Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.605.431
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Tarihimiz ihtişamlı zaferler kadar facialarla da dolu. Zaferlerimizle övündüğümüz kadar, yaşadığımız hezimetlerden de dersler çıkarmak zorundayız. Bunu yapmadığımız sürece tarih bizim için ne ölçüde anlamlı olabilir?Facialardan söz ederken, Sarıkamış'ı özellikle dikkate almamız gerekir. Orada, hiç de uzak olmayan bir zamanda 100.000'e yakın yiğidimizi karlara gömdük. Üstelik tek kurşun atamadan... Üstelik sadece bir hayalperestin kişisel ihtirası uğruna...İhtiras... Bu kavramı iyi düşünmeliyiz. Kimi kendi ebediyyetini bu ateşle yakıp kül ederken, kimileri de koca memleketi harabeye döndürebiliyor.Almanlar, Türkiye'ye giden trenlerin üzerine "Enverland'a (Enver'in Ülkesi'ne) gider" yazmaktadırlar. Kibir ve ihtiras demiştik ya! Paşa'nın şu ifadelerine bakın: "Beni Napolyon'a benzetmişlerdi. Kabul etmem. Çünkü ben ikinci adam olamam."
Kânûni Sultan Süleymân Hân devrinde, bir ara yağmurlar yağmaz olmuş, insanlar kuraklıktan çok muzdarip olmuşlardı. İstanbul halkı, yağmur duâsına çıkılmasına karar verdi. Pâdişâh da çıktı. Okmeydanı'nda büyük bir kalabalık toplandı. Öyle ki bu toplulukta, başta pâdişâh olmak üzere, âlimler, vâliler, idâreciler, vezirler, kuvvetli-zayıf, zengin-fakir herkes vardı. Bilindiği gibi, Osmanlı sultanları yapacakları bütün mühim işlerde, mutlaka şeyhülislâma danışırlar, onun fetvâsına uygun hareket ederlerdi. Bunun için Şeyhülislâm Ebüssü'ûd Efendi den, yağmur duâsını kimin yapmasının münâsib olacağı suâl edildi. O da; "Duâyı, pâdişâh veya onun münâsib gördüğü bir zât eder." buyurdu. Bunun üzerine pâdişâh; "Ya'kûb Germiyâni duâ eylesin." dedi. Ya'kûb Efendi ise, kendisini buna ehil, münâsib görmeyip mahcûb oldu ve bir tarafa gizlendi. Oğlu Yûsuf Efendinin, yerini bildirmesiyle arayıp buldular. Gelmek istemedi ise de; "Pâdişâh efendimizin emridir." dediler. Bunun üzerine mecbûren kalkıp geldi. Minbere çıkıp duâ etti. Orada bulunanlar "Âmin" dediler. Bu duâ bereketiyle öyle yağmur yağdı ki, her taraf su ile doldu. İnsanlar, onun büyük bir âlim ve yüksek bir veli olduğunu, bu hâdise ile daha iyi anladılar. O ise kendisini; âciz, aşağı, bu işe lâyık olmayan biri gördüğünden çok mahcub olmuştu. Ya'kûb Germiyâni hazretleri duâ günü, gizlendiği yeri haber verip meydana çıkmasına sebeb olduğu için, daha sonraları oğlu Yûsuf Efendiye sitem etti. Kendisini duâ etmeye, duâsının kabûl olmasına lâyık görmeyerek ve çok tevâzu göstererek; "Yağmur bolluğuna uğradık. Ben o meclise varmayacaktım. Bizi kırıklığa uğratıp, ömrümde, çekemeyeceğim mahcûbiyete müptelâ olmama sebeb oldun." Dedi.
Muhammed Derûri hazretleri Osmanlı Hanefi fıkıh âlimlerindendir. "İbn-i Sâig" diye meşhûr olmuştur. Şeyhülislâm Muid Ahmed Efendi'yle sohbet edip, Kudüs kadılığına tayin edildi. 1066 (m. 1656)'da Kudüs'de vefât etti. İmâm-ı A'zam Ebû Hanife hazretlerinin faziletlerini anlatırken buyurdu ki:
Yûsuf Bin Yahyâ El-Buveyti hazretleri İmâm-ı Şafii'nin en kıymetli arkadaşlarından ve Şafii mezhebinin en büyük âlimlerindendir. 231 (m. 845)'de Mu'tezile fırkasındaki bozuk inançlı kimseler tarafından, Bağdâd'da şehid edildi. Bir dersinde şunları anlattı:
Hazret-i Şuayb, Mûsâ aleyhisselâmın kayınpederidir. Kavmine güzel söz söylemesi, tatlı ve tesirli hitâb etmesi sebebiyle kendisine "Hatib-ül-Enbiyâ" yani (Peygamberlerin hatibi) denildi. İnsanlara İbrâhim aleyhisselâma bildirilen dinin emir ve yasaklarını tebliğ etti...
Vaktiyle, Şam çarşısında, bezzazlık yapan bir adam vardı. Müşterileri çoktu. Dükkanda işlerinin çokluğunu bahane ederek, namazlarını hep son vaktine bırakırdı. Dükkanın yakınındaki camide, vaktin çıkması az zaman kala namazlarını yetiştirirdi. Caminin imamı onu bu hususta devamlı ikaz ederdi, fakat o yine bildiğini yapardı.