Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.958
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Fatih'in İstanbul'u kuşattığı günlerde Bizans'ta elçi olarak bulunan Venedikli asilzade Barbaro, Fatih Sultan Mehmed Han'ın parlak dehasının bir eserini daha şöyle nakleder:"18 Mayıs günü Bizanslılar uyandıkları zaman şaşkınlıktan dona kaldılar. Çünkü surların önünde büyük bir kule duruyordu. Osmanlılar o gece 4 saat içinde ahşap bir kule inşa ederek surların önüne getirmişlerdi. Yüksekliği surlardan yukarıda idi. Bu kule öyle mükemmeldi ki, nasıl yapıldığını kimse anlayamadı. Bütün Hristiyan dünyası birleşse bunu yapamazdı.İmparator hazretleri bütün erkanı ile birlikte surların üzerine geldiğinde bu şayan-ı hayret şeyi görünce korku ve dehşetten ölü gibi donup kaldı. İşte o zaman, Fatih'in bu parlak zekası karşısında İstanbul''un eninde sonunda onun eline geçeceğini anlamıştı.
Birinci Dünyâ Savaşı'nda İngilizler, İslâm dünyâsını parçalayıp yutmak için çok kesif bir câsusluk ve propaganda faâliyetlerine girişmişlerdi. Bu çalışmalar sonucunda Hint Müslümanlarının aşırı dostluk ve bağlılıklarına mukâbil Arap dünyâsında bâzı çözülmeler başlamıştı. Birçok Arap liderlerine Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla kurulacak devletlerden taçlar vadedilerek ayrılık telkin edilmekteydi...
Kureyş'in ileri gelenleri, hasta olan Ebû Talib'e ziyarete gelmişlerdir... Müşrikler adına her zaman olduğu gibi küfrün yaman aktörü Ebû Cehil konuşmaktadır:
-Geçmiş olsun ya Eba Talib! Sen bizim ulumuzsun. Ölüm döşeğinde bulunman cümlemizi korkulara sevk ediyor. İstikbalden ürküyoruz. Yeğeninle aramızdaki ihtilaf malum. Ölmeden evvel bu meseleyi çözmelisin. O'nu da buraya çağır; hakem ol; aramızı bul!
Ebû Muhammed Râzi, Horasan'da, Nişâbur şehrinde yetişen büyük velilerdendir. Doğum târihi bilinmemektedir. 964 (H.353) senesi Nişâbur'da vefât etti. Evliyânın büyüklerinden Ebû Osman Hiri'nin sohbetlerinde yetişip kemâle geldi... Cüneyd-i Bağdâdi, gibi büyük zâtlarla görüşüp sohbet etti. Fıkıh, hadis ve diğer ilimlerde âlim idi. Çok hadis-i şerif yazdı ve rivâyet etti...
Ebû Abdullâh Muhammed ibn-i Vâre hazretleri hadis hafızıdır. 190 (805)'de İran'da Rey'de doğdu. İlim tahsili için çok memleket gezdi. Büyük âlimlerden hadis öğrendi. Kendisinden rivayette bulunan talebelerinin en meşhuru İmam-ı Buhâri hazretleridir. İbn-i Vâre 270'te (m. 884) Rey'de vefat etti.
Hadis-i şeriflerin çeşitleri hakkında buyurdu ki:
Padişahlardan biri bir Ramazan günü hizmetkarına tembih etti: -Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et. Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra, ilim ve irfan sahibi olan bu hizmetkar, 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Padişah şaşırdı: -Bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin.. -Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.