Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.586.711
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Sultan III. Osman'ın sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa başarılı ve yetenekli bir devlet adamı, oldukça dindar bir kimse idi. Bu Ali Paşa zamanında bir tüccar iflas etmiş, bütün mal ve servetini kaybetmiş, üstelik bir de borca girmişti. Bu sıkıntılı durumda iken müracaat ettiği bütün eş-dost kapıları, bu durumdaki herkese yapıldığı gibi yüzüne kapanmıştı Adamcağız bu çaresiz haldeyken bir gece rüyasında Peygamberimizi gördü ve O'ndan yardım ve destek istedi Peygamberimiz ona "Git Allah'ın makbul kulu Ali Paşa'ya benden selam söyle sana 100 altın versin" dedi. Adam, "Ya Rasûlallah ben Ali Paşa'ya selamınızı iletir, bana 100 altın vermesini emrettiğinizi söylerim ama bana inanmaz" dedi
Mahmûd Han ülkede pekçok imâr faâliyetlerinde bulunup, ilim, kültür, sanat sâhalarında çok kıymetli eserler yaptırdı. Kâğıthâne civârındaki Bahçeköy ile Balaban köyleri arasında geçen iki çayın sularını toplayan Topuzlu Bendini yaptırdı. Burada toplanan sular, Taksim'deki depodan, Tophâne'deki Meydan Çeşmesi ile Azapkapı'da Sâlihâ Sultan Çeşmesi ve Beşiktaş, Galata, Kasımpaşa, Tepebaşı semtlerinin çeşitli yerlerindeki kırk kadar çeşmeye su verildi. Ahâli bol ve tatlı suya kavuşturuldu. Pekçok saray, kasır inşâ ve tâmir ettirildi. Beşiktaş Sarayının bir çok kısımlarını ve Bayıldım Kasrını yeniden yaptırdı. Yûşâ Tepesi civârındaki Tokat Köşkünü donatıp, Hümâyûn-âbâd, Kandilli Sarayını imâr ettirerek Nevâbâd isimleri verildi. Kanlıca'da Mihr-âbâd Kasrını yaptırdı. İstanbul'da Ayasofya Câmii içine, Fâtih Câmii yakınında ve Galatasaray'da olmak üzere üç, Belgrad'da bir kütüphâne yaptırdı. Ayasofya Câmii Kütüphanesine sarayın hazine odasından pek nefis, kıymetli, nâdide kitaplar gönderdiği gibi, devrin devlet adamları da hediyelerde bulunarak dört bin cilt nâdide kitap toplandı. Ayasofya Kütüphânesine İslâm âleminin en meşhûr hattatlarından Ya'kût-ı Musta'sımi, Şeyh Hamdullah ve Hâfız Osman hatlarıyla Mushaflar ve hazret-i Osman ve hazret-i Ali'ye âit olduğu söylenen iki Kur'ân-ı kerim de kondu. Kütüphânenin masrafını karşılamak için de Cağaloğlu'nda çifte hamamı yaptırıp, gelirini vakf etti.
Haleb'de dünyâya gelen Hüseyin bin Ahmed el-Musuli hazretleri, küçük yaştan itibâren ilim tahsil etti. Zamânındaki âlim ve velilerin ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. Musul'a gelip orada yerleşti. Zâhiri ve bâtıni ilimlerde yüksek bir âlim ve tasavvuf yolunda olgun bir veli oldu. Bilhassa Şâfii fıkhında âlim idi. İnsanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlattı. Onların dünyâ ve âhirette saâdet ve mutluluğa kavuşmaları için gayret etti...
Bu mübarek zatın, pek çok kerâmeti görüldü. Ömrünün sonuna doğru hac farizasını yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitti ve 1506 (H.912) senesinde orada vefât etti...
Seyfüddin Menâri, Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin en çok sevdiği talebelerinden idi. O da, çok sadık idi, hocası vefât edinceye kadar sohbet ve hizmetinden ayrılmadı... Şâh-ı Nakşibend hazretleri, bu kıymetli talebesine, kendisinden sonra Alâüddin-i Attâr'a bağlanmasını işâret etti. O da hocasının vefâtından sonra, Hâce Alâüddin'in hizmetine girdi...
Mekkeli müşrikler Bedir'in intikamını almak için Medine önlerine gelmişlerdi. Fakat o da ne? Karşılarında bir hendek görerek şaşkına döndüler! Resûlullah efendimiz şehrin etrafına çepeçevre hendek kazdırmıştı... Müşrik ordusunun bu hendeği aşması mümkün görünmüyordu. Medine kuşatması bu şekilde bir ay devâm etti...
Düşman ordusu, bütün gücüyle şiddetli bir saldırıya geçti. Muharebenin iyice şiddetlendiği yirmi ikinci gün, müşriklerin en azılılarından Amr bin Abdûd, hendek kenarlarına gelip meydana er istedi. Müslümanlardan hiç kimse Amr'ın davetine cevap vermedi. Amr, bir daha meydan okudu. Yine cevap alamadı. Yedi kere böyle oldu.
Ankara'nın Zülfazl (günümüzde Solfasol deniyor) köyünden çok temiz, çok saf bir genç, askere gidiyormuş. Babasından kalma bir kaç altını, anasından kalma birkaç mücevheri varmış. Delikanlının derdi asker dönüşü evlenmek; servetini içine koyduğu küçük sandığını emanet edeceği, güvenip, bırakacağı kimseciği de yok. Düşünüyor, tasınıyor, acaba ne yapsam, diye sızlanıyor... Derken, bir gece rüyasında Hacı Bayram'ı görmez mi? "A! be Selim cik, ne düşünüp duruyorsun getir sandığını, bana bırak!" diyor. Selim oğlan, ertesi günü, sevine sevine Ankara'ya geliyor, doğru türbedarın önüne dikiliyor, hal, keyfiyet böyle, böyle... diye meseleyi anlatıyor. Türbedar da uyanıklardanmış, gece o da haberini almışmış. Getiriyorlar sandığı, Hazretin başucuna bırakıyorlar. Sandık deyince, öyle koca bir şey sanılmasın, ancak bir çanta kadar.