silsile-i Aliyyeden Ubeydullah-ı Ahrâr

silsile-i Aliyyeden Ubeydullah-ı Ahrâr
Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, Türkistan'ın büyük velilerindendir. 1403 (H.806) senesinde Taşkent'te doğdu. Kendilerine "Silsile-i aliyye" adı verilen ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatarak dünyâ ve âhirette saâdete kavuşmalarına vesile olan büyük âlim ve velilerin on sekizincisidir. 1490 (H.895) senesinde Semerkant'ta vefât etti... İSTANBUL'UN MANEVİ FATİHİ
Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul'u muhasara altına alınca bu mübarek ona görünür ve; "Askerlerine cenk etmelerini emreyle!" buyurur. Kendisi de küffar üzerine at koşturur. Malum olduğu üzere İstanbul'un fethi müyesser olur. Bu sebeple ona "İstanbul'un manevi fâtihi" denilir...
Hikmetli sözleri pek çoktur. Buyurdu ki:
"Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız ehl-i sünnet değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün haraplıkları, çirkinlikleri verseler itikadımız ehl-i sünnet ise, hiç üzülmemeliyiz."
Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri hastalanmıştı... Seksen dokuz gün yattı. Vefâtından on iki gün önce; "Eğer sağ kalırsam, beş ay sonra seksen dokuz yaşım tamam olup, doksana girerim. Bâzı büyükler, ömrünün yıl sayısı ile hasta yattığı gün sayısı arasındaki uygunluğu; "Bir günlük hastalık (humma), bir senenin keffâretidir" hadis-i şerifinde buyrulan husûsa uygun olduğunu söylemişlerdir" buyurdu.
Mübareğin, 1490 (H.895) senesi Rebiu'l-evvel ayının sonunda, bir cumâ günü hastalığı ağırlaştı. Tam o sırada, Semerkand'da büyük bir zelzele oldu. "Akşam namazının vakti girdi mi?" diye sordu. "Evet girdi" dediler. Akşam namazını imâ ile kıldı. Yatsı vakti girdiği sıralarda, son nefeslerini veriyordu...

BİR NUR GÖRÜLDÜ VE...
Talebelerinden Hâce Muhammed Yahyâ şöyle anlatmıştır:
"Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin mübârek nefeslerinin kesilmesi yaklaştığı sırada, akşam ile yatsı arasında bir vakitte idik. Bulunduğu odada birkaç lâmba yaktılar. Ev son derece aydınlık olmuştu. Bu sırada Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin iki kaşı arasından, birdenbire şimşek gibi bir nûr çıkıp öyle parladı ki, evde yanmakta olan lâmbalar, o nûr arasında sönük kaldı. Herkes bu nûru gördü. Bu nûr parladıktan sonra, Hâce Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri son nefesini verip vefât etti."

Sâdık, Iyi Bir Talebe Nasıl Olmalıdır?

Vehbi Tülek

Sabır, Bütün Iyi Vasıflar Için Bir Koruyucudur

Vehbi Tülek

Kusûrları, Günahları Yüzüne Vurulmayan Iyi Kimsedir!

Vehbi Tülek

Rızâ Gösterilen Fakirlik, Zenginlikten Üstündür

Vehbi Tülek

Zâhiri Halk, Bâtını Ise Hak Ile Olanlar

Vehbi Tülek