İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.387
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Moralı Osman Efendi; vakur, şerefli ve haysiyetli bir zâttı. Fakat devrinin affetmez pâdişah müşâviri Hâlet Efendi'ye boyun eğmez, kavuk sallamazdı bir türlü... Hâlet Efendi buna çok kızar; onu İstanbul'da değil, taşra hizmetlerinde süründürmek, küçük düşürmek isterdi. Osman Efendi ise ne yapılsa vakarını bozmaz, ses çıkarmaz, ne iş verilse yapardı.Birgün Hâlet Efendi, İzzet Molla ile otururken Osman Efendi'nin geldiğini söylediler. Hâlet Efendi hemen sofaya kadar koşarak Osman Efendi'yi karşıladı. Giderken de merdiven başına kadar inip uğurladı. İzzet Molla şaşkın bir tavırla:" Bu adama etmediğiniz fenâlık kalmadı, şimdi bu kadar iltifâtınıza sebep nedir? diye sorunca, Hâlet Efendi'nin cevabı enteresandır:" Evet, ona çok fenâlık ettim... Elinden memuriyetini aldım, nüfûzunu kırdım. Fakat üzerinde bir Osman Efendi'lik var ki, işte onu alamıyor ve kendisini gördükçe böyle hürmet etmek zorunda kalıyorum.
Uzun yıllar mesane hastalığından ıstırap çeken Sultan Reşat Han'a ölümünden iki yıl önce, Alman profesör İsrail tarafından başarılı bir ameliyat yapılmıştı. Yıldız sarayında bitkin halde yatmakta olan Padişah, ameliyat odası haline getirilen salona götürüldü. Doktorlar ve yardımcıları salonda bekliyorlardı. Ameliyat odasına girdiklerinde Padişah, oradakilerle ayrı ayrı helalleşti. Sonra da kıbleye dönerek:"Ey Büyük Allah'ım! Eğer ben milletim ve vatanım için hayırsız ve bahtsız isem beni şu ameliyat masasının üzerinden sağ kaldırma!" diye dua etti. büyük bir cesaret ve tevekkül ile ameliyat masasına uzandı. Yapılan başarılı ameliyat sonunda sıhhatine kavuştu ve iki yıl daha yaşadı.
İbrâhim Ebnâsi hazretleri Şâfii mezhebi fıkıh âlimidir. 1325 (H. 725) senesinde Mısır'da Ebnâs köyünde doğdu. 1400 (H.802) senesinde hacdan dönerken yolda vefât etti. İbn-i Hacer-i Askalâni'nin hocalarındandır. Mısır'daki Şâfii fıkıh âlimlerinin büyüklerinden olan Veliyyüddin el-Menfelûti ve Esnevi'den fıkıh okudu. Bunlardan başka birçok âlimden ilim öğrendi. Hocalarının çoğundan icâzet aldı. Derslerinde buyurdu ki:
Ahmed bin Ebû Bekr hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Yemen’de Hadramut bölgesinde doğdu. 1611 (H.1020)'de vefât etti. İlim tahsîlini burada tamamladıktan sonra Hicaz'a gitti. Mekke ve Medîne'de büyük velîlerle bulunup görüştü. Memleketine dönerek talebe yetiştirdi. Bir sohbetinde şöyle anlattı:
Yanyalı Yûsuf Efendi Nakşibendi yolunun büyüklerindendir. Rumeli'de bulunan Yanya beldesindendir. İstanbul'da ilim tahsil etti. 1245 (m. 1829) senesinde vefât etti. Sohbetlerinde İmam-ı Rabbâni hazretlerinin Mektubat kitabını çok okurdu. Bir sohbetinde şu mektubu okudu:
Abbasi halifelerinin beþincisi Harun Reþid, sarayının bahçesindeki bir gül fidanını çok beðenir. Yapraðı, kokusu, görünüþüyle dikkatini çeken gülü özel bakıma alması için bahçıvana emir verir.
Bahçıvan üzerine titremeye baþlar gülün. Ne var ki, sakınan göze çöp batar derler ya. Aynen öyle olur. Bir sabah bahçıvan gelip bakar ki, gülün dalına konan bir bülbül, ne kadar yaprak varsa hepsini gagalayarak yere düþürmüþ. Tek yaprak bırakmamıþ gülün baþında... Korku içinde koþar halifeye:
- Sultanım der, üzerine titrediðimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüþ, tek yaprak bırakmamıþ gülün baþında... Harun Reþid, telaþ etmeden cevap verir:
- Üzülme efendi üzülme, der. Bülbülün yaptıðı yanına kalmaz!.