İslâm Dîni, Hep Faydalı Şeyleri Emretmektedir
Ebü'l-Abbâs Şâvirî hazretleri Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir Yemen’de doğdu. 1390 (H.793) senesinde orada vefat eti. Bir dersinde şunları anlattı:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.156.406
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebü'l-Abbâs Şâvirî hazretleri Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir Yemen’de doğdu. 1390 (H.793) senesinde orada vefat eti. Bir dersinde şunları anlattı:
Osmanlı padişahları, hastahaneler, mescitler, köprüler, âlimler, kadılar ve benzeri kamu yararı bulunan âmme hizmetlerini İslam hukukuçularından aldıkları fetvalara dayanarak, devlete ait bir kısım gelirleri bu tip hayır cihetlerine vakıf adıyla tahsis ederek yürütmüşlerdir. İslam hukukuna göre haraci arazi denen bir arazi çeşidinin gelirleri, beyt'ül-mal'il-harâc adıyla anılan bütçe faslında toplanır. Bu fonda toplanan gelirler, biraz önce saydığımız kamu hizmetlerine harcanır.
Bir padişah Hızır (aleyhisselam)'ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı:"Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım" dedi. Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki: "Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz" Adamın karısı kanaatkar biriydi:"Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten" dedi. Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi.
Molla Abdülkerim Efendi, Osmanlı?şeyhülislâmlarından ve Hanefi mezhebi fıkıh âlimidir. Sırp asıllı idi. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. 1495 (H. 900) senesinde Edirne'de vefât etti. Sultan İkinci Murâd Hanın beylerinden Mehmed Ağa tarafından, esir edilen Hristiyan çocukları arasında Osmanlı başşehrine geldi. Yapılan zekâ testinde ilk derecelere girdi. Bunun üzerine Mehmed Ağa tarafından Şehzâde Mehmed Çelebiye (Fâtih) hediye edildi. Abdülkerim adını aldı.
Piri Sâmi Efendi Son asırda Anadolu'da yetişmiş velilerdendir. 1848 (h. 1264) senesinde Erzincan'da doğdu. Erzincan medresesinde Arapça ve Farsça öğrendi. İlim tahsilini devâm ettirmek üzere İstanbul'a geldi. Fâtih Medresesinde akli ve nakli ilimleri öğrendi. Buradaki tahsilini tamamladıktan sonra, müderrislik icâzetnâmesi alarak Erzincan'a döndü. O günlerde Erzurum'da bulunduğu sırada PTT müdürlerinden İsmâil Efendi adında birisiyle tanıştı. Ona, Abdurrahmân-ı Tâgi'nin büyüklüğünden bahsetti. Bunun üzerine İsmâil Efendi ile birlikte "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velilerden Seyyid Sıbgatullah Hizâni hazretlerinin halifelerinden, Bitlis'in Nurşin köyünde bulunan büyük veli Abdurrahmân-ı Tâgi (Tâhi) hazretlerini ziyarete gitti. Onun büyük bir veli olduğunu görerek, talebe oldu. İki yıl sonunda kendisine icâzet verilerek Erzincan'a gönderildi.1912 (H. 1330) senesinde Erzincan'da vefât etti.
Tarihin şeref levhasıdır Çanakkale... Kolay kolay ne anlatılır orada yaşananlar ne de aklı alır insanın orada yaşananları...
Hangi akıl kabul eder, et ve kemikten bir ordunun zırhlıları püskürteceğini?.. Gül bahçesine koşarcasına ölüme atılan babayiğitlere kim inanır? Topun tüfeğin, uçağın karşısına süngüsüyle çıkan birine kim "akıllı" der... İşte onlar bütün bunları yaptılar ve göğüslerindeki sarsılmaz imanla cennete uçtular... Geride ise akıllara durgunluk veren hatıralar bıraktılar...
Evet, bugün de; bir kolu ile bir ayağını kaybeden işgalci güçlerin komutanı olarak görev yapmış olan Fransız generali Bridges'in hatıralarından uzanıyoruz Çanakkale'ye... Yurduna döndükten sonra anlattığı bir hatırasında şöyle diyor Bridges:
Hz. Şeyh Ebû Hafs Ömer'den rivayet edilmiştir: Bir yiğit daima: «Ya Kadimü'l-İhsân İhsânüke'l-Kadim» diye dua edermiş. Salih bir zat da O'na, neden daima bu dua ile meşgul olup, başka zikir ve dua etmediğinin sebebini sorar, Yiğit ise şöyle anlatır: