Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.181
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Evliya Çelebi, seyahatnamesinde başından geçen bir vakayı şöyle anlatır:"İstanbul'dan bazı mektupları hamil olduğum halde ulak olarak hareket ettim ve Gebze, İznik, Eskişehir üzerinden Akşehir'e yaklaştım. Sarplık içinde menzil beygirlerinin ağır yürüyüşü yüzünden o gece dağda kaldık. Sabah namazı için abdest alırken, alaca karanlıkta dağın içinden, cenk kıyafetleriyle heybetli bir süvari çıkageldi. Ama atı ve kendisi bitap... Hemen hakir (Evliya Çelebi):-Bu iyiye alamet değildir, düşüncesiyle endişelenmekle beraber, korku belası onu yanıma davet ettim. Bütün zebun görünüşüne rağmen yeri sarsan adımlarla yaklaştıysa da, kahvaltı soframıza oturmak istemedi. Ama ben:-Elbette bir lokmamızı yemelisin, deyince razı oldu. Sofra başına geçince, hemen sö zü açıp:-Dünya-Ahiret kardeşim ol...Devletten düşmüş bir yiğide benzersin. Atların dahi ze bun olmuş. Nerelisin? Adın nedir? Dediğimde şöyle cevap verdi:
YAVUZ Sultan Selim Han, bir yandan Mısır üzerine yürüyor, bir yandan da Memluk sultanı Kansu Gavri'ye elçiler gönderiyordu. Fakat gönderdiği elçilerin hiçbiri de geri gelmemişti. Daha sonra bu elçilerin hapsedildiğini öğrendi. Bu sıralarda Kansu Gavri'nin elçisi Moğolbey, silahıyla Yavuz'un huzuruna çıkmış ve sultanının isteklerini bildirdi.
Bunun üzerine Moğolbey'in saçı sakalı kesilerek, yağlı bir elbise giydirildi ve bir eşeğe ters bindirilerek ordugahta gezdirildi. Yavuz tekrar huzura alına Moğolbey'e:"Seni öldürmüyorum, çünki elçiye zeval olmaz. Ancak efendine söyle, elçileri salsın, kendisini de Mercidabık'da bekliyorum"
Nûreddin Ali Halebi hazretleri Şafii âlimidir. 975'te (m. 1567) Kahire'de doğdu. Şemseddin Remli'nin derslerine devam etti. Şafii fıkhı ve siyer ilminde icazet aldı. 1044 (m. 1634)'de vefat etti. Siretü'l-Halebiyye isimli siyer kitabında şunları yazmaktadır:
Pamuk Kâdı, Osmanlı İslâm âlimlerinden ve büyük velîlerdendir. İsmi, Abdüllatîf olup, "Pamuk Kâdı" diye tanınmıştır. Kastamonu’da doğdu. Medrese tahsilinden sonra Dimetoka, Edirne, İstanbul ve Sahn-ı semân medreselerinde müderrislik yaptı. Sonra Edirne Kadısı oldu. 1532 (H. 939) senesinde Edirne'de vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Gulâm Muhammed Ma'sûm hazretleri, Hindistan'da yetişen büyük velilerden Muhammed Ma'sûm Fârûki'nin torunlarından Şeyh Muhammed İsmâil'in ikinci oğludur. 1748 (H.1161) senesinde, Ramazân-ı şerif bayramı gecesi vefât etti. Tasavvufta pek yüksek derecede olup, Kutb-ül-aktâb idi...
Müslümanlara sıkıntı veren Yahudi Ebû Râfi'ye haddini bildirmek için onun kalesine giren Hz. Abdullah bin Atik, bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır:
İçeri girince, ahıra girip saklandım. Saklandığım yerden kapıcıyı tâkip ettim. Kapıyı kilitledi, anahtarları direğe asıp gitti. Anahtarları alıp, her tarafı dolaştım. Birçok kapıdan geçtim. Her kapıyı açtıkça, kapıyı iç tarafından sürgülüyordum. Bunu, eğer Ebû Râfi'nin adamları beni fark ederlerse, adamı öldürünceye kadar, bana yeteri kadar zaman kazandırsın, diye yapıyordum. Bu suretle Ebû Râfi'nin yattığı odaya kadar vardım.