Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.587.005
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Yavuz Sultan Selim Han pâdişâh olmadan önce, Trabzon'da vâliyken Halimi Çelebi'yi kendine hoca edinip, talebe oldu ve ondan feyz aldı. Gece-gündüz onun huzûrundan ayrılmaz dı ve devamlı sohbetinde bulunurdu. Abdülhalim Efendiye pekçok iltifât ve ihsânlarda bulundu. Allahü teâlânın inâyet ve ihsâniyle Osmanlı tahtına geçip pâdişâh olunca, onu yine yanından ayırmadı. Devamlı birlikte olmak ister ve kendisiyle ilmi sohbetlerde bulunurdu. Halimi Çelebi, Yavuz Sultan Selim Han ile birlikte Mısır Seferine katıldı.Nakledilir ki: Yavuz Sultan Selim Han zamânında, Molla Şemseddin diye bir saray hocası vardı. Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir zâttı. Yazması çok süratliydi ki, on günde bir mushaf-ı şerifi yazıp bitirirdi. Yavuz Sultan Selim Han, Mısır feth olununca, hocası, Halimi Efendiye buyurdu ki: "Şemseddin bize Tarih-i Vassâf yazsın." Halimi Çelebi, pâdişâhın emrini Şemseddin Efendiye bildirdikten sonra, Şemseddin Efendi yirmi beş gün mühlet alıp, Halimi Çelebi'nin evinde yazmaya başladı. Ancak Halimi Çelebi'yi ziyârete gelenlerden bâzıları Molla Şemseddin'le tanış olduklarından onun hücresine de uğrarlar ve çalışmasına mâni olurlardı. Bunun için odasının kapısını kilitleyip ve üstten kapının sürgüsünü çekip hızla yazmayı sürdürdüğü sırada âniden yanında bir kimseyi oturur halde gördü. Korkup heyecanlandı.
Tanzimat yıllarının meşhur şâirlerinden Kâzım Paşa, bir gün serasker kapısında Masârif Nâzırı'nın yanında otururken bir kadın gelip, birikmiş aylıklarını ister. Nâzır, havâle gelmediği ve tahsisat (ödenek) bulunmadığı için bahis mevzuu maaşı veremeyeceğini; eğer bir sonraki ayda gelirse, maaşını alabileceğini; çünkü o zaman bütçenin muhtemelen rahatlayacağını... uzun uzun anlatır. Ancak kadın ısrarcıdır... Darda olduğundan bahsederek sızlanmaya başlar... İşin uzadığını gören Kâzım Paşa, araya girer ve kadına Masârif Nâzırı'nı göstererek;" Hanım, der, ısrar etme artık. İşte mâzeret ortada... Bu ayı veremem diyor; fakat, belki öbür ayı verebilir; git sonra gel.
Abdülehad Fârûkî hazretleri, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin üçüncü oğlu olan Muhammed Saîd Fârûkî'nin beşinci oğludur. 1635 (H.1045) senesinde Serhend'de doğdu, 1710 (H.1122) senesinde vefât etti. Muhammed Ma'sûm Fârûkî'nin ilim meclisinde ve sohbetinde bulunarak pek yüksek derecelere kavuştu. Tefsîr, hadîs, fıkıh gibi ilimlerde büyük âlim oldu. Abdülehad hazretleri sohbetleri sırasında talebelerine buyurdu ki:
Kadı Ebü'l-Velid İbn-ül-Furâdi, hadis, târih, edebiyat, neseb ve Mâliki mezhebi fıkıh âlimidir. 351 (m. 962) yılında Kurtuba'da doğdu. 403 (m. 1012) yılında şehid edildi...
Muhammed Şemseddîn-i Tebrîzî hazretleri, Mevlanâ Celâleddîn-i Rûmî’nin hocasıdır. Şems-i Tebrîzî lakabıyla meşhûr oldu. Tebriz'de doğdu. 1247 (H.645) târihinde Konya'da şehîd edildi. Şeyh Fahreddîn-i Irâkî ders aldı. Sonra Tebriz'den Konya'ya geldi. Mevlanâ Celâleddîn-i Rûmî ile karşılaştıklarında, Mevlanâ bütün talebelerini bırakıp onunla baş başa sohbet etmeye başladı. Fakat Mevlanâ’nın talebeleri bu durumdan rahatsız oldular ve tekrar hocalarına kavuşmak maksadıyla Şems-i Tebrîzî’yi şehîd edip bir kuyuya attılar...
Zamânın sultânı Dördüncü Murâd Hana, tarikat erbâbı kötülenmiş, onların bâzı işlerinin yasaklanması istenmişti. Sultan yalnız böyle söyleyenlerin sözleriyle hareket etmeyip, zamânın tasavvuf ehli âlim ve faziletli kimselere de tarikatla ilgili hususları sorup cevap istemişti. Bunlar arasında İsmâil Ankaravi de vardı. O da üç gün içinde yirmi sayfalık bir risâle yazıp arzetti. Cevaplar, Şeyhülislâm Yahyâ Efendi ve diğer zamânın önde gelen âlimleri tarafın dan incelenip uygun görüldü ve pâdişâh tarafından da kabûl edildi. Böylece onların vesilesi ile tasavvuf ehli, sıkıntıdan kurtuldu. Aziz Mahmûd Hüdâi onun bu cevaplarını beğenip; "Allahü teâlâ, muhâliflere karşı Rusûhi'nin ayağını sağlam ve sâbit eylesin. Onların inat damarlarını kesmekte söz kılıcını keskin eylesin. Muhâlifleri susturmakta mızrağını tesirli eylesin. Zamânımızda tasavvuf ehline karşı olanlarla onun cihâdı olmasaydı, onların eli hak tâliplerine uzanır, zarar verirdi. Doğru yolda olanlarla olmayanları birbirinden ayırmak zor olurdu. Allahü teâlâ onun delillerinin oklarını en doğru hedefe isâbet ettirdi." diye medhetti.