Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.666.664
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Tarihimizdeki en büyük felaketlerden biri de Balkan savaşıdır. Balkanlarda Osmanlı devleti aleyhine kurulan ittifakı haber almasına rağmen, iktidardaki İttihad ve Terakki hükûmeti, Trakya'daki birlikleri, orduda yeni bir teşkilatlanma bahanesiyle terhis etmiş, sadece subay kadrosu kalmıştı. Bunu fırsat bilen Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ 8 Eylül 1912'de Osmanlı devletinin Balkanlarda son kalan topraklarına saldırdılar. Devlet alelacele seferberlik ilan etti ise de hızlı davranan Bulgar ordusu bir ay içinde Lüleburgaz'a kadar ilerledi. Edirne kahramanca direniyordu. Şükrü Paşa her türlü zorluğa rağmen Bulgarlara şehri teslim etmedi.
Sultan İkinci Selim Hân'ın iki oğlundan biri olan Şehzâde Murâd, Manisa'da vâli idi. Şehzâde Murâd, Hüsâmeddin-i Uşâki hazretlerine, kendisinin sultân olup olmayacağını anla mak üzere, bir mektupla hizmetçisini Uşak'a gönderdi. Uşak'a varan haberci, doğruca Hüsâmeddin-i Uşâki'ye giderek, huzura kabûl edilmesini ricâ etti. Huzûra kabûl edilen haber ci, daha mektubu Hüsâmeddin-i Uşâki hazretlerine vermeden ve ziyâreti hakkında bir şey söylemeden, Uşâki hazretleri ona; "Git! Şehzâdeye söyle! Hemen İstanbul'a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır." dedi. Haberci, hemen Manisa'ya dönerek müjdeyi Şehzâde'ye bildirdi. Şehzâde Murâd, vakit geçirmeden İstanbul'a hareket etti. Balıkesir'e geldiğinde, Vezir-i âzam Sokullu Mehmed Paşa'nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, Sadrâzamın mektubunu Şehzâde'ye verdiler. Mektubu okuyan Şehzâde, bu mektuptan babası Sultan İkinci Selim'in vefât ettiğini, Sadrâzamın ölüm haberini halktan sakladığını ve kendisini tahta çıkarmak üzere dâvet ettiğini öğrendi. İstanbul'a giderek, Hüsâmeddin-i Uşâki'nin haber verdiği zamanda, Sultan Üçüncü Murâd Hân nâmıyla tahta geçti.
Sultan Veled, Konya'da yetişen velilerin büyüklerindendir. Mevlânâ Celâleddin Muhammed Rûmi'nin ortanca oğludur. 1226 (H.623) senesinde Karaman'da dünyâya geldi.
Mevlânâ hazretleri, Sultan Veled'e küçük yaşından itibâren ilim öğretmeye başladı. Onu zâhiri ve bâtıni ilimlerde yetiştirdi. Tasavvuf yolunda mârifet, Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarına âit bilgiler sâhibi eyledi...
Sultan Veled gençliğinde, her ilimde pek yüksek derecelere kavuştu. Bununla ilgili olarak Mevlânâ hazretleri, oğluna buyurdu ki:
Şerefüddin Hakkârî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1074 (H. 467) senesinde Lübnan’da Ba'lebek’te doğdu. 1162 (H 557) senesinde Hakkârî’de vefât etti. Abdülkâdir-i Geylânî ve birçok zatın derslerinde yetişerek icazet aldı ve Hakkârî’ye giderek bir dergâh açtı, çok talebe yetiştirdi. Bunlardan Şeyh Lâhık, hocasının bir kerametini şöyle anlatır:
Seyyidüddin Ali el-Halveti, küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Din ve fen bilgilerinde mütehassıs oldu. Mânevi feyzlere kavuşmak arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Tam bu sırada evliyânın ve Halveti büyüklerinden Şeyh Habib-i Karamâni hazretleri Amasya'ya gelmiş ve halkı irşâda, yetiştirmeğe başlamıştı. Her taraftan talebeler huzûruna koşuyordu. Bereketli sohbetleriyle talebelerin dünyâya meyilleri azalıyor, âhirete yöneliyorlardı.
Fatih Sultan Mehmed Han'ın başveziri Mahmûd Paşa, evinde bir dâvet tertib etti. Dâvete, hurûfi yolunda olan sapıklar da çağırıldı. Fahreddin Acemi de perde arkasına saklanmış, onları dinliyordu. Sohbet ilerleyince, Mahmûd Paşa, kendilerini çok sevdiğini ve her dertlerini çekinmeden kendisine açabileceklerini söyledi. Vezirin bu aşırı sevgi ve muhabbetinden dolayı onu kendisinden zanneden bu kimseler, fırkalarının iç yüzünü anlatmaya başladılar. "Her testi içine konulanı sızdırır" sözü gereğince sapıklıklarını ve küfürlerini açıkladılar. Hattâ:"Allahü teâlâ (hâşâ) Fadlullah'a (Hurûfilik bozuk yolunun kurucusu olup, 1393 senesinde Timûr Hanın oğlu Mirân Şah tarafından öldürülmüştü.) hulûl etmiştir." dediler.