Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.943
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1787'de neredeyse boş bir hazine ile savaşa başlayan Osmanlı devlet adamları büyük meblağlar tutan savaş masrafları nedeniyle artan hazine ihtiyaçlarını karşılamanın bir yolunu bulmak için birçok toplantı yapmış fakat bunlardan bir sonuç alınamamıştı. Yine bu mesele için kethüda bey'in dairesinde bazı devlet adamları ile bir görüşme yapılmış ve burada dışarıdan borçlanma gündeme gelmişti. Ancak mesele gizli tutulmak zorundaydı. Çünkü mâli sıkıntıyı düşmanların öğrenmesi Osmanlı devletini daha zor durumda bırakabilirdi. Sonuçta mesele kaymakam tarafından Padişah'a arz olundu. Padişah sâdır olan hattı hümâyûnda konunun öncelikle Şeyhülislam'la görüşülmesini emrediyordu. Çünkü Osmanlı Devletinde dışardan borç alınması daha önce benzeri görülmemiş bir olaydı. Bunun üzerine Kaymakam Mustafa Paşa kıyafet değiştirip Şeyhülislam bulunan Mehmet Kamil Efendi'nin konağına giderek yabancı devletlerden borç alma konusunda fikrini sordu. Şeyhülislam yabancı bir ülkeden borçlanma nın mekruh olduğunu ancak kerahatine rağmen bunun mevcut şartlar altında yapılması gerek tiğini bildirmesi üzerine Hollanda'dan borç alınması tasarlandı ve Hollanda elçisiyle konu ile ilgili görüşmelere girişildi.
Osman Gazi'nin fethettiği Karacahisar'da Pazar kurulmaya başladı Germiyan vilayetin den bir kimse gelip Osman Gazinin huzuruna vardı ve:"Bu pazarın baçını bana satın" dedi. Osman Gazi:"Baç da ne ola ki?" diye sorunca, o adam:"Pazara yük getiren herkesten akçe almaya denir" dedi. Osman Gazi:"Bu pazara gelenlerden alacağın mı var ki, onlardan akçe alacaksın?" diye sorunca, o adam:"Bu eskiden beri âdettir. Her vilayette yapılmaktadır. Her yükten Padişah için akçe alırlar" deyince Osman Gazi hiddetlendi:
Ebû Said Mehmed Efendi 38. Osmanlı Şeyhülislâmıdır. 1003'te (m. 1593) İstanbul'da doğdu. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra çeşitli medreselerde müderrislik ve kadılık yaptı. Ardından Anadolu, sonra Rumeli Kadıaskeri, nihayet Şeyhülislâm oldu. Sonra azledilerek Gelibolu'ya gönderildi. 1072 (m. 1662)'de orada vefat etti. Bir dersinde Kur'ân-ı kerime tazim hakkında şunları anlattı:
Şeyh Celâl Tehâniseri hazretleri evliyanın meşhurlarındandır. 1490 (H.884)'de Hindistan'da Tehâniser'de doğdu. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Sonra Şeyh Abdülkuddûs hazretlerinin sohbetlerine devâm etti. Kısa zamanda kemâle gelerek icâzet aldı. 1581 (H.989) senesinde Tehâniser'de vefât etti.
Harputlu İshak Efendi Osmanlı âlim ve velîlerindendir. Harput'un Percenç köyünde 1803 (H.1218) senesinde doğdu. İlk tahsîlini Harput'ta yaptıktan sonra, ilim öğrenmek için İstanbul'a gitti. Fâtih Câmii etrâfındaki Sahn-ı Semân Medreselerinde ders gördü. İstanbul'da uzun bir tahsîl hayâtından sonra icâzet, diploma aldı ve Harput'a döndü. Harput Meydan Câmii Medresesinde ders verdi ve çok sayıda talebe yetiştirdi. Zamânın Sultânı Abdülazîz Han tarafından İstanbul'a dâvet edildi. Sultan ona huzur hocalığını verdi. Sultan Abdülhamîd Han zamânında Dârülmaârif hocalığına getirildi. 1891 (H.1309) senesinde İstanbul'da vefât etti...
Mecmûatü'l-Ahzâb kitabında şöyle nakledilir: İmam Gazali hazretleri anlatıyor:
Kûfe ve Basra'da büyük bir tâûn hastalığı zuhur etti. Kûfe şehrinin ileri gelenlerinden Abdullah bin Hasan ve Ebul-Münzir, Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) yanına geldiler. "Musallat olan hastalık yüzünden insanlar kırılıyor, cenazeleri defnetmekle meşgul olanlar kafi gelmiyor... Hatta vahşi hayvanlara yem olanlar var! Bize bir çare göster, himmet elini uzat. Ya Emirel-Müminin, şu sıkıntılı halimizde bize bir rehberlik yap" diye yalvardılar. Ali (radıyallahü anh) de onlara, birşeyler yazıp verdi. Buyurdu ki: