Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.668.001
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Fatih Sultan Mehmed Hân hazretleri Sahn-ı Semân'a müderris olacak hocaların kütüb-i sitte ile lugatten Sıhâh-ı Cevheri, Kâmus, Tekmile ve emsâlini hıfz ve cem etmişkimselerden olmasını şart koşmuştur. Oraya müderris olmak için imtihana hazırlanan Molla Lutfi ile Uslu Şücâeddin, bir gün, bir yerde karşılaşırlar. İmtihana ve lugate müteallik konuşurlarken Şücâeddin:"Sıhah'da müşkilâtım çok. Hemen her satırın başına şek (şüphe)işâreti koyuyorum, der.Molla Lutfi şu cevabı verir:"Vâkıa ben de şek ediyorsam da, sen benden eşek (Arapça ismi tafdil sigası ile, daha ziyade şüpheci mânâsına) imişsin!..
1915 senesinde, dünyanın en güçlü donanmasını Çanakkale'de perişan eden Türk as keri, eski silahları ve yetersiz cephanesine rağmen, bazı cephelerde parlak zekası ile kara savaşında bir çok zaferler kazanmıştı.İngiliz denizde ağır bir yenilgi alınca, bu sefer karaya asker çıkararak İstanbul'a ulaş mayı denediler. 25 Nisan 1915 günü beş noktadan çıkarma yapmaya başladılar. Ana çıkar ma noktası, Arıburnu civarındaki (Y) olarak adlandırdıkları yerdi. Burada o gün nasıl bir olay meydana geldiğini, olayın görgü şahidi olan ve İngilizlerle birlikte savaşa katılan bir Rus subayının hatıralarından okuyalım:"Y kumsalında, savaş tarihine geçmiş en feci sahnelerden biri oynandı. Orada sol ta rafta, 42 metre yüksekliğinde bir duvar vardı. Bu Arıburnudur. Sağ tarafta ise büyük kütle halinde "Avrupa Kilidi" denilen taş yığını bulunmaktaydı. "Kilit" güllelerle hayli hırpalanmış ise de henüz yıkılmış değildi.
Nûr Muhammed Pütni, Hindistan'daki evliyânın büyüklerindendir. On yedinci asrın ortalarında vefât etti. Zâhiri ilimlerdeki tahsilini tamamladıktan sonra, Hâce Muhammed Bâki-billah'ın yüksek dergahına talebe oldu. Daha sonra hazret-i Hâce, onun terbiye ve yetişmesini İmâm-ı Rabbâni hazretlerine havâle etti. Nûr Muhammed, tam bir zevk, şevk, acz ve itâatle İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin huzûrunda bulundu, hazret-i İmâm'ın huzûrunda husûsi hizmette bulunanlar arasına girdi.
Hazreti Urve, Cennetle müjdelenen Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvam radıyallahü anhın oğludur. Annesi ise, Hazreti Ebû Bekir'in kızı Esma'dır...
Urve bin Zübeyr hazretleri, Medine'den Busra'ya ve oradan da Mısır'a gitti. Evlenerek oraya yerleşti. Yedi sene Mısır'da kaldı. Oradan da Şam'a geçti. Şam'da Velid bin Abdülmelik'in yanında iken bir ayağında yara çıkıp, kangren oldu. Tâbiblerin kararı ile Velid bin Abdülmelik'in yanında ayağı kesileceği zaman, bayıltacak ve uyuşturacak hiçbir ilâç almaya râzı olmamış, ameliyat esnasında hiç sesini çıkarmamıştı. Hatta o sırada, odanın içinde biriyle konuşmakta olan Velid, ancak ayağının kesilmesinden sonra, ameliyatın bittiğinden haberi olan Urve hazretlerinin sabrına hayran olmuştu...
Ahmed Hansevi hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Hindistan'ın Pencab bölgesinin Hansi şehrinde doğdu ve oraya yetişti. Bir camide hatiplik yaparken, Feridüddin Genc-i Şeker ile tanışınca, her şeyi terk etti. Onun sohbetlerinde üstün derecelere yükseldi. Miladi on üçüncü asrın başlarında Hansi kasabasında vefat etti. Vefatından sonra kendisini rüyada gördüler. Hâlini sordular. "Beni kabre koydukları zaman, iki azap meleği geldi. Arkalarından iki melek daha geldi. "O, akşam namazından sonra kıldığı iki rekât namaz ve farz namazdan sonra okuduğu Âyet-el-kürsi hürmetine bağışlandı." dediler." buyurdu.
Musa Aleyhisselâmın ümmeti:
- Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allahü teala (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelimullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:
- «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»
Musa Aleyhisselâm: «Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.
Allahü teala: «Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.