İhlâs Elde Edilmedikçe, Kurtuluşa Erişilemez
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe'de vefât etti. Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.265.113
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe'de vefât etti. Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
Birinci Dünyâ Savaşında İngilizler, İslâm dünyâsını parçalayıp yutmak için çok kesif bircâsusluk ve propaganda faâliyetlerine girişmişlerdi. Bu çalışmalar sonucunda Hintmüslümanlarının aşırı dostluk ve bağlılıklarına mukâbil Arap dünyâsında bâzı çözülmelerbaşlamıştı. Birçok Arap liderlerine Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla kurulacak devletlerdentaçlar vâdedilerek ayrılık telkin edilmekteydi. Sultan Reşâd Han sarsılan İslâm birliğini"hilâfeti hâiz olan Türkler" etrâfında yeniden tesis ve takviye için Şeyh Senûsi hazretlerinihuzûruna kabûl etti. Ondan Müslüman Âlemini dolaşarak Hilâfet etrafında bozulan birliğiyeniden kurmasını ricâ etti. Gerçekten de o devirde müslümanların en fazla sözünüdinleyecekleri şahsiyet gâyet haklı bir şöhrete mâlik olan Şeyh Senûsi hazretleri idi. Şeyhhazretleri derhâl muvâfakat ederek Sultana, Türk milletine hizmete hazır bulunduğunubildirdi. Ancak tam İslâm Dünyâsını dolaşmaya çıkacağı sırada kendisini dâvet eden SultanReşâd Han vefât etti. Sultan Vahideddin'in cülûs merâsiminde bulunmak üzere seyâhatertelendi.
Fatih Sultan Mehmet, mürşidi Akşemseddin'den ayrı, İstanbul'da geçirdiği günlerde Şeyh Vefa'ya fazla ilgi göstermiş, yalnızlığına onda deva aramış, fakat ikisi arasında geçen çok ince bir hesapla bu ilgisine, Şeyh Vefa tarafından bir cevap bulamamıştı. Bir rivayete göre, Sultan Fatih tam üç defa Şeyh Vefa'yı makamında ziyarete gitmiş, fakat, üçünde kendisini görmeden göremeden dönmüştür. Sultan Fatih, Şeyh Vefa'nın tekkesi önündeki demir kapıya gelmiş, fakat kapıyı kilitli bulmuştur. Bahçede ne bir kul, ne bir can... Hükümdar ârif bir kişiydi. Bunun ne demek olduğunu anladı. Rengi kül gibi solmuştu.Bu yapılan ona hükümdar olarak değil, insan olarak dokunuyordu. O, yaralıydı, dinlenecek, dertlerini dökecek bir makam, sığınacak bir yer arıyordu.
Muhammed Hâdimi hazretleri Osmanlı İslam âlimlerinin meşhurlarındandır. 1701 (H.1113) senesinde Konya'nın Hâdim kasabasında doğdu. İlk tahsilini babasından gördü. Konya'da Karatay Medresesinde ilim öğrendikten sonra İstanbul'a gitti. Meşhûr âlimlerden Kazâbâdi Ahmed Efendiden ilim öğrenerek icâzet aldı. Hâdim'e dönerek Hâdim Medresesinde ders verdi. Kısa zamanda nâmı İstanbul'a kadar varan Muhammed Hâdimi hazretleri, önce Pâdişâh Üçüncü Ahmed Han, sonra da Birinci Mahmûd Han tarafından İstanbul'a dâvet edildi. Pekçok kitap yazdı. Bu eserlerden, İmâm-ı Birgivi hazretlerinin Tarikat-ı Muhammediye isimli kitâbına yaptığı şerhi çok kıymetlidir. Bu şerhe Berika ismini vermiştir. Bu mübarek zat, 1762 (H.1176) senesinde Hâdim'de vefat etti...
Takıyyüddin ibni Dakik-ül-id meşhûr veli, hadis, usûl, nahiv, edebiyât ve Şâfii fıkıh âlimidir. 1228 (H.625) senesinde Kızıldeniz'le Hicâz arasında bulunan Yenbu şehrinde doğdu. 1302 (H.702) senesinde Kâhire'de vefât etti...
Ebû Abdullah Tilmsâni hazretleri fıkıh ve hadis âlimidir. Cezayir'de Tilmsân'da doğdu. 871 (m. 1467)'de, Lübnan'da Beyrut'ta vefât etti. Kitabında naklettiği, Resûlullah efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kabr-i şerifini ziyârete dâir hadis-i şerifler hakkında buyurdu ki:
Körükçüzâde Efendi isminde bir âlim, bir gün Süleymâniye Câmiinde vâz eder, altı gün de umûmi ders verirdi. Abdülehad Nûri Efendiye ve talebelerine gerek vâzında, gerekse derslerin de dil uzatır, aleyhinde konuşurdu. Abdülehad Efendinin halifeleri ve talebeleri, o zâtın bu sözlerini duyunca çok üzüldüler, onu hocalarına şikâyet edip, vâzına ve derslerine mâni olmasını istediler. Abdülehad Efendi de onlara; "Birkaç gün tahammül edin. Onun bizi inkârı ve düşmanlığı, bize bağlılığa dönüşecek. Bizim talebelerimiz arasına girecek. Vefâtımızdan sonra otuz sene tasavvuf yolunun doğruluğunu müdâfaa edecek." dedi.