İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.651.945
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
1800'lü yıllarda dünyâda iki büyük İslâm devleti vardı. Biri Osmanlı Devleti, diğeri ise, Hindistan'daki Gürgâniye Hükümdârlığıydı. İslâmiyetin büyük düşmanı olan İngilizler ise, devamlı bu iki devleti nasıl yok edebileceklerini plânlamakla meşgûldüler. Önce Gürgâniye Devletini parçalamaya karar verdiler. Böylece hem Asya'daki Müslümanları başsız bırakacaklar, hem de Hindistan'ın hazinelerine ve ticâretine hâkim olacaklardı. Fakat Osmanlı Devletinin buna mâni olmasından korkuyorlardı. Bunun için Osmanlı Devletiyle Rusya arasında savaş çıkarmaya çalıştılar. Sıcak denizlere inme hayâliyle yanıp tutuşan Rusya'yı devamlı tahrik ettikleri gibi, sadrâzam Mustafa Reşid Paşayı da kandırarak Rusya ya karşı düşmanca tavır takınmasını temin ettiler. İngilizlerin asıl maksadını anlayamayan Rus Çarı Birinci Nikola, bu devlet ile Osmanlı toprakları hakkında görüşmeye karar verdi. 9 Ocak 1853'te Sen-Petersburg'un kışlık sarayında verilen bir baloda, İngiliz elçisine Osmanlı Devletinin topraklarını paylaşmayı teklif etti. Ancak İngiltere bu teklifi red ettiği gibi, durumu Bâbıâli'ye de bildirdi. Bunun üzerine Rusya, Osmanlı Devleti hakkında tek başına tedbirler almaya kalkıştı. İstanbul'a prens Mençikof'u elçi olarak gönderip, Fransa'nın Kudüs'te daha önceleri Katolikler adına sağladığı imtiyazların Ortodokslar için de tatbik edilmesini Ortodoks tebeânın himâyesinin Rusya'ya verilmesini istedi. Fakat Mustafa Reşid Paşa, bu teklifleri reddedip meselenin diplomatik yollardan çözümünü önledi. Bunun üzerine Avusturya İmparatorluğu ile Prusya Krallığı, İstanbul ve Petersburg'a kendi hakemliklerinde bir konferans toplanıp savaşın önlenmesini teklif ettiler. Rusya bu teklifi kabul ettiği halde Mustafa Reşid Paşa İngilizlerin tahriki ile reddetti. Böylece iki devlet arasında münâsebetler tamâmen kesildi. Rusya harb ilân etmeden Eflak ve Boğdan'ı işgâl etti. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, 4 Ekim 1853'te Rusya'ya harp ilân etti.
Osmanlı devletinin kuruluş seneleri. Orhan Gazi zamanı. Türkmen atlıları, İzmit önlerine kadar gelmişlerdi. Hedef, İstanbul. Fakat oraya gitmek için alınacak bir çok kale var. Bunlardan en muhkem olanı, Hereke kalesi. Daha önce akıncılar, iki defa bu kaleyi zorladılar, fakat zaptedemediler. Orhan Gazi Ali Ağa ismiyle meşhur akıncı beyini çağırdı ve :-Baka Ali Ağa, dedi, Hereke çetin bir kaledir. Tekfuru da yaman bir silahşör. Ve ille bu kale bize gerektir. Bunu senden isterim!Ali Ağa duraksamadan:-İstediğin kale olsun beyim, biner gider, yırtar alırız evelallah! Dedi.Orhan Gazi; "Hemen cenk duası okunsun" emrini verdi. Ali Ağa, kollarını ileri uzattı ve yüreklere dokunan gür sesiyle Cenk duasını okudu. Hep birden "amin" diyen 100 yiğit, Ali Ağanın ardından hemen yola düştüler.
Ebû Abdullah el-Ezdi hazretleri hadis âlimlerindendir. 148 (m. 765)'de Basra'da vefât etti. Hasan-ı Basrinin talebelerinin en başta gelenlerindendir. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Seyyid Muhammed Ezheri hazretleri İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. İran'da Şirâz'da doğdu. Mısır'da Câmi'ul-Ezher Medresesine gitti. Tahsilini tamamladıktan sonra, Tebriz'e yerleşti. Orada, Şeyh Şihâbüddin-i Tebrizi'ye intisab etti. Kemâle geldikten sonra, icazet verilerek Geylân taraflarına gönderildi.1358 (H.760) senesinde Lenger-Künân mevkiinde vefât etti.
Mustafa Âsım Efendi yüzüncü Osmanlı Şeyhülislâmıdır. 1187 (m. 1773) senesinde İstanbul'da doğdu. 1262 (m. 1846) senesinde aynı yerde vefât etti. İkinci Mahmûd Hân ve Sultan Abdülmecid Hân devrinde onyedi sene şeyhülislâmlık yaptı. Tarikatler hakkında şunları söyledi:
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor. Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin ümitsiz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye... Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz seviyeye ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir.