Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.665.554
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Yavuz Sultan Selim'in iki atı vardı: Akduman ve Karaduman. Sulh zamanlarında Akduman'la dolaşırdı. Harpte ise Karaduman'a binerdi. İkisi de çok cins Arap atlarıydı. Akduman'ın kuyruğu ve yeleleri pek gösterişliydi. Karaduman ise, uzun bacaklı ve daha kuvvetliydi. Alnı ak akıtmalı, ayakları sekiliydi. Hiçbir yarışta onu geçen görül memişti. Güzel bir sonbahar sabahı, Cihan Padişahı Yavuz Selim Han at gezintisi yapıyordu. Yanında can yoldaşı Hasan Can bulunuyordu. Yavuz'un, Allah, Peygamber ve atlarından sonra en sevdiği insandı. Gizli ve açık müşküllerini sadece onunla dertleşirdi. Fakat Hasan Can merak içindeydi. Çünkü büyük Padişah, bugün Karaduman'a binmişti.
Sultan II. Mahmud, çocukların Kur'ân-ı Kerim öğrendikleri mektebi gezerken içlerinden bir küçük dikkatini çeker ve yaklaşarak sorar:
" Sen sınıfın kaçıncısısın?Küçük, cevap verir:
" İnsana kendini medhetmek düşmez efendim, hocama sorun. Padişah cebinden bir altın çıkarır ve küçüğe uzatır; fakat o almaz, babasının "nereden buldun?" diye kendisini sıkıştıracağını ileri sürer.
" Padişah verdi, dersin, diye akıl verince de şu karşılığı verir:
" Padişah verseydi böyle az vermezdi, der efendim!Bu defa elini cebine sokup avuç dolusu altın çıkaran hükümdar;
" Sen hakikaten sınıfın birincisiymişsin, diyerek avuç dolusu altını cüz çantasının içine boşaltmak zorunda kalır
Mevlânâ Ârif-i Dikgerânî hazretleri "Silsile-i aliyye" adı verilen büyük âlim ve velilerden Seyyid Emîr Külâl hazretlerinin dört halifesinden ikincisidir. Buhara civarındaki Dikgerân köyünde doğdu. Miladi 14. yüzyıl başlarında orada vefat etti.
İmdâdullah Tehânevi hazretleri Hindistan evliyasındandır. 1233'te (m. 1818) Sehârenpûr'a bağlı Nânevte kasabasında doğdu. Burada ilk tahsilinden sonra Delhi'de Şah Nasirüddin Nakşibendi-Müceddidi'ye intisap etti. 1857 yılında Hind Müslümanları İngilizlere karşı ayaklandığında İmdâdullah'ın talebeleri de mücadeleye katıldılar. İngilizlerin işgalinden sonra Mekke'ye hicret etti ve 1317'de (m. 1899) Mekke'de vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Abdullah bin Hıdır ez-Zağbi, kerâmetleriyle meşhûr bir velidir. Doğum târihi bilinmemektedir. 1900 (H.1318) senesinde vefât etti. Beyrut'ta yaşamıştır. Nesebi Seyyid Abdülkâdir Geylâni hazretlerine dayanır. Bu mübarek zatın çok tesirli sohbetleri vardır. Buyurdu ki:
Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi.
Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi:
- Ona de ki, elma yerini bulmuştur.
Fakat görevli itiraz edecek oldu:
- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır.
Halife cevap verdi:
- Evet ama, Rasulullah s.a.v.'e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur.