Kalb Ve Ruh, Cisim Değil, Cevherdir
İbrâhim Reyyâhî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimidir. 1180 (m. 1766)’da Tunus’un Tesfûr denilen bölgesinde doğdu. 1266 (m. 1850)’de Tunus’ta vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
16.573.567
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
İbrâhim Reyyâhî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimidir. 1180 (m. 1766)’da Tunus’un Tesfûr denilen bölgesinde doğdu. 1266 (m. 1850)’de Tunus’ta vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Lütfi Paşa, Yanya beyi idi. Lütfi Paşanın hayır ve hasenât yapmakla tanınan zevcesi Şâh Sultan, Ya'kûb Efendinin büyük bir zât olduğunu bilir; hürmet, muhabbet ve edeb gösterirdi. Bu günlerde Lütfi Paşanın İstanbul'a gelmesi lâzım olunca, yola çıkacakları sırada Şâh Sultan, Ya'kûb Efendiye o zamanlarda İstanbul'da bulunan büyük zâtları sordu. O da, İstanbul'da Merkez Efendiye tâbi ve talebe olmalarını söyledi. Lütfi Paşa İstanbul'a gelip, vezir-i âzam oldu. Şâh Sultan, Merkez Efendi ve talebelerine çok alâka gösterdi. Ya'kûb Efendi ile Merkez Efendinin birbirlerine olan muhabbetlerini İstanbul'a gelince daha iyi anladı. Dâvûdpaşa Mahallesinde, güzel bir câmi ve bir de hânekâh (dergâh) yaptırıp, sonra fermân ile Ya'kûb Efendinin İstanbul'a gelmesini temin ederek, bu yaptırdığı dergâhta yerleşmesini sağladı. Ya'kûb Efendi bu hânekâhda on sekiz sene kalıp, İslâma hizmet eyledi. Merkez Efendi, Kocamustafapaşa'da, Ya'kûb Efendi Dâvûdpaşa'da, aralarında muhabbet ve yakınlık ile, insanlara çok hizmet edip, yüzlerce talebe yetiştirdiler. Talebeler bâzan dergâhın birine, bâzan diğerine giderek, bu büyük zâtların vesilesiyle, ilim ve velilikte çok yüksek derecelere ve üstün makamlara kavuştular.
Sultan Murad, pençesine al boya sürerek fermandaki imza yerine elini bastı. Bu âdet, ta Oğuz hanlarından kalma idi. Osmanlı padişahlarının imzaları olan tuğralar, eski atalar âdetinin devamıdır.Sultan Murad'ın elini bastığı ferman, Venedik kıyısındaki Rakuzalılara gönderiliyordu. Senelik vergi karşılığı Osmanlıların himayesini istemişlerdi. Zaten bütün Balkan milletleri, Osmanlı adaletine kavuşmak için can atıyorlardı. Çünki Osmanlıların girdikleri yerlerde, ancak İslam adaleti ve merhameti hüküm sürüyordu.O zamana kadar Bursa kadısı olan Çandarlı Kara Halil, ilk kadıasker (kazasker) tayin edilmişti. Ordu büyüdükçe, ülkeler fethedildikçe, ordunun din işleri ve adalet işleri fazlalaştı. Kazasker, ordunun en yükse hakimi idi.
Abdülvehhâb bin Abdülkâdir-i Geylâni, Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin en büyük oğlu ve aynı zamanda talebelerinin önde gelenlerindendir. 522 (m. 1128)'de Bağdad'da doğdu. 593 (m. 1197)'de orada vefât etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Ahmed bin İshâk el-Enbâri hazretleri Hanefi kadılarındandır. 231 (m. 845)'de Irak'ta Enbâr'da doğdu. Zamanın büyük âlimlerinden fıkıh tahsil ettikten sonra çeşitli şehirlerde kadılık, sonra da Baş Kadılık vazifesi yaptı. 318'de (m. 930) Bağdat'ta vefat etti. Buyurdu ki:
Muhammed Tâcüddin Merrâkûşi hazretleri Şafii mezhebi âlimlerindendir. 700 (m. 1300)'de Mısır'da Münye'de doğdu. 752 (m. 1351)'de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Eskiden, yoldan geçen birisi, bahçesinde acâyip hareketler yapan bir adama sorar:-Niye öyle tepinip duruyorsun?-Keçe tepiyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..-Başındaki çıngırak ne?-Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için, çıngırakla ses çıkarıyorum. Sâhipleri de bana bunun için biraz ücret ödüyor. Ne yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..-Peki, sırtındaki yük nedir?