Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.666.516
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Tarihimiz ihtişamlı zaferler kadar facialarla da dolu. Zaferlerimizle övündüğümüz kadar, yaşadığımız hezimetlerden de dersler çıkarmak zorundayız. Bunu yapmadığımız sürece tarih bizim için ne ölçüde anlamlı olabilir?Facialardan söz ederken, Sarıkamış'ı özellikle dikkate almamız gerekir. Orada, hiç de uzak olmayan bir zamanda 100.000'e yakın yiğidimizi karlara gömdük. Üstelik tek kurşun atamadan... Üstelik sadece bir hayalperestin kişisel ihtirası uğruna...İhtiras... Bu kavramı iyi düşünmeliyiz. Kimi kendi ebediyyetini bu ateşle yakıp kül ederken, kimileri de koca memleketi harabeye döndürebiliyor.Almanlar, Türkiye'ye giden trenlerin üzerine "Enverland'a (Enver'in Ülkesi'ne) gider" yazmaktadırlar. Kibir ve ihtiras demiştik ya! Paşa'nın şu ifadelerine bakın: "Beni Napolyon'a benzetmişlerdi. Kabul etmem. Çünkü ben ikinci adam olamam."
Ömer Rızâi Efendi, aldığı manevi bir işaret üzerine Kahire'ye doğru yola çıktı. Kâhire'ye vâsıl olduklarında bir câmide vâz ü nasihatla meşgûl iken Mısır Vâlisi İzzet Mehmet Paşa'nın dikkatini çekti. Paşa, Ömer Efendinin ilim ve ihlâstaki yüksek derecesini görerek onu ilim meclislerine dâvet etti. Bunu duyan Mısır'ın en değerli âlimleri meclisine gelerek Ömer Efendinin sohbetine katıldılar.Diğer taraftan İzzet Paşa sadâret emeli ve arzusu ile de dolu idi. Nitekim o bu maksadla Ömer Efendiden duâ buyurmasını istedi. Bunun üzerine Ömer Rızâi Efendi; "Bizim elimizde bir şey yoktur. Allahü teâlâ ne dilerse o olur. Duâ edelim haklarında hayırlısı olsun." buyurdular.
Ebû Hâmid Derkâvi hazretleri Cezayir'de yaşamış olan Şâzili tarikati şeyhlerindendir. Ali bin Abdurrahman'ın derslerinde yetişti ve icazet alarak halifesi oldu. Çok talebe yetiştirdi.1239 (m. 1823)'de Cezayir'de vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Şemsüddîn Hüsrevşâhî hazretleri kelâm âlimlerinin meşhûrlarındandır. 580 (m. 1184) senesinde İran’da Tebrîz’e bağlı Hüsrevşâh köyünde doğdu. Büyük âlim Fahrüddîn-i Râzî’nin talebesidir. İlimlerinin çoğunu ondan öğrendi. İmâm-ı Fahrüddîn-i Râzî’nin vefâtından sonra Şam’a geldi. Orada ders okuttu. 652 (m. 1254) senesinde Şam’da vefât etti. Derslerinde buyurdu ki:
Ebû Ali Hüseyn İbn-i Hürrem hazretleri hadis âlimidir. 198 (m. 813)'te Afganistan'ın Herat şehrinde doğdu. İlk tahsilini memleketinde yaptıktan sonra Irak, Şam ve Hicaz'a ilmi seyahatlerde bulundu. Memleketine döndükten sonra taliplere hadis öğretti. 301 (913)'de Herafta vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Mesnevi'de şöyle bir hikaye anlatılır:Çölde yolculuk eden iki arkadaş, yolculuk esnasında bir sebepten tartışırlar, biri ötekine bir tokat aşk eder. Tokadı yiyenin canı çok yanar; ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:
"BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI."