Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.586.855
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
1513 yılı baharında Batı Akdeniz sularında pervasızca dolaşan bir korsan gemisi. Güvertede orta yaşlı, kırmızı sakallı, yüzü deniz rüzgarlarıyla sertleşmiş, tecrübeli bir kaptan. Adı, Oruç, fakat leventleri ona Baba Oruç diyorlar. Muavinleri, Kazdağlı Salih ve ihtiyar Süleyman Reisler. Bir hafta kadar İtalya sahillerinde dolaştıkları halde bir tüccar gemisine tesadüf edemediler. Üsleri olan Cerbe adasında eli boş dönmek itibarlarını sarsacak. Sonra, Tunus sultanına vergi de verecekler.
Kafkasya'yı fethederken Şii Safevi ordularıyla yaptığı meydan muharebeleri ve savunma savaşları sonunda kazandığı muvaffakiyetleriyle dillere destan olan kahraman Özdemiroğlu Osman Paşa İstanbul'a geldiğinde büyük bir coşku ile karşılandı. III. Murad Han bu kahramanı bizzat görüşmek üzere Yalı köşküne davet etti. Paşa huzura girdiğinde Padişah, saray âdetlerini bozarak:"Hoş geldin Osman otur!" dedi. Osman Paşa oturmadı. Ayakta durdu. Padişah tekrar:"Otur Osman!" dedi. Osman Paşa oturdu. Fakat hayâ edip tekrar kalktı. Murad Han dördüncü defa oturmasını ve Kafkasya'daki muharebeleri anlatmasını emredince oturdu ve anlatmaya başladı ve 4 saat devam etti.
Hafidzâde Sâdık Efendi, 1230 [m. 1815] senesinde vefât etti. (Nevâdir-i fıkhiyye) kitâbı meşhûrdur. Bu kitabında buyuruyor ki:
1912 senesi... Osmanlı tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Balkan Savaşı günleri... Aralık ayı başları idi. Edirne Müstahkem Mevkii Kumandanı Şükrü Paşa:
-Son kurşunu atmadan şehri düşmana teslim etmem, diyordu.
Bulgarlar tarafından kuşatılmış bulunan Edirne dışında bulunan ve şehirdeki karargah ile irtibatı kesilmiş olan bir birliğe yeni bir talimat göndermek ihtiyacını duydu. Bu kolay bir iş değildi. Talimatı götürecek bir veya birkaç kişi, kuşatma hattını geçerken ölümle karşı karşıya gelebilirdi. Bu işe en uygun, Teğmen Sadık'tı...
Ebül-Kâsım Semerkandi hazretleri Hanefi fıkıh âlimlerindendir. 556 [m. 1161] senesinde vefât etti. (Câmi'ul-fetâvâ) kitabı meşhurdur. Bu kitabında diyor ki:
Bir gün Yalova'dan İstanbul'a bir gemi gidiyordu. İstanbul'a yaklaştıkları sırada, şiddetli bir rüzgâr esmeye, dalgalar gittikçe büyümeye, gemiye şiddetle vurmaya başladı. Dalgaların vuruşundan tahtalar gıcırdıyordu. Gemi, koca denizde bir o tarafa, bir bu tarafa yalpalıyor, devrilecek gibi oluyordu. Yolcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Herkes geminin bir tarafına birikince, tehlike daha da büyüdü. Kaptan, yolcuları teskin etmeye çalışıyor ve herkesin yerinde oturmasını tavsiye ediyordu. Herkes birbiriyle helâlleşiyor ve şimdiye kadar işlediği günahlarına tövbe ediyordu. Bâzıları da, kurtulmaları için adakta bulunuyordu. Yolcuların arasındaki bir genç, Fâtiha-i şerife ve İhlâs sûrelerini okuyarak, hâsıl olan sevâbı; Peygamber efendimizin, Eshâb-ı kirâmın, evliyânın, âlimlerin ve zamânın velilerinden Üftâde hazretlerinin rûh-ı şeriflerine hediye etti. Sonra da; "Yâ hazret-i Üftâde! Himmetinizi, yardımınızı istirhâm ediyorum." dedi.