Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.499.263
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
28 Temmuz 1808 günü, Topkapı Sarayı, tarihinin en acı olaylarından birini yaşadı. Harem dâiresini basan 20 kadar azılı serseri, tekrar tahta çıkarılacağı anlaşılan III. Selim Hân'ı şehit etmiş, sonra da Şehzâde Mahmud'un peşine düşmüşlerdi. Onu da katledeceklerdi. Câniler, 23 yaşındaki şehzâdenin yanına vardıklarında, karşılarına III. Selim Hân'ın iki sâdık adamı dikildi: Anber Ağa ve Hafız İsa Ağa... Bunlar, kılıçlarını çekmiş, saldırganları durdurma ya çalışıyorlar dı. Ancak, durum ümitsiz ve vahimdi. Çok geçmeden hem kendilerinin hem Şehzâde Mahmud'un ecel şerbetini içmesi kaçınılmaz gibi görünüyordu. O sırada, hiç akla gelmeyecek bir imdat yetişti. Harem gediklilerinden Cevri Kalfa, sevgili şehzâdesinin elden gitmekte olduğunu görünce, hamam külhanından bir tas sıcak kül alıp koşturmuş, saldırganların yüzüne serpivermişti. Adamlar yanan gözlerini silip toparlanmaya çalışırken, o yeniden kül serpiyor du. Bu müdâhale, Anber ve İsa Ağalara yeterli zamanı kazandırdı. Şehzâde Mahmud'u hemen dama çıkardılar, oradan da aşağıdaki arkadaşlarının uzattığı merdivenle yere indirmeyi başardılar. Ertesi gün, genç şehzâde, 30. Osmanlı pâdişahı olarak tahta oturdu. Sultan II. Mahmud Hân, hayatını kurtaran bu kahraman kadını Hazinedar Ustalığı görevine getirdi, ona Çamlıca'da, içinde yeni köşküyle beraber geniş bir arazi bağışladı. Cevri Kalfa ise, zenginleşince kendini hayır işlerine vererek Divanyolu'nda büyük bir Sıbyan Mektebi ve bir çeşme yaptırıp, Üsküdar ve Eyüp'te vakıflar kurmuştur.
Ne hikmetse Anadolu halkı hep Emir Sultan Hazretleri ile Yıldırım Bayezid arasındaki menkıbeleri anlatır. Hâlbuki bu büyük veli Bâyezid'den ziyade Çelebi Mehmed'in yanındadır. Ankara savaşının ardından Anadolu çok karışır. Şehzedelerden Musa Çelebi, İsa Çelebi'nin üzerine yürüyüp Bursa'yı ele geçirir. Süleyman Çelebi ise Edirne'yi elinde tutar. Ancak bunlar devleti muhteşem günlerine döndürebilecek kıratta değildirler. Şehzade Mehmed iyi bir asker ve dirayetli bir liderdir. Ancak fitne çıkarmaktan çekinir. Çekilir köşesine işaret bekler. Allah dostları ne derse onu yapacak. İcabında kardeşlerinin emrinde çeri olacaktır. Bir gece rüyasında Murad-ı Hüdavendigar'ı görür, yanında Emir Sultan Hazretleri vardır. Dedesi önce bir kılıç verir, sonra yerinde duramayan kar renkli küheylanı gösterir "Haydi!" der, "Vazife sende!" Çelebi Mehmet hâlâ mütereddittir. Emir sultan bakışları ile cesaret verir ona. "Korkma!" der, "yanında biz varız!" İşte Çelebi Mehmed bu işaret üzerine yola çıkar ve tabiri caizse Osmanlı Devletini silbaştan kurar. Tarihçilere sorarsanız Çelebi Mehmed'in başardığı iş Osman Gazi'ninkinden aşağı değildir. Emir Sultan vefatından sonra da büyük hürmet görür. Meselâ Yavuz Selim, Mısır seferine çıkarken büyük velinin nurlu türbesini ziyaret eder, imdat diler. Kabirden çok net bir ses işitilir:-Ya Selim! Üdhulu Mısra İnşaallahü aminin. (Ey Selim. İnşallah Mısır'a emniyet içinde girersin!)...Ve öyle de olur!
Dâvûd bin Hüseyin hazretleri Tebe-i tabiinin siyer ve hadis âlimlerindendir. Medine'de yaşadı. Medine'de 135 (m. 752)'de vefat etti. Siyer kitabında şöyle anlatmaktadır:
İbn-i Bell (Muhammed bin Ali bin Nasr) rahmetullahi aleyh, Hanbeli mezhebi âlim ve meşhûr vâizlerindendir. 517 (m. 1123)'de Irak'ta Dûr köyünde doğdu. 611 (m. 1214)'de Bağdad'da vefât etti. Kıymetli nasihatleri verdır. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Nûreddîn Berîfkânî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1789 (H.1204) târihinde Kuzey Irak’ta Berîfkan köyünde doğdu. Önce Kur’ân-ı kerîmi hatmetti. Sonra fazîlet sâhibi birçok âlimden ilim öğrendi. Şeyh Hâc Mahmûd Celîlî hazretlerinden Kâdiriyye yolunun edeplerini öğrendi. Sonra da Bağdat’a giderek Nakşibendî yolu büyüklerinden Şeyh Nûr Muhammed Hindî hazretlerine talebe oldu. Hocası kendisine icâzet vererek memleketinde gönderdi. 1850 (H.1267) târihinde vefât etti. Kitâb-ul-Büdûr adlı eseri meşhurdur. Bu kitabında şöyle anlatır:
İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve kuşlar ağlaştılar ve etrafında toplanıp, İbrahim aleyhisselama bir yardım yapabilmenin çaresini aradılar. Bunların arasında zayıf bir bülbül vardı. "Madem elimden birşey gelmiyor, öyleyse ben de İbrahim aleyhisselam ile beraber yanayım" diye kendini ateşe atacağı sırada Hak teâlâ, Cebrail aleyhisselama emredip buyurdu ki: