Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.604.371
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Kanuni Sultan Süleyman Han'ın ilk vezielerinden olan Maktul İbrahim Paşa, 1526'da Macaristan Seferine serdar tâyin edildi. Öncü kuvvetlerin başında sefere çıkan İbrâhim Paşa, yol üzerindeki Petervaradin ve Uylak kalelerini fethetti. Mohaç Meydan Savaşında Osmanlı ordusunun sağ kanadına kumanda etti ve zaferin kazanılmasında önemli rol oynadı.Mohaç Zaferinden sonra, Anadolu'daki isyânları önlemek üzere harekete geçen İbrâhim Paşa, Hacı Bektâş-ı Veli'nin soyundan olduğunu iddiâ eden ve Anadolu'da sapık inançlarını yaymak isteyen Kalender Şahı cezâlandırdı ve buralarda nizâmı tekrar kurdu.Viyana Kuşatması esnâsında kıyâfet değiştirerek asker içine girip bir cengâver gibi çarpışarak orduyu gayrete getirmeye çalıştı. Fakat mühimmâtın azalması ve mevsimin uygun olmaması üzerine kuşatma kaldırıldı.İran ile Osmanlı Devleti arasındaki Bağdat, Bitlis ve Âzerbaycan vâlilerinin takındıkla rı kötü tavır sebebiyle çıkan karışıklıkları ortadan kaldırdı (1533). İstanbul'a döndükten son ra, ilk işi Fransa ile ileriki târihlerde kapitülasyon denilen anlaşmaları yapmak oldu(1536).Osmanlı Devletinin târihi içinde hiçbir sadrâzamın erişemeyeceği derecede şan ve şerefe erişen, kâbiliyeti ve iktidârı ile devletin umûmi vaziyetine tesir eden İbrâhim Paşa, 15 Mart 1536'da sarayda kaldığı bir gece, siyâsi sebeplerden dolayı öldürüldü ve Galata daki Cânfedâ Zâviyesine defnedildi.
Sultan Mehmed Han (Fâtih) Osmanlı tahtına oturup da onun âlimlere muhabbeti ve lütf-ı ihsânı ün salınca ve çevresine zamânının meşhur âlimlerini toplayınca, Hocazâde de onun yanında olmak şerefini kazanmak istedi. Ne var ki yolculuk masraflarını karşılayacak parası olmadığından bir türlü yola çıkma cesâretini bulamıyordu. Bu sırada derslerine katılan bir talebenin sekiz yüz akçesi olduğunu öğrenince, bu parayı ödünç alıp yola çıktı. Talebe de yanında ve hizmetinde idi. Oraya öyle bir zamanda vardı ki, pâdişâhın otağı İstanbul'dan Edirne'ye gidiyordu. Pâdişâh-ı âlem, bir yanında Molla Seyyid Ali, diğer yanında Molla Zeyrek olduğu halde ilmi konularda münâzara yaparak ilerliyordu. Vezir Mahmûd Paşa, Hocazâde'yi görünce; "Hoş geldin. Ben de seni Pâdişâha anlatmıştım. Gel hemen onunla görüş." diyerek önüne düşüp Pâdişâhın yanına yaklaştılar. Hocazâde hükümdârı selâmlayıp elini öptü. Mahmûd Paşa onun Hocazâde olduğunu bildirerek ilmini övdü.
Mevlânâ Behâeddîn Efendi Osmanlı âlim ve evliyasındandır. Zamânındaki büyük âlimlerden ilim öğrenerek yetişen Mevlânâ Behâeddîn, daha sonra Hâcezâde’den ilim tahsil etti. İstanbul'da Sahn-ı Semân Medresesine tâyin edildi. Sultan İkinci Bâyezîd Han, Edirne'de büyük ve mükemmel bir medrese yaptırınca, buraya, ilk müderris olarak bizzât Mevlânâ Behâeddîn'i tâyin etti. 1490 (H.895) senesinde Edirne'de vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Abdullah bin Muhammed Râzî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Horasan’da Nişâbûr’da doğdu. 353 (m. 964)’de orada vefât etti. Ebû Osman Hîrî’nin en büyük talebelerindendir. Cüneyd-i Bağdadî ve başka büyük zâtlarla görüşüp sohbet etti. Fıkıh, hadîs ve diğer ilimlerde âlim idi. Çok hadîs-i şerîf yazdı ve rivâyet etti. Buyurdu ki:
Hacı Beşir Ağa Osmanlı Dârüsseâde Ağası ve velilerdendir. 1652 (H.1063)'de doğdu. Üçüncü Ahmed'in şehzâdeliği sırasında müsâhibi, danışmanı idi. Sonraları Hicaz'a gönderilerek şeyhül-haremeyn vazifesi verildi. Bu vazifesi sırasında Mekke-i mükerremede bulunan ve evliyânın büyüklerinden olan ve Muhammed Masum Fârûki hazretlerinin halifesi Ahmed-i Yekdest hazretlerinin derslerine ve sohbetlerine katıldı. Mehmed Emin Tokâdi hazretleri ile yakın dost ve âhiret kardeşi idi.
Fakih Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır:
Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben, Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm. Şeyh Abdullah'ın yanına giderek; "Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadı." dedim. Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ; "Sana aleni görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben, senin yanına o kılıkla gelmiştim." dedi. Ben; "Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordu." deyince, Şeyh Abdullah da; "Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim, sen beni tanır ve insanlara haber verirdin." buyurdu.