Fas evliyâsından Abdüsselâm bin Meşiş

Meşhurların Son Sözleri

Çarşamba, 29 Kasım 2006

Evliyânın büyüklerinden olan Abdüsselâm bin Meşiş, Hazret-i Hasan’ın soyundandır. Bu sebeple kendisine “Hasenî” denmiştir. Doğum târihi bilinmemektedir. 1228 (H. 625) senesinde vefat etti...
Abdüsselâm bin Meşiş hazretlerinde, henüz yedi yaşında iken mânevî hâller görülmesinden sonra kendini ilme ve ibâdete verdi. On altı yıl dolaştı. Bu sırada bir mağarada kalırken, yanına, evliyâdan Abdurrahmân bin Zeyyât geldi. Yedi yaşından beri mânevî terbiyesi ile meşgûl olduğunu, kavuştuğu hâlleri tek tek söyleyince ona intisâb etti, bağlanıp talebe oldu. Evliyâlıkta yüksek derecelere kavuştu.

Devamını oku...

Seyyidleri üzen Mûsâ Beyin sonu!

Meşhurların Son Sözleri

Salı, 28 Kasım 2006

Bir gün, Irak’tan iki seyyid genç, altı katırı hediyelerle yükleyip, Nehrî’ye, Seyyid Tâhâ-i Hakkârî hazretlerine getirmek için yola çıktılar. Hârunân denilen köyden geçerken, Seyyid Tâhâ hazretlerinin büyüklüğünü inkâr eden Mûsâ Bey adındaki zât, katırları yükleri ile birlikte gasbetti. Gençler ağlayarak Nehrî’ye gelip Seyyid Tâhâ hazretlerini bu durumdan haberdâr ettiler. Seyyid Tâhâ, Mûsâ Beye haber gönderip;
“Bu katırların yükleri bana âit olduğundan, yükler senin olsun. Bu gençler seyyiddirler. Onlara merhamet et, katırlarını teslim et” buyurdu.

Devamını oku...

Molla Câmî ve bir Arabî...

Meşhurların Son Sözleri

Pazartesi, 27 Kasım 2006

Mevlânâ Abdurrahmân Câmî henüz beş yaşında iken Muhammed Pârisâ hazretlerinin huzûruna götürülüp, teveccühe kavuştu... Kısa zamanda aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Hattâ, Herat’ta meşhûr beş âlimden birisi oldu. O öyle bir zat idi ki, sohbetinde bulunanlar, gam ve kederlerini unuturlar, neşe ve ferahlık duyarlardı. Sultanlara, vezirlere, vâlilere ve devlet büyüklerine yazdığı mektuplarda; onlara dâimâ iyiliği, hayrı, adâleti, halka şefkatle muâmeleyi tavsiye ederdi.
Hindistan’da Timûroğulları devletinin kurucusu olan Bâbûr Şah, Molla Câmî hakkında; “Onun övülmeye ihtiyâcı yoktur. Ancak adını anmak, bizim için kurtuluş vesîlesidir” derdi.

Devamını oku...

Van’dan doğan güneş Abdülhakîm Arvâsî

Meşhurların Son Sözleri

Pazar, 26 Kasım 2006

Büyük âlim, Mürşid-i kâmil Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, İmâm-ı Ali Rızâ bin Mûsâ Kâzım soyundan olup seyyiddir. Hazret-i Ali’ye kadar bütün babaları âlim ve velî idi. Birinci Dünya Savaşı başında Van’da Ermenilerin başlattığı katliamlar üzerine buradan hicret ederek, meşakkatli yolculuklardan sonra İstanbul’a geldi. Burada Süleymaniye Medresesi Tasavvuf Müderrisliği (Ordinaryüs Profesörlüğü) vazifesine tayin edildi. Daha sonra çeşitli camilerde vazifelendirildi.

Devamını oku...

İbrâhim bin Edhem hazretlerinin oğlu

Meşhurların Son Sözleri

Cumartesi, 25 Kasım 2006

İbrahim’in babası Edhem, Belh diyarının hükümdarıydı. Kendisi Şehzâde olup, her türlü imkâna sâhip, her istediğini yer, her istediğini giyer, her emri hemen yapılırdı. Fakat bir gün Allah aşkı ile yandı tövbekâr oldu. Evini barkını terk etti. Memleketi Belh’ten ayrıldığında geride süt emen bir oğlu kalmıştı. Çocuk büyüdü. Zengin oldu ve bir gün vâlidesine;
-Anneciğim, ben gidip, babamı bulmaya çalışacağım ve hizmetinde bulunacağım, dedi.

Devamını oku...

Hazreti Ahrem ve Resûlullahın develeri

Meşhurların Son Sözleri

Cuma, 24 Kasım 2006

Peygamber efendimizin develerini Medîne’de otlağa götürme vazifesini bir çobanla birlikte Peygamberimizin hizmetçisi Rebâh üzerine almıştı. Hazreti Seleme etrafın düşman kabîlelerle dolu olduğu bir zamanda, develerin hücuma uğrayabileceğini düşünerek Rebâh’la birlikte gitti. Gâbe Dağının yokuşuna vardığı zaman Abdurrahman bin Avf’ın hizmetçisine rastladılar. Hizmetçi çok heyecanlı idi. Hazreti Seleme ona sordu:
- Allah iyiliğini versin, ne oldu sana böyle?
- Peygamber efendimizin develerini götürdüler.
- Kim götürdü?
- Gatafan ve Fezârî kabîleleri.

Devamını oku...

Bir kıraat üstadı ve talebesi

Meşhurların Son Sözleri

Perşembe, 23 Kasım 2006

Bir kıraat üstadının, bir gecede Kur’an-ı kerimi hatmeden çok genç bir talebesi varmış. Sabahlara kadar uykusuz kalan bu delikanlının benzi soluk, hastalıklı gibi olmuş. Bunu fark eden yakınları, hocasına gidip durumu bildirmişler. Bunun üzerine hocası gence sormuş:
-Oğlum, haber aldım ki, sen bir gecede Kur’anı hatmediyormuşsun. Bütün gece zarfında Kur’an okurken beni önünde farz et ve namazda bana Kur’an okuyormuş gibi yap, fakat beni hiç hâtırından çıkarma, demiş.
Genç talebe “peki” demiş ve sabah olunca aralarında şu konuşma geçmiş:

Devamını oku...

Ebu Said Harraz ve güzel yüzlü genç...

Meşhurların Son Sözleri

Çarşamba, 22 Kasım 2006

Bağdât’ın büyük velîlerinden Ebu Said Harraz, dokuzuncu asırda yaşadı. İsmi Ahmed, babasının adı Îsâ’dır. Künyesi “Ebû Saîd” olup, “Harrâz” lakabıyla meşhûr olmuştur. Tasavvufta ona tâbi olanların mensûb olduğu yola Harrâziye denmiştir. Bu mübarek zat Bağdat’ta doğmuş ve 890 (H. 277) senesinde orada vefât etmiştir...
Zamânında yaşayan evliyânın imâmı sayılan Ebû Saîd-i Harrâz hazretleri; Zünnûn-i Mısrî, Sırrî-i Sekatî, Cüneyd-i Bağdâdî, Nebâcî, Ebû Ubeyd Busrî gibi büyük velîlerin sohbetinde bulunup tasavvuf yolunda yetişti.

Devamını oku...

Hz. Ebû Bekr’in torunu Abdülkâdir Sıddîkî

Meşhurların Son Sözleri

Salı, 21 Kasım 2006

Hazreti Ebû Bekir’in torunlarından ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimi olan Abdülkâdir Sıddîkîn’nin doğum târihi ve yeri bilinmemektedir. Nisbetinden Bağdadlı olduğu anlaşılmaktadır.
Abdülkâdir Sıddîkî, devrinin büyük âlimlerinin ders ve sohbetlerinde bulunarak yetişti. Zamânındaki âlim ve velîlerin önde gelenlerinden oldu. Fazîletler sahibi, âlim, ârif, âbid ve velî bir zât idi. İnsanlara İslamiyeti doğru şekilde öğretmek için çırpınırdı. Keşf ve kerâmet sahibi idi. Kudüs’e yerleşti.
Talebesi Seyyid Muhamed bin Îsâ içinden çıkılmaz bir mesele ile karşılaşınca, Abdülkâdir Sıddîkî hazretlerine sual ederdi. O da başını eğer, bir müddet düşündükten sonra;

Devamını oku...

Büyük mutasavv1f Bedî’uddîn Sehârenpûrî

Meşhurların Son Sözleri

Pazartesi, 20 Kasım 2006

Hindistan’da yetişen velîlerden Bedî’uddîn Sehârenpûrî hazretleri, akli ve nakli ilimlerde âlim idi. Dünyaya hiç meyletmez, haramlara düşmek korkusuyla şüphelilerden sakınırdı.
İmam-ı Rabbânî hazretlerin hizmet ve sohbetinde uzun zaman bulundu ve çok hallere ve yüksek derecelere kavuştu. Hilafet-i mutlaka ile tedrise mezun olup, çok talebesini tasavvufta yüksek derecelere eriştirdi...

Devamını oku...