Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.584.546
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Meşhur tarihçi, ilim ve devlet adamımız Ahmed Cevdet Paşa'nın hanımı Seniha Sultan, bir Fransız diplomatının hanımı olan Madame Simone de La Cherte ile pek çok kez mektuplaşmıştır. Bu mektuplarda, 1911'lerin Osmanlı kadınından birçok mevzuda bilgiler mevcuttur. İşte bunlardan bir tanesi:"Sevgili iki gözüm,Biz Türk kadınları, Avrupa'da hiç tanınmayız. Hatta diyebilirim ki, Çin ve Japon kadınları kadar bile tanınmayız. Halbuki Pekin ve Tokyo, Paris'e çok uzaktır. İstanbul ise çok yakındır. Bizim hakkımızda akla hayâle gelmeyecek şeyler uyduruyorlar. Ne ehemmiyeti var. Bizim esir olduğumuzu, kafes içinde birbirine rakip sayısız zevceler topluluğu hâlinde yaşadığımızı sanıyorlar. Ve nihâyet -sevgili büyük Loti'mizin yazdığı öylesine güzel fakat öylesine yanlış anlaşılan- içimizden çoğunun Latince ve eski Yunanca, cebir ve felsefebildiğini, câhil olsun, âlim olsun, bütün Türk kadınlarının, gece gündüz hiç ara vermeden "boyunduruğumuzdan" kurtulmayı, "hürriyetimizi ve itibarımızı ve kadınlık haklarımızı" elde etmeye çalıştığımızı sanıyorlar.
1914'ün Kasım ayında İngiltere ve müttefikleri Osmanlı İmparatorluğuna savaş açtı. Britanya İmparatorluğu , Avustralya ve Yeni Zellanda'nın Anzak birliklerini de savaşa çağırdı. Bunun üzerine kıtanın dört bir yanına gençleri cepheye davet eden afişler asıldı.1914 yılı sonunda on binlerce Anzak, gemilere doluşup yola koyuldular. Hiç bilmedikleri bir ülkeye, hiç tanımadıkları yaşıtları ile savaşa gidiyorlardı. İşte o günlerde Osmanlı padişahı ve Halife Sultan Reşat, imparatorluğa savaş açan düşmanlara karşı dünyanın her yanındaki müslümanlara cihad çağrısı yaptı. Bu çağrı okyanuslar aşarak, Avustralya'da yaşayan iki Müslüman'a kadar ulaştı.
İstanbul'da yetişen evliyânın büyüklerinden olup, Seyyid Alâeddin Efendinin torunudur. 1652 (H.1062) senesi İstanbul'da doğdu. Zamânın büyük velilerinden olan Şeyh İbrâhim Nakşi Sünbüli hazretlerinin terbiyesinde yetişti. Yirmi yedi yaşında hocasından aldığı maddi ve mânevi ilimleri tamamlayarak hilâfet makâmına yükseldi. Hocasının vefâtı üzerine Sünbül Efendi Dergâhının şeyhi oldu. Bu dergâhda 70 sene talebe yetiştirdi. 1747 (H.1160) senesinde İstanbul'da vefât etti. Sünbül Efendi dergâhının bahçesine defnedildi. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Recâ bin Hayve, Tâbiinden olup, veli ve büyük bir fakihdir. 730 (H.112) târihinde vefât etti. Aynı zamanda tesirli ve fasih konuşan bir vâiz idi. Halife Süleyman bin Abdülmelik, ondan kendisine mektup yazmasını istemişti. Halife olmadan önce ve sonra Ömer bin Abdülaziz ile çok yakın dostlukları vardı. Süleyman bin Abdülmelik'e kendisinden sonra, Ömer bin Abdülaziz'i halife yapmasını, o tavsiye etmişti...
İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Zekeriyyâ (aleyhisselâm)'ın oğludur. Annesinin ismi Elisa olup, İmran'ın kızıydı. Hıristiyanlar Elizabeth diyorlar. Dâvûd (aleyhisselâm)'ın neslinden olup, hazret-i Meryem'in teyzesinin oğludur.
Kânûni Sultan Süleymân'ın vezir-i âzamı olan Rüstem Paşanın terzibaşısının kardeşinin oğlu olan Ali Efendi, Tırhala'dan getirilerek amcasının yanında yetiştirildi. Rüstem Paşa, 1548' de İran Seferinden dönerken Ankara yakınlarına gelince, Bayramiyye yolu büyüklerinden Hüsâm Efendiyi berâberindekilerle birlikte ziyârete gitti. Sohbet esnâsında orada bulunan larla tek tek tanışan Hüsâm Efendi, Terzibaşının yeğeni olan genç Ali Efendiye gelince onun ne işle meşgûl olduğunu sordu. Terzilik mesleğiyle uğraştığı söylenince, terzilerin piri olarak kabûl edilen İdris aleyhisselâma nisbetle ona İdris lakabını verdi. Ali Efendiyi hizmetine ve talebeliğe kabûl etti. Bir müddet Hüsâm Efendinin hizmetinde ve sohbetinde bulunan Ali Efendi, tasavvuf yolunda ilerledi. Daha sonra İstanbul'a gelen Ali Efendi, ticâretle meşgûl oldu. İlk zamanlar ticâret sebebiyle Belgrad, Filibe, Sofya, Edirne, Gelibolu gibi memleketlere gitti. Gittiği yerler deki âlim ve evliyâ zâtların sohbetlerinde bulunup tasavvuf yolunda yükseldi. Defâlarca hac vazifesini yapmak için Hicaz'a gitti. Oradan Yemen'e gitti. Son zamanlarında ticâreti bırakıp İstanbul Fâtih Çarşamba'da Mehmed Ağa Câmii yakınındaki evinde ikâmet etti. Ticâreti, emrinde bulunan kimseler yürüttüler.