İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.187
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Mâlum, Sultan Abdülhamid Hân, hal'inden sonra Selânik'teki Alâtini Köşkü'ne hapsedildi. Birgün Alâtini Köşkü muhafız kumandanı kolağası Rasim Celaleddin Bey, Sultan Abdülhamid Hân'la konuşmak için izin isteyip huzûruna geldi dedi ki:-Zât-ı hümâyûnunuzu rahatsız ettim. Beni mâzur görünüz; dört düvelle harp hâlindeyiz.Sultan hayretle sordu:-Dört düvelle mi?.. Kim bunlar Rasim Bey? Allah Ordu-yı Hümayun'a nusret, kuvvet versin, inşâallah zafer bizimdir.Rasim Bey ağlayarak konuştu:-Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan'la hâkanım ve maalesef yenilmek üzereyiz.-Dört düvel birleşir de haberimiz olmaz mı Rasim Bey? Bu nasıl bir gaflettir! Bu devletler birleşemezler ki!.. Aralarında kilise kavgası var... Yıllar yılı süren Makedonya boğuşmasını hatırlamıyor musunuz?..
Birinci Kosova savaşı ile büyük bir hezimete uğrayan haçlılar, bunun acısını çıkarmak için yedi yıl boyunca uğraşarak büyük bir ordu daha kurdular ve 1396 yılı yaz aylarında Macaristan'dan yola çıkan kalabalık haçlı ordusu 9 Eylül günü Tuna boyunda ki Niğbolu kalesi önlerine geldi. Sayıları öyle çoktu ki, ordugâhlarında, "Gök yıkılsa mızraklarımızla tutarız" sözleri işitiliyordu. Fransız, İngiliz, İskoç, Alman, Avusturya, Venedik, Ulah gibi Avrupa'nın en kuvvetli devletlerinin asilzadeleri kumandasındaki bu son derece kalabalık ordu, bu sefer Osmanlıları mağlup edip, kesin olarak Balkanlardan atacaklarından gayet emin görünüyorlardı. Niğbolu kalesi kumandanı Doğan Bey, yanındaki üç bin askerle, ikiyüz bin kişilik orduya karşı nasıl başedeceğini düşünüyor ve çareler arıyordu. Bu sırada Fransız birliklerinin kumandanı Mareşal Busiko kaleye bir elçi göndererek teslim olmalarını istedi ve,
Piri Sâmi Efendi Son asırda Anadolu'da yetişmiş velilerdendir. 1848 (h. 1264) senesinde Erzincan'da doğdu. Erzincan medresesinde Arapça ve Farsça öğrendi. İlim tahsilini devâm ettirmek üzere İstanbul'a geldi. Fâtih Medresesinde akli ve nakli ilimleri öğrendi. Buradaki tahsilini tamamladıktan sonra, müderrislik icâzetnâmesi alarak Erzincan'a döndü. O günlerde Erzurum'da bulunduğu sırada PTT müdürlerinden İsmâil Efendi adında birisiyle tanıştı. Ona, Abdurrahmân-ı Tâgi'nin büyüklüğünden bahsetti. Bunun üzerine İsmâil Efendi ile birlikte "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velilerden Seyyid Sıbgatullah Hizâni hazretlerinin halifelerinden, Bitlis'in Nurşin köyünde bulunan büyük veli Abdurrahmân-ı Tâgi (Tâhi) hazretlerini ziyarete gitti. Onun büyük bir veli olduğunu görerek, talebe oldu. İki yıl sonunda kendisine icâzet verilerek Erzincan'a gönderildi.1912 (H. 1330) senesinde Erzincan'da vefât etti.
Münafıklar!.. Mü'min göründükleri halde mü'min olmayanlar... Nifak çıkartanlar, bozguncular... Münafıkların başı Abdullah bin Übey. Hazreç'in Afv oğullarından... Bedir Savaşından sonra açıktan açığa mücadelenin artık mümkün olmadığını gördüğünden Sevgili Peygamberimize gelerek şeklen iman ediyor. Yahudilerle de iş birliği halinde...
Şeyh Âşık Efendi, Edirne'de yaşamış büyük velilerdendir. İbrâhim Gülşeni hazretlerinin halifesidir. Edirne yakınlarındaki Âhûr köyünde doğdu. Hasan Sezâi Dergâhında talebe yetiştirirken, 1567 (H.975) senesinde vefât etti. Zâviyenin yakınına defnedildi...
Abdülehad Efendi bir gün, talebelerinden birisinin bir iş için Üsküdar'a gidip gelmesini istedi. Fakat o gün çok fırtınalı idi. Kayık hiç işlemiyordu. Bu yüzden talebelerden kimse, ben gidip gelirim, diyemedi. Nihâyet içlerinden biri, Abdülehad Efendinin emrini yerine getirmek için kendisinin Üsküdar'a gidip geleceğini söyledi. O zaman Abdülehad Efendi o talebesine; "Selâmetle gidip gel." diye duâ etti. O talebe Eminönü'ne geldiğinde, yüz kadar kayıkçıdan ancak birini Üsküdar'a gidip gelmeye iknâ edebildi. Kayıklarından birisini denize indirdiler. Bir ok atımı gitmeden, fırtına dindi, deniz sâkinleşti, rüzgâr uygun bir yöne doğru esmeye başladı. Yelken açıp, Üsküdar'a kısa zamanda gidip geldiler. Dönüşte talebe durumu Abdülehad Efendiye bütün tafsilâtıyla anlattı. Abdülehad Efendi talebesine çok duâ etti.