ğu­nu ve bu hak­kı­nı da is­bât et­miş ol­du­ğu­nu bil­dir­di. Hak­kı­nın, beyt-ül-mâl­dan alı­nıp ken­di­si­ne tes­lim edil­me­si için, Ce­mâ­led­din-i Mıs­ri'yi ve­kil ta­yin et­miş­ti. Kâ­dı, ve­kil ta­ra­fın­dan bu hak­kın ka­dı­na he­men tes­lim edil­me­si­ni is­te­di. Ve­kil, vak­tin dar­lı­ğı se­be­biy­le özür be­yân ede­rek; "Gü­neş bat­mak üze­re­dir. Ya­rın ona tes­lim ede­rim" de­di. Kâ­dı da de­di ki: "Bel­ki bu ge­ce ben ölü­rüm ve ka­dın­ca­ğı­zın hak­kı da böy­le­ce za­yi olur." Zâ­ten ha­nım, id­di­asın­da, ken­di hak­kı­nın da­ha ön­ce­ki ve­kil­le­ri ta­ra­fın­dan el ko­nu­lup alın­dı­ğı­nı da ile­ri sü­rü­yor­du. Bu hak­kın, ka­dı­na âit ol­du­ğu mah­ke­me hük­mü ile sa­bit ol­muş­tu. Kâ­dı, ve­ki­le; ka­dı­nın hak­kı­nın tes­lim edil­me­si­ni ve ay­rı­ca hak­kın za­yi ol­ma­sı hâ­lin­de, o ka­dın hak­kın­da şâ­hid­lik yap­ma­sı­nı ve­ki­le em­ret­ti. Ve­kil, ak­şa­mın gir­me­si se­be­biy­le müh­let is­te­di. Da­ha on­lar med­re­se­de iken, kan­dil­ler yan­ma­ya baş­la­mış­tı. Kâ­dı de­di ki:

"BU GE­CE ÖLE­Bİ­Lİ­RİM!"
"Ey Ve­kil! Bel­ki, ben bu ge­ce öle­bi­li­rim. Sen de sağ ka­la­bi­lir­sin. Ola­bi­lir ki, sen de o ka­dı­nın hak­kı­na göz di­ke­rek, hâ­ki­min ya­nın­da on­dan bir de­lil is­te­yip, ma­lın ken­di­ne âit ol­du­ğu­nu ile­ri sü­re­bi­lir­sin. Hâl­bu­ki bu hak­kın de­li­li, be­nim ya­nım­da sa­bit ol­muş­tur." Ka­dı­nın hak­kı alı­nıp, ken­di­si­ne tes­lim edi­lin­ce­ye ka­dar işin üze­rin­de dur­du. San­ki ken­di­si, ka­dı­nın ve­ki­li idi. Bu sı­ra­da ka­dı aya­ğa kalk­tı. Sec­ca­de­si­ni omu­zu­na alıp, âde­ti üze­re Mak­sû­re-i Hı­zır'da na­ma­zı­nı kıl­mak için câ­mi­ye doğ­ru yü­rü­dü. Onun câ­mi­ye ge­li­şi, ak­şam ezâ­nı­na denk gel­miş­ti. Kâ­dı İbn-i Hâ­res­tâ­ni na­ma­zı­nı ce­mâ­at­le kı­lıp evi­ne gel­di ve bu­yur­du­ğu gi­bi o ge­ce ve­fat et­ti.

İyi Kimselere Yaklaş Kötülerden Uzaklaş!

Vehbi Tülek

Allah'ı Anmaya Mâni Olan Her Şeyi Düşman Bilmeli!

Vehbi Tülek

Gıybet Ve Söz Taşımak Büyük Günahtır!

Vehbi Tülek

Akraba Ile Ilişiği Kesmek Büyük Günahtır!

Vehbi Tülek

Seni Allah'tan Uzaklaştıran Her Şey Dünyâ Demektir

Vehbi Tülek