Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.566.236
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Sultan Dördüncü Ahmed Han, Osman Fadli Efendiyi çok severdi. Zaman zaman saraya dâvet eder, vâz ve nasihatlerinden istifâde ederdi. Sultan bilemediği takıldığı mevzuları ona sorar, istişâre ederdi. Hattâ Ramazân-ı şerifte, iftarda Seyyid Osman Fadli'nın önünden artan yemeklerinden bereketlenmek için ister, iftârını onunla yapardı.Bir zaman İstanbul'da isyân oldu. Zorbalar her tarafı darma-dağın edip yağmaladılar. Seyyid Osman Fadlı, hiç çekinmeden talebeleri ile birlikte zorbaları yakalayarak adâlete teslim etti. Böylece din ve devlete büyük hizmetlerde bulundu. Sultan İkinci Süleymân pâdişâh olunca, büyük bir kargaşa oldu. Seyyid Osman bu kargaşalığın ortadan kalkması için duâ etti. Bu duâ bereketi ile Allahü teâlâ belâyı kaldırdı. Sadreddin-i Konevi hazretlerinden sonra, devlet işlerini düzeltme husûsunda en çok şöhret sâhibi Seyyid Osmân oldu.
Kanuni Sultan Süleyman devri, Osmanlı devletinin her yönden zirveye ulaştığı devirdir. Askeri, idari, adli, siyasi, alanlarda dünyanın tartışmasız lideri idi. Osmanlı edebiyatının en büyük ustaları bu devirde yetişti. Mimar Sinan gibi, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük mimarı da Kanuni devrinin eseridir. Sınırları içinde yaşayan müslüman-gayri müslim halk, devlete son derece güveniyordu. Fakat her kemalin bir zevali olduğu için Osmanlı devleti bu dönemden sonra gerilemeğe başladı ve bu da devletin yıkılışına kadar 350 yıl sürdü. İşte bu parlak devrin sonlarına doğru, yaşlı bir kadının evine geceleyin hırsızlar girdi ve bütün eşyalarını götürdüler. Kadıncağız da saraya giderek durumu padişaha anlatmak istedi. Divan toplantısı bitince, dışarı çıkan padişahın huzuruna gelen kadın, başına gelenleri anlattı. Kanuni, onu dinledikten sonra:-Nasıl olup da bu kadar derin uyudun, hırsızların eve girdiklerini farkedemedin? Deyince, kadın, şu çok ibretli cevabı verdi:-Padişahım, biz sizi uyanık biliyorduk da onun için bu kadar derin uyuduk.
Muhammed Çelebi Sultan, Anadolu'yu aydınlatan meşhûr velilerdendir. Eğirdir'de doğdu ve 1494 (H.900) de orada vefat etti. Babası, Piri Halife Sultandır. Seyyid olup nesebi yirmi üçüncü batında hazret-i Hüseyin'e ulaşır. Babası Piri Halife Sultan, mânevi bir işâret üzerine genç yaştayken İran'ın Hoy şehrinden, hocası Şeyhülislâm Berdei hazretleriyle birlikte Anadolu'ya göçmüştür. Anadolu'ya gelince, büyük bir mürşid-i kâmil olan hocası Şeyhülislâm Berdei'nin kızıyla evlenmiş ve bu evlilikten Muhammed Çelebi Sultan doğmuştur.
Muhammed Çelebi Sultan hazretleri vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Nakkaşzade Hüseyn Efendi Osmanlılar zamanında yetişen Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. İran'ın Tebriz şehrinde doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 964 (m. 1556) senesinde İstanbul'da vefât etti. Tebriz'de akli ve nakli ilimleri tahsil edip, Osmanlı Sultanı İkinci Bâyezid Hân zamanında İstanbul'a geldi. Bir dersinde buyurdu ki:
Ebü'l-Hasen el-Kûfi hazretleri Hadis ve fıkıh âlimlerinin meşhûrlarındandır. Tebe-i tabiinden olup, 189 (m. 805)'de vefât etti. Hadis-i şerif ilminde hafız idi. Yani yüz bin hadis-i şerifi râvileri ile birlikte ezbere bilirdi. Rivâyet ettiği hadis-i şerifler Kütüb-i sitte denilen meşhûr altı hadis kitabında yer almıştır. Bunlardan bazıları:
Bağdad'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. En çok da hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin, kapısından seslendi hamalın biri:" Allah rızâsı için birazcık ekmek... Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.Tandırın başındaki kadın, taze bir ekmeği kızına uzattı, "Ver şu adama" dedi. Kızcağız ekmeği verdi hamala. Hamalın sevinci târif edilemezdi. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti! Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikâzı durdurdu onu:" Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?