Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.584.896
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Osmanlı devletinin kuruluş yılları. Orhan Gazinin silah arkadaşları, İzmit ve civarını ele geçirmişti. Buralara Anadolu içlerinden göç eden Türkmen boyları yerleştiriliyordu. Böylece Anadolu'nun Türkleşmesi daha geniş alanlara yayılıyordu. İzmit havalisinde ele geçirilemeyen tek kale, Karadeniz sahilindeydi. Çok sarp bir yerde kurulu olduğu için zaptedilmesi çok zordu. Fakat buranın tekfuru zaman zaman Türk köylerine saldırıp gençleri esir alıyor, kadınlara saldırıyordu. Orhan Gazi, yaşlı Akça Koca'ya burasını zaptetme emrini verdi. O sırada Akyazı'da bulunan Akça Koca, hemen harekete geçti ve gün doğmadan kaleye ulaştı. Kaledekiler henüz uykudaydılar. Hemen gazileri kale kapılarına taksim eden Akça Koca, 20 arkadaşıyla birlikte kalenin büyük kapısı önünde pusuya yatıp beklemeye başladı. Güz doğduktan sonra kaledekilerin bir kısmı tarlalara gitmek üzere kaleden çıkmaya başladılar. Açılan kale kapıları, onlar için büyük bir fırsattı. Kaleden çıkanların arkası kesilince Akça Koca, arkadaşlarına hücum emrini verdi ve kapılar kapanmadan kaleden içeri girmeyi başardılar. Hemen kılıçlarını çekip Allah Allah" nidalarıyla yeri göğü inletmeye başladılar. Herkes kaçıyor, saklanacak yer arıyordu. Akça Koca, Tekfurun konağını buldu ve adamı kıskıvrak yakaladı. Tekfur için yapılacak bir şey kalmamıştı. Gazilerden aman diledi ve kaleyi terketmek için izin istedi. Kalede herkes sevinçliydi. Çünkü tekfurun zulmünden kurtulup Osmanlı adaletine kavuşmuşlardı. Bu kaleye daha sonra, burasını fetheden Akça Koca'nın ismi verildi ve ona yurtluk olarak tahsis edildi.
Ertuğrul Gâzi bir gece ulemâdan bir kimseye misâfir oldu. Sohbet esnâsında Ertuğrul Gâzi, yüksekçe bir yerde duran kitabı göstererek ne olduğunu sordu. Ev sâhibi; "Bu kitap Allahü azimüşşân hazretlerinin Resûl-i ekremine indirdikleri Kur'ân-ı kerimdir." cevâbını aldı. Sonra ev sâhibi uyumak için gittiğinde, Ertuğrul Gâzi mushafın bulunduğu odada sabaha kadar mushaf-ı şerifin huzûrunda hürmet ve tâzim ile ayakta durdu. Fakat sabaha karşı bir ara dayanamayıp uykuya daldı. Bu sırada rüyâda kendisine; "Sen benim kelâmıma hürmet ve tâzimde bulundun, ben de senin evlâdına kıyâmet gününe kadar dâim olacak bir ulu devlet ihsân eyledim." diye hitâb olunduğunu işitti.
İbn-i Cemâl el-Mısrî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh ve hadîs âlimidir. 1002 (m. 1593) senesinde Mekke’de doğdu. Zamanındaki meşhur âlimlerden ilim tahsil ederek icazet aldı. Daha sonra Mekke’de, Mescid-i Harâm’da Kur’ân-ı kerîm kırâatini ve diğer ilimlerin tedrisâtını yürütmek için kendisine vazîfe verildi. Kendisinden birçok meşhûr âlim, ilim tahsil etti. 1072 (m. 1661) senesinde Mekke’de vefât etti.
Ebû Müslim Havlâni hazretleri, Tâbiinin büyüklerindendir. Doğum târihi bilinmemektedir. Aslen Yemen'de Havlan köyündendir. 681 (H.62) senesinde Şam'da vefât etti. Peygamber efendimiz hayatta iken Müslüman oldu. Resûlullah'ı sallallahü aleyhi ve sellem görmek için Medine'ye gitmek üzere yola çıkmıştı. Yolda iken Peygamber efendimizin vefât ettiğini haber aldı. Bunun üzerine geri döndü...
Abdülvâhid bin Muhammed, kerâmetler sâhibi hikmetli sözler söyleyen, güzel ve tesirli vaaz ve nasihatleriyle meşhûr evliyâdan bir zâttır. Urfa'nın Harran ilçesinde doğmuş olup, doğum târihi bilinmemektedir. 1093 (H.486) senesinde Şam'da vefât etti. Bâb-üs-Sagir Mezarlığına defnedildi...
Bir şahıs, Harem-i Şerif'in kapısında, "Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâh'ım!.." diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, "Sen başka duâ bilmez misin?" dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:"Ben Beyt-i Şerif'i tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla imânım mücâdeleye tutuştular. 'Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar" dedi şeytanım. Îmânım ise, 'Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et!' dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:"Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!"