Fâni Geçici Olanı Verip Bâki, Kalıcı Olanı Al!
Amr bin Mürre hazretleri Tebe-i tâbiînin meşhurlarındandır. 734 (H.116) senesi Kûfe'de vefât etti. Tâbiînin meşhur âlimlerinden ilim öğrenip hadîs rivâyet etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.314.775
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Amr bin Mürre hazretleri Tebe-i tâbiînin meşhurlarındandır. 734 (H.116) senesi Kûfe'de vefât etti. Tâbiînin meşhur âlimlerinden ilim öğrenip hadîs rivâyet etti.
1550 (H.957) senesinde Manisa sancağında şehzâde olarak bulunan Sultan İkinci Selim Hanın hocası ve terbiye edicisi Akşemseddin evlâdından olan Şemsi Çelebi vefât edince, onun yerine Ataullah Efendi, Şehzâde hocalığı ile vazifelendirildi. İlim ve edeb yönünden Şehzâdenin iyi yetişmesine çalıştı ve bu hususta büyük hizmetleri oldu.1566 (H.974) senesi Rebi'ul-evvel ayında Sultan İkinci Selim Han tahta geçip pâdişâh olunca, Atâullah Ahmed'i büyük bir câmide halka vâz ve nasihat etmesi için vazifelendirdi. Vâz ve nasihatleri insanlar üzerinde çok tesirli idi. Çok sevilip sayıldı.
Sultan 1. Ahmed (1590-1617), kalbi hayatının derinliği olan oldukça müttaki bir Osmanlı Padişahıdır. Bahti mahlasıyla Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) sevgisini ve bağlılığını ifade eden çok içli şiirleri vardır:Nola tacım gibi başımda götürsem daimKadem-i resmini ol bazret-i şab-i Resül'ün.İşte bu ince ruhlu Osmanlı sultanının vefat etmeden bir gün önce huzurunda bulunan mabeynci Mustafa, Ahmed Han'ın odada muhatabını göremediği kimselere karşı dört defa; "Ve aleyküm selam" dediğine şahit oldu. Mabeynci, bir mânâ veremediği bu garip davranış ların sebebini Sultanına sorduğunda, Sultan Ahmed Han şu cevabı verdi:"O anda Hazreti Ebu Bekir-i Sıddık, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali efendilerimiz geldiler ve bana; 'Sen, dünya ve ahiretin sultanlığını kendine toplamışsın. Yarın Resulullah (sav) Efendimiz'in yanında olacaksın', buyurdular."Gerçekten de bu Hak dostu, denildiği gibi ertesi gün vefat ederek sevdiklerine kavuştu.
Molla Mehmed Emin Efendi Osmanlı kıraat âlimidir. İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babasının yanında hıfzını tamamladı, tecvid ilmini ve kırâat-i aşereyi ondan tahsil ederek icazet aldı ve Eyüp Camii'nde imam ve şeyhülkurrâ oldu. Bir müddet Meclis-i Maârif başkanlığı yaptı. Nakşibendiyye'ye mensup idi. 1275 (m. 1859)'da vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Nasûhi Üsküdâri hazretlerinin babası Sipâhi Seyyid Nasûh Beydir. İsmi "Muhammed", babasının ismine nisbetle "Nasûhi" Üsküdar'da doğup yaşadığı için "Üsküdâri" nisbeleriyle meşhûr olmuştur. Doğum târihi bilinmemektedir. Ancak 1647 (H.1057), 1648 (H.1058) senelerinde İstanbul'da, Üsküdar'da doğduğu tahmin ediliyor. 1718 (H.1130) senesinde İstanbul'da vefât etti. Kabri Üsküdar-Doğancılar'da Nasûhi Dergâhı bahçesindedir. Sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir...
Hâce Abdülkebir Evliyâ hazretleri Hindistan velilerindendir. Babası meşhûr âlim ve evliyâ Abdülkuddûs hazretleridir. Aslen Pâni-püt şehrindendir. 1550'li senelerde Pâni-püt şehrinde vefât etti... Sayısız kerâmetleri görüldü. İnsanlar, ona talebe olmak için birbirleriyle yarış ederlerdi...
Mevlânâ Sadeddin Kaşgari hazretlerinin talebelerinden Şemsüddin Muhammed Ruci hazretleri anlatır:Pirimiz Mevlânâ Sadeddin Kaşgari Hazretlerinin halkalarında bir genç vardı ki, riyazet, hâl ve aşk ifadesinde en ileri derecedeydi. O da benim gibi bir güzele tutulmuştu. Böylece bâtınında biriktirdiği kıymeti bir lâhzada o tarafa devretmişti. Altından ve neceften hediyemsi bir şey alıp o güzelin geçeceği yola bırakmış ve onu geçenlerden birinin almaması için de bir kenara gizlenmişti. Fikrince sevgilisi oradan geçecek ve hediyeyi görüp alacaktı. Fakat kimden ve nasıl geldiğini bilemeyecekti. Ben vaziyeti öğrenince ona dedim ki :