Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.939
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Bir Ramazan günü, tebdil kıyafet sokağa çıkan Sultan II. Mahmud Bayezid Camiine geldi. Yanında sadece sekreteri Said Efendi vardı. Camide bir müddet kalarak namazlarını kıldılar, vaaz dinlediler. Sonra da cami içindeki bir mahfilde elbiselerini değiştirerek Padişah kıyafetini giydi. Camiden çıktıktan sonra bir köşede bekleyen seyisini çağırdı ve atına bindi. Padişah atına binip hareket edince, karşıdan bir neferin, elinde bir tepsi, üstünde iki kapaklı sahan ile karşıdan gelmekte olduğunu gördü. Biraz sonra nefer başını kaldırınca, tam önünde Padişahı gördü. Tepsiyi yere bırakamadı, padişahı da selamlayamadı. Şaşırıp kalmıştı. Durumu gören II. Mahmud, askere takıldı: "Evlat nedir bu hal? İkindi vaktinde, Ramazan gününde, sokak ortasında yemek mi yiyeceksin? Ayıp ve günah değil mi?" dedi. Asker mosmor olmuştu. Vaziyet çok müşküldü. Kekeleyerek: "Devletlim, bunu karakol zabitime iftarlık götürü yordum. Evinden hazırlamışlar, onu alıp gelmemi söyledi" diyebildi.
Sultan Abdülhamid Han'ın son senesinde İttihad ve Terakki Partisi iktidarı ele geçirince, halkı padişah aleyhine çevirmek ve kendi partilerine üye yapmak için çalışmalara başladılar. Bunlardan Dr. Nazım, Aydın'a giderek, tütün tüccarı sıfatıyla beldenin ileri gelenleriyle görüşü yordu. Bu arada meşhur efelerden Çakıcı Mehmed Efe'nin yanına da gitti. Sohbet esnasında Efe'ye:"Sultan Abdülhamid devlete hainlik ediyor. Bilhassa ortalığı hafiyelerle doldurdu. Bunla rın hemen dağıtılması lazım" demesi üzerine Efe, Nazım Bey'e dönerek:"Padişah memlekete hainlik etmez. Hafiye işine gelince, ben bir eşkıyayım. Dağda geze bilmem için jandarmaalrın hareketlerinden haberdar olmam lazım. Bu köylerde benim yirmi den fazla hafiyem var. Eğer onlar olmasa ve bana zamanında haber iletmeseler, bir gün bile bu dağlarda dolaşamam. Benim gibi bir eşkıyanın hafiyeye ihtiyacı oluyor da bu devletin padişahının niçin olmasın. Onun da hafiyeleri olmasa, bir gün bile bu devlet ayakta kalamaz. Bana böyle münasebetsiz laflar etmeyin ve derhal burayı terkedin" diyerek Nazım Bey'i kovdu
Ebû Gıyâs Mansûr bin Mu'temir hazretleri Tabiinin meşhûr hadis ve fıkıh âlimlerindendir. Kütüb-i sitte'nin tamamında ismi geçer. Kûfelidir. 132 (m. 749)'da vefât etti. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Yâkût-i Arşî hazretleri büyük âlim ve velîlerdendir. Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî hazretlerinin talebelerinin büyüklerinden olup, Habeşistanlıdır. Onu yakalayıp köle yaptılar. Mısırlı bir tüccâr bunu satın alıp, memleketi olan Mısır’a götürmek üzere yola çıktı. Gemi ile gelirken, denizde bir fırtına çıktı. Ebü'l-Abbâs-ı Mürsî hazretlerinin büyük bir zât olduğunu duymuş olan tüccâr, Allahü teâlâya duâ edip; “Yâ Rabbî! Eğer sağ sâlim karaya çıkarsak, köle olarak aldığım bu genci (Yâkût’u) Ebü’l-Abbâs hazretlerine hibe edeceğim” diye nezretti.
Fahr-ül-İslâm Pezdevi hazretleri Fıkıh ve kelâm âlimlerinin büyüklerindendir. 421 (m. 1030)'de doğdu. 493 (m. 1099)'da Buhârâ'da vefât etti. Fıkıh usûlüne dâir yazdığı kitapta buyuruyor ki
Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) bir gün evinde bir yastığa dayanmış oturuyordu. İçeriye Selman-i Farisi girdi. Hazret-i Ömer (radıyallahü anhümâ) , oturması için yastığığ ona uzattı. Selman-i Farisi (radıyallahü anh):
-Resulullah Efendimiz (sallallahü ne kadar dogru söylüyor, dedi. Hazret-i Ömer:
-Ya Eba Abdurrahman ! Nedir o?
-Bir gün Resulallah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin huzuruna çıktım. O dayanmakta oldugu yastığı bana uzattı ve " Selman, evine gelen Müslüman kardeşinin altına ikram olarak bir minder uzatan müslümanı Allahü Teala mutlaka affeder" buyurdu.