İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.655.081
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Osmanlı devletinde bütün kararlar, Divan denile meşveret meclisinde alınırdı. Bütün Vezirler, Paşalar, Beylerbeyleri fikirlerini beyan ederler, fakat son söz yine Padişahın olurdu. 1621 yılının Nisan ayı başları. Yapılan Divan-ı Hümayun'da, bütün Vezirlerin ve Sadrazamın karşı çıkmasına rağmen, henüz 16 yaşındaki Padişah Genç Osman, Lehistan üzerine sefer açılmasına karar verdi.29 Nisan 1621. Otağ-ı Hümayun, Davut Paşa kışlasına kuruldu. Harp tuğları dikildi.
Sultan II. Abdülhamid'in son senelerinde vefat eden emekli miralay Osman Fevzi Bey'in vasiyetnamesinden bir bölüm: "Sevgili Refikam Semahat Hanım; Sizinle ilk tanışmamız, hayli ibretamiz olmuştu. Komşularımızın tavsiyesi ile size talib olduk ve rahmetli validem ile beraber, evinize, sizi istemeye gelmiştik. Âdet üzere, kahve ikram etmeniz icab ediyordu. Biraz sonra kahvelerimizi getirdiniz. Valideminki sade idi, fakat ben bir yudum alınca neye uğradığımı anlamadım. Çünkü kahveye şeker yerine bol mikdarda tuz koymuştunuz. Size bunu hissettirmemeye çalıştım, fakat hemen farkettiniz ve bir çığlık attınız. Ben ise, sizi mahcub etmemek için; "Aman efendim, ne hoş bir tesadüf, bendeniz, asker tabiatli olduğumdan herhalde, kahveyi tuzlu içerim. İnşaallah mes'ud bir yuva kurarız ve siz de bana hergün tuzlu kahve yaparsınız." demişdim. İşte sevgili Semahatcığım, sizinle tam 50 sene devam eden bu mes'ud izdivacımız, tuzlu kahve ile başladı. Aslında hayatımda o ana kadar hiç tuzlu kahve içmemişdim. Zaten İçilecek gibi de değildi. Siz 50 sene boyunca hergün bana, hoşuma gittiğini zannederek tuzlu kahve yaptınız. Bu kahvenin her yudumu zehir gibi acıydı. Fakat bu azabı size hiç hissettirmedim. Zira, karşımda mahcub bir hale düşmeniz, kalbinizin kırılması bana, tuzlu kahveden daha acı gelecekdi. Bu yüzden size hiçbirşey hissettirmedim. Artık ahiret yolculuğu başlıyor. İnşaallah dünya hayatındaki beraberliğimiz Cennet'te de devam eder. Çünki, "Dünyada kimi seviyorsanız, ahırette de beraber olursunuz" sözü hadis-i şerifdir. Sizleri Alalhü Teâlâ'ya emanet ediyorum."
Ebü'l-Hasen el-Cüzâmi, hazretleri tefsir, hadis ve kelâm âlimlerindendir. Endülüs'te Meriyye şehrinde 440 (m. 1048) senesinde doğdu. Lizbon kadısı Ebû Ömer bin Abdülberr'in icâzet verdiği büyük âlimlerdendir. Tefsir, hadis ve usûl-i din (kelâm) ilimlerinde kıymetli eserler yazdı. 532 (m. 1137) senesinde vefât etti. Buyurdu ki:
Muhammed Behâeddin Veled hazretleri, Resûlullah efendimizin birinci halifesi olan hazret-i Ebû Bekr-i Sıddik'in soyundandır. Belh şehrinde Hatiboğulları sülâlesindendir. İsmi Muhammed Behâeddin'dir. Babası Hüseyin Hatibi, dedesinin ismi de Ahmed Hatibi'dir. 1151 (H.545)'te doğdu. 1228 (H.625) veya 1231 (H.628)'de Konya'da vefât etti. Annesi, Harezmşah Sultanlarından Alâüddin Muhammed Harezmşah'ın kızıdır.
Yekdest Ahmed Efendi, Muhammed Ma'sûm hazretlerinin yetiştirdiği yedi bin mürşid-i kâmilden biridir. Irak’ta Cüryân'da doğdu. 1707'de Mekke'de vefât etti. Ticâret için Cüryân'dan Hindistan'a gidiyordu. Yolda çoluk-çocuğunun tâûn hastalığından vefât ettiklerini haber aldı. Bu acı haberin etkisinde iken kervan eşkıyâ baskınına uğradı. Şakîler kervandakilerin bütün mallarını aldılar. Onun da mallarını aldıktan sonra sol elini bileğinden kestiler. Kendisine bu sebeple "Yekdest", tek elli denildi... Bütün bu sıkıntılara rağmen Rabbini zikrediyor ve sabrediyordu.
Vaktiyle, Şam çarşısında, bezzazlık yapan bir adam vardı. Müşterileri çoktu. Dükkanda işlerinin çokluğunu bahane ederek, namazlarını hep son vaktine bırakırdı. Dükkanın yakınındaki camide, vaktin çıkması az zaman kala namazlarını yetiştirirdi. Caminin imamı onu bu hususta devamlı ikaz ederdi, fakat o yine bildiğini yapardı.