Nazardan Ve Şeytanların Şerrinden Korunmak Için
Ahmed Kastalânî hazretleri fıkıh, hadîs ve kırâat âlimidir. 851 (m. 1448) senesinde Kâhire’de doğdu. 923 (m. 1517)’de aynı yerde vefât etti...
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.063.997
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ahmed Kastalânî hazretleri fıkıh, hadîs ve kırâat âlimidir. 851 (m. 1448) senesinde Kâhire’de doğdu. 923 (m. 1517)’de aynı yerde vefât etti...
Sultan Selim Hanın hükümdarlığının üçüncü ayında çıkan Fransız İhtilali'yle, Avrupa devletleri Fransa'ya cephe olmasına rağmen, Osmanlı Devleti meseleye karışmadığı gibi münâsebetlerini de dostâne devam ettirdi. Nizam-ı Cedid için, Fransa'dan teknik ve yetişmiş eleman getirildi. Fransa'nın müstakbel imparatoru General Napolyon Bonapart, memle ketinde görevden alınınca, sultan Selim Hanın dâveti üzerine, Nizâm-ı Cedid Ordusunda vazife kabul etmişti. Osmanlı Devleti; ihtilâlle değişen yeni Fransız idâresini tanıyan ilk devletlerdendi. Fakat, Fransa'nın 1795 Basel Antlaşmasıyla Venediklilerden Dalmaçya kıyılarını almasıyla Balkanlarda başlattığı istiklâl (bağımsızlık) fikri propagandası, tâkip edilen siyâsetin değişmesine sebep oldu. Adâlet-Eşitlik-Hürriyet fikriyle yapılan Fransız İhtilâli, çıkış gâyesinden uzaklaşarak, Fransa'nın yayılma siyâsetine döndü. Hırvat, Rum ve Sırplar arasında ihtilâl fikirlerini yaydılar; Yahûdileri Filistin'de istiklale dâvet ettiler. Fransa, bununla da kalmayarak, sömürgecilik zihniyetiyle; İngiltere'yi Akdeniz'den çıkarıp, Uzakdoğu'daki İngiliz sömürgelerini ele geçirmek için Hind'e giden yolların en kısası olan Mısır'a sâhip olmak idealiyle, Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü bozmaya çalıştı.
Memlûk seferi sırasında acil ihtiyaç sebebiyle bir bezirgandan 60.000 altın borç alınmıştı. Seferden sonra, alınan ganimetlerden bu borçların ödenmesine başlandı. Ordu defterdarı borcunu ödemek üzere bu bezirganı çağırdı. Ona vatanseverliğinden dolayı teşekkür ettikten sonra, ayrıca bir isteği olup olmadığını sordu. Adam şöyle dedi.-Devletin sayesinde mal ve param haddinden fazladır. Bu ölümlü dünyada, oğlumdan başka kimsem de yoktur. Verdiğim 60.000 altını istemem. Bunun yerine oğluma günde iki akça ile cebecilik verilsin. (Cebecilik, Osmanlı ordusunda Ordu donatım sınıfıdır.) defterdar, bezirganın isteğini padişaha iletince, Yavuz Sultan Selim büyük bir öfke ile bağırdı:-Bana böyle kanuna uymaz teklif getirdiğin için, seni ve teklif sahibini katlederdim. Fakat bütün dünya, "Mekke ve Medine fatihi olan Sultan Selim, bir bezirganın malına tama ettiği için, bezirganı ve defterdarını öldürttü" derler. Tez, bezirganın parasını verin ve bir daha bana kanuna uymaz işler getirmeyin.
Abdullah Kassâr hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Hicrî onuncu asrın sonlarında yaşadı. Doğum ve vefât târihleri belli değildir. Bir sohbetinde şöyle anlattı:
Hazreti Hüseyin, babası Hazreti Ali şehid olunca, Medine'ye geldi. Hazreti Muâviye'nin vefâtında Yezid'e bi'at etmedi ve bilinen "Kerbelâ fâciası" vuku buldu. İmâm, Hicret'in 61 (m. 681) yılında Muharremin onuncu günü Kerbelâ'da şehid edildi...
Peygamber efendimiz Hazret-i Hüseyin ile ilgili olarak buyurdular ki:
"Ben bir ağaca benzerim. Fâtıma, bunun kökü, Ali gövdesi, Hasan ve Hüseyin meyvesidir."
"Genç olarak Cennete girenlerin seyyidi Hasan ve Hüseyin'dir."
İbni Abbâs (radıyallahü anh) anlatmıştır:
Ali bin Abdülkâfî hazretleri fıkıh, tefsîr, hadîs, kırâat, lügat ve nahiv âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 1284 (H.683) senesinde, Mısır’ın Sübk köyünde doğdu. Bu sebeple Takıyyüddîn Sübkî adıyla meşhur oldu. Kahire’ye giderek zamanının büyük âlimlerinden fıkıh, hadîs, usul, mantık, tefsîr, ferâiz, nahiv ilimlerini ve tasavvuf yolunu öğrendi. 1355 (H.756) senesinde Kahire’de vefat etti.
Eski elbiseli, fakir ve köse bir alim, bir kadı'nın mahkemesinde alimler sırasında üst sırada oturur. Kadı gerek giyiminden gerese tanımadığından olacak sert sert bakar. Bunun üzerine, Kadının adamı fakir alimin yanına gelerek: -Buradan kalk. Haddini bil burası senin yerin değil. Herkes meclisin üst tarafına layık olamaz. Senin yerin aşağısı.Ya git oraya otur, ya da çık git, der. Alim, bakar ki olacak gibi değil, kalkar ve aşağılarda bir yere oturur. Derken alimler fıkıh konusunda tartışmaya başlarlar:-Hayır, evet, kabul edemem, ben haklıyım, şeklinde her biri birbirine üstünlük kurma sevdasıyla mücadelelerini sürdürür her biri bir dövüş horozuna döner. Bir karmaşadır gider. Fakir alim dayanamaz kalkarak: -Lütfen bir kere de beni dinlermisiniz? Bu konuda benim de söyleyeceğim bir kaç söz var.