İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.183
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Kenan Paşa, Şeyh Muhammed Ayni hazretlerini ziyâret maksadıyla Siirt'e oradan da Ayni köyüne gitmişti. Askerleriyle birlikte Ayni köyüne varınca, câminin avlusunda bir hasır üzerine oturdu. Paşa için yemek hazırlamak istediler. Şeyh hazretleri; "Bu hususta tekellüfe girmeyi niz, kendinizi zorlamayınız." dedi. Evinde arpa unundan yapılmış iki yufka ve iki gün önce pişirilmiş et yemeği vardı. Bunları yedirmek bizim için ar olur dedilerse de, Şeyh hazretleri; "Bunlar yemek olarak kâfidir. Mevcud olan bunlardır. Bunları ikrâm etmekte bir mahzur yoktur." dedi. Sonra kendisi Kenan Paşanın yanına gitti. Paşa onu görünce ayağa kalkıp hürmetle elini öptü ve duâ istedi. Sofrayı getirmelerini söyleyince, Paşanın önüne iki yufkayı ve et yemeğini koydular. Bunları yedi. Sonra kalkıp Şeyh Muhammed Ayni hazretlerinin elini tekrar öptü. Teşekkür ederek müsâde isteyip ayrıldı. Dönerken yolda adamlarından biri, Şeyh'in huzûrunda ne yemeği yediğini sorunca; "Arpa ekmeği ve bayat et yemeği yedim. Yemin ederim ki ömrümde böyle lezzetli yemek yemedim." dedi.
1513 yılı baharında Batı Akdeniz sularında pervasızca dolaşan bir korsan gemisi. Güvertede orta yaşlı, kırmızı sakallı, yüzü deniz rüzgarlarıyla sertleşmiş, tecrübeli bir kaptan. Adı, Oruç, fakat leventleri ona Baba Oruç diyorlar. Muavinleri, Kazdağlı Salih ve ihtiyar Süleyman Reisler. Bir hafta kadar İtalya sahillerinde dolaştıkları halde bir tüccar gemisine tesadüf edemediler. Üsleri olan Cerbe adasında eli boş dönmek itibarlarını sarsacak. Sonra, Tunus sultanına vergi de verecekler.
Atâ bin Ebî Rebâh hazretleri Tâbiînin meşhurlarındandır. Yemen'in Cened bölgesinde 647 (H.27) senesinde doğdu. 732 (H.114) senesinde Mekke'de vefat etti. Mekke'de Eshâb-ı kirâmın sohbetleriyle yetişti. Zamanında Mekke-i mükerremenin müftüsü ve en büyük hadîs-i şerif âlimiydi. İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, İbn-i Amr, İbn-i Zübeyr, Usâme bin Zeyd, Câbir bin Abdullah, Zeyd bin Erkam, Akîl bin Ebî Tâlip, Ömer bin Ebî Tâlip (radıyallahü anhüm) gibi büyüklerden hadîs-i şerîf dinledi. Kendisinden de birçok âlim hadîs-i şerîf rivayet etti.
Seyyid Ahmed Bedevi rahmetullahi aleyh, Mısır evliyâsındandır. Nesebi Peygamber efendimize ulaşır. 1200 (H.596)'de Fas'ta doğdu. Üst üste gördüğü rüyâ üzerine Irak'a gitti. 1236 senesinde, rüyâsında Mısır'ın Tanta şehrine gitmesi işâret olundu ve oraya gitti. Tanta'da, zamanla herkes tarafından tanındı. Her tarafta meşhûr oldu. Talebesi Abdül'âl'ın, tövbe-i nasûhun ne olduğunu sorması üzerine şöyle buyurdu:
Tâhir bin Abdullâh Taberî hazretleri Şâfiî fıkıh âlimidir. 348 (m. 959)’da İran’da Taberistan’a bağlı Âmül’de doğdu. Memleketinde ve Bağdat’ta Dârekutnî ve diğer büyük âlimlerden ilim tahsil etti. Bağdat’ta Bâbüttâk kadılığına getirildi. 450 (m. 1058)’de vefat etti “Ravzatü’l-müntehâ fî mevlidi’l-İmâmi’ş-Şâfi’î” isimli eserinde İmâm-ı Şâfi’î hazretlerini anlatır. Bu kitabında şöyle nakleder:
Emir Sultan, âlim ve ilim menbaı olan Buhârâ'da yetişti. Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere'de ilim tahsil etti. Medine-i münevvereye yerleşmek ve ömürlerinin sonuna kadar orada kalmak niyetindeyken, bir rüyâ gördü. Rüyâsında Peygamber efendimiz ile hazret-i Ali yanyana oturmuşlardı. Yanlarına vardı ve diz çöküp oturdu. Hazret-i Ali ona; "Ey oğlum! Sana cenâb-ı Hak tarafından ceddin Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetini, takvâ yoluyla öğretmen için Rûm iline gitmen işâret olundu. Önünde giden nûrdan üç kandil belirecek, o kandiller nerede gözünden kaybolursa orada kalacaksın. Mezârın da orada olacak" dedi. Emir Sultan uykudan uyanınca; "Demek ki takdir-i ilâhi böyle" diyerek yola çıktı. Hazret-i Ali'nin dediği gibi, üç kandil ona kılavuzluk etti. Bursa'ya geldiği zaman, önündeki nûrdan üç kandil, pınar başında üç servi civârında fakirler için tahsis edilmiş eski bir kilisenin yanında kayboldular. Böylece Emir Sultan Bursa'ya yerleşti.