Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.546.501
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
zamânında ondan daha kuvvetli yay çeken yoktu. Babası Kânûni Sultan Süleymân devrinde birçok savaşa katılmakla berâber, tahta geçtikten sonra sefere çıkmadı. Çünkü devrindeki seferler umûmiyetle büyük deniz seferleri olup bu seferlere de pâdişâhın kumanda etmesi âdet değildi. Tecrübeli ve bilgili bir vezir olan Sokullu Mehmed Paşayı hükûmet işlerinde tamâmen serbest bırakmakla berâber, lüzumlu gördüğü birkaç meselede duruma müdâhale etmiştir. Âlimlere büyük hürmet göstermiş, çok sevdiği büyük âlim Ebüssü'ûd Efendiyi vefâtına kadar meşihat (şeyhülislâmlık) makâmında tutmuştur. Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defâ İkinci Selim Han çıkarmıştır.
Fatih, hocası Molla Gürani Hazretlerini çok severdi. Onu bir şekilde mükafatlandırmak istiyordu. Bir gün ona:
"Hocam, çoktandır düşündüğüm bir şeyi size açayım. Ben sizi Vezir ve Sadrazam yapmak istiyorum, ne dersiniz?" dedi. Genç padişah, hocasının bu teklif karşısında minnet ve şükranla dolacağını ve bunu memnuniyetle kabul edeceğini tahmin ediyordu. Fakat Molla Gürani:"Hayır, münasip değildir. Bir kere, ben iyi veya kötü bir ilim adamıyım. Ama siyasette muvaffak olup olamayacağım belli değildir. Hırs yüzünden, yapamayacağım bir işe kalkışırsam devlete zarar veririm. Lakin daha mühim sebep de şudur; emriniz altında bu kadar kıymetli devlet adamları vardır. Onların hepsi, bir gün çalışmalarının mükafatlarını görme emelindedirler. Onlar siyaset basamaklarını tecrübeyle aşıp birer birer yükselirlerken benim gibi dışarıdan biri bu mevkiye gelirse, şevk ve cesaretleri kırılır. En iyisi, ben kendi işimi yapayım, siz de o makama onlar arasından ehil olan birisini getiririniz.
Abdülaziz Han, Osmânlı pâdişâhlarının otuzikincisi ve islâm halifelerinin doksanyedincisidir. Sultân İkinci Mahmûd'un ikinci oğludur. 1830'da doğdu. 25 Haziran 1860'ta halife oldu. 1876'da Dolmabahçe Sarayından alınıp, Topkapı Sarayına hapsedildi. Beş gün sonra Midhat Paşa ve Serasker [savunma bakanı] Hüseyn Avni Paşa, Süleymân Paşa ve arkadaşları tarafından, Feriyye Sarayında Kur'ân-ı kerim okurken bilek damarları kestirilerek şehid edildiği, Sultân Vahideddinin Başkâtibi, Ali Fuad Beyin hâtıralarında yazılıdır...
Ebû Abdullah Rugandi hazretleri, büyük veli Ebû Osman Hayri (Said bin İsmâil Hiri)'nin sohbetlerine devâm ederek ondan çok istifade etti ve yüksek derecelere kavuştu. Ayrıca çok âlimin sohbetinde bulundu ve onlardan ilim öğrendi. Yaşadığı beldede zamanın bir tânesi idi. Kerâmet sahibi olup himmeti çok idi. İnsanlardan uzak bir hayat sürmüştür. 350 (m. 961) yılından sonra vefât etti...
Dün, Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin, Seyfeddin isminde dört talebesi var demiştik. Bunlardan biri de Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin kahrına uğrayan Seyfeddin'dir. Yani Seyfeddin Bâlâhâne. Bu Seyfeddin ile Muhammed Pârisâ'nın amcası Hüsâmeddin Yûsuf ile Seyfeddin Hoşkan, gece-gündüz berâber sohbet edip, birbirinden ayrılmazdı...
Mesnevi'de şöyle bir hikaye anlatılır:Çölde yolculuk eden iki arkadaş, yolculuk esnasında bir sebepten tartışırlar, biri ötekine bir tokat aşk eder. Tokadı yiyenin canı çok yanar; ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:
"BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI."