Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.533
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
18 Mart 1915 Perşembe günü sayısız İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan muazzam bir armada, bütün gayretlerine rağmen Çanakkale boğazını geçememiş, Türk'ün azmi karşısında boyun eğmek zorunda kalmıştı. Bu kesin yenilgiye rağmen İngiliz amirali Robek, hâlâ ümidini kesmemişti. -Çanakkale'yi geçebiliriz! Diyordu. Batan ve hasara uğrayan gemilerin yerine başka zırhlılar koyarak talihini bir kez daha denemek istiyordu. Fakat Akdeniz kuvvetleri kumandanlığına atanan General Hamilton böyle düşünmüyordu. O, "Yeni bir maceraya gerek yok" diyordu. 18 Mart savaşını Featon harp gemisinden, yerinde takibetmiş ve o müthiş manzarayı yerinde görmüştü. Hamilton'a göre, donanmanın geçişini sağlamak için karaya asker çıkarılması mecburi idi. Londra deniz meclisi, onun bu planını tasdik etti.
Edebâli hazretleri, kendi parasıyla Bilecik'te bir dergâh yaptırarak, gelen geçenlere, fakir ve muhtaçlara ikrâmda bulundu. Osman Bey de bir çok defâ burada misâfir kaldı. Hattâ bir gece dergâhta yatarken rüyâsında Şeyh Edebâli hazretlerinin göğsünden bir ayın çıkıp kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden bir büyük ağaç bitip dallarının âlemi kapladığını, altından birçok nehirlerin çıkıp insanların bu sulardan istifâde ettiğini görmüştü. Sabah olup rüyâyı anlatınca, Edebâli hazretleri, bu güzel rüyâyı şöyle tâbir etti:"Sen, Ertuğrul Gâzi oğlu Osman, babandan sonra bey olacaksın.Kızım Mal Hâtunla evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nûr budur. Sizin asil ve temiz soyunuzdan nice pâdişâhlar gelecek, onlar nice devletleri bir çatı altında toplayacaklar,Allahü teâlâ nice insanın huzûr ve saâdete kavuşmasına, İslâm dini ile şereflenmesine senin soyunu vesile edecektir.''
Ramazan-ı Şerifte va'z u nasihat için Erzurum'un bir köyüne davet edilen İbrahim Hakkı hazretlerini alıp köye getirmek üzere; kendisine hep böyle görevler verilen Ermeni bir hizmetçi ile bir at gönderilmişti. Adam, İbrahim Hakkı hazretlerine gitti ve durumu anlattı. Hemen yola çıktılar. Fakat binek hayvanı bir tane olduğundan İbrahim Hakkı hazretleri, Ömer radıyallâhü anhın Kudüs'e giderken kölesiyle beraber nöbetleşe deveye binmesi hususundaki ahlâk-ı hamideyi tatbik etti. Ermeni hizmetçi buna her ne kadar;
Esirüddin Ceyyâni hazretleri Endülüs'te (İspanya) yaşamış olan tefsir âlimlerindendir. 654'de (m. 1256) Gırnata'ya (Granada) bağlı Metahşareş (Meta Xares) kasabasında doğdu. Ailesi Ceyyâne (Jaena) şehrinden idi. Gırnata'da tahsilini tamamlayıp zamanın büyük âlimlerinden oldu. 745 (m. 1344)'de vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Hasan es-Sekkâf hazretleri tasavvuf büyüklerinden olup, Yemen'de Terim beldesinde doğdu. 813 (m. 1410)'da orada vefât etti. Kıymetli nasihatleri vardır. Buyurdu ki:
Zamânın sultânı Dördüncü Murâd Hana, tarikat erbâbı kötülenmiş, onların bâzı işlerinin yasaklanması istenmişti. Sultan yalnız böyle söyleyenlerin sözleriyle hareket etmeyip, zamânın tasavvuf ehli âlim ve faziletli kimselere de tarikatla ilgili hususları sorup cevap istemişti. Bunlar arasında İsmâil Ankaravi de vardı. O da üç gün içinde yirmi sayfalık bir risâle yazıp arzetti. Cevaplar, Şeyhülislâm Yahyâ Efendi ve diğer zamânın önde gelen âlimleri tarafın dan incelenip uygun görüldü ve pâdişâh tarafından da kabûl edildi. Böylece onların vesilesi ile tasavvuf ehli, sıkıntıdan kurtuldu. Aziz Mahmûd Hüdâi onun bu cevaplarını beğenip; "Allahü teâlâ, muhâliflere karşı Rusûhi'nin ayağını sağlam ve sâbit eylesin. Onların inat damarlarını kesmekte söz kılıcını keskin eylesin. Muhâlifleri susturmakta mızrağını tesirli eylesin. Zamânımızda tasavvuf ehline karşı olanlarla onun cihâdı olmasaydı, onların eli hak tâliplerine uzanır, zarar verirdi. Doğru yolda olanlarla olmayanları birbirinden ayırmak zor olurdu. Allahü teâlâ onun delillerinin oklarını en doğru hedefe isâbet ettirdi." diye medhetti.