Günahtan Sakınan Cesur, Hâinler Ise Korkak Olur!
Bennân Hammâl hazretleri meşhur velîlerdendir. Bütün ömrünü Mısır'da geçirdi. Cüneyd-i Bağdâdî ve zamânın âlimleriyle sohbet etti. 928 (H.316) senesinde Mısır'da vefât etti. Çok kerametleri görüldü.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.446.440
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Bennân Hammâl hazretleri meşhur velîlerdendir. Bütün ömrünü Mısır'da geçirdi. Cüneyd-i Bağdâdî ve zamânın âlimleriyle sohbet etti. 928 (H.316) senesinde Mısır'da vefât etti. Çok kerametleri görüldü.
Cihanın boyun eğdiği Padişahın fermanı okunuyordu. Sultanlar Sultanı 2. Bayezid-i Veli, Preveze Sancakbeyine:"İlk yaz olup, çiçekler açıncaya dek, 40 pare tekne hazırlatup, deryaya salasın!"Sancakbeyi Mustafa Bey, şanı yüce fermanı üç kere okuyup başına koydu. Ve hemen gerekeni yapmaya koyuldu.Bu 40 gemi ile Donanma-yı Hümayun'a katılacak ve Yunanistan seferine çıkacaktı. Fakat karanlık gecede kara düşler gören kara niyetli kafirler, Preveze'ye ani bir baskın yaptılar. Tersane kızaklarında bulunan gemilerin yarısını yaktılar. Buna rağmen Mustafa bey gemilerin yarısını kurtarmış ve düşmanları cehenneme yolcu etmişti.
Çanakkale savaşlarına katılan bir Fransız Generalinden, memleketine döndüğünde savaş hatıralarını anlatmasını istediler. General söze; "Fransızlar böyle mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler!.." cümlesiyle başlaması üzerine bir gazetecinin; "Neden iftihar edebilirmişiz?" sorusuna General, dünya savaş ve insanlık tarihine altın harflerle yazılacak bir menkıbeyle cevap verdi:
Şemsüddîn İbn-i Vücûhî hazretleri kırâat ve Hanbelî mezhebi fıkıh âlimidir. 582 (m. 1187) senesinde doğdu. 672 (m. 1273) senesinde Bağdad’da vefât etti. Kırâat ilmini el-Fahr-ül-Mûsulî’den öğrendi. İbn-i Rüzbe, es-Sühreverdî ve birçok âlimden hadîs-i şerîf dinledi ve rivâyette bulundu. Bir dersinde şunları anlattı:
Abdullah bin Ebi Zeyd hazretleri, 922 yılında İspanya'nın (Endülüs) Nefza şehrinde doğdu. Daha sonra Afrikiyye'ye (Tunus) gelerek Kayrevân'a yerleşti ve "Kayrevâni" nisbesiyle meşhûr oldu. Kuzey Batı Afrika'da Mâliki mezhebini, yetiştirdiği talebeleri ve yazdığı kitaplarıyla yaygın hale getirdiği için "Mâlik-üs-Sagir" lakabıyla tanındı. 996'da Kayrevân'da vefât edip oraya defnedildi...
Abdullah bin Ebi Zeyd hazretleri buyurdu ki:
Abbasiler devrinde Horasan Valisi olan Tahir bin Hüseyin, yine kendisi gibi vali olan oğlu Abdullah bin Tahir'e son vasiyetini şöyle yapmıştır:
"Ey oğul! Allahü teâlâdan kork. Daima Onun korkusu içinde bulun. Her an Onu murakabe eyle! Hep Onu düşün. Onun gadabından sakın.
Şunu iyi bil ki, Allahü teâlâ emrettiği şeylerden seni hesaba çekecek ve yaptığın işlerin; mükâfat veya ceza olarak, karşılığını verecektir. O halde aklınla, zihninle, basiretinle, her şeyinle, Hak teâlâya vereceğin hesaba hazırlanmaya yönel. Hiçbir meşguliyet bu mühim farzı terk etmene ve gevşeklik göstermene sebep olmasın. Çünkü bu, her şeyin başıdır.
Bir gün Yalova'dan İstanbul'a bir gemi gidiyordu. İstanbul'a yaklaştıkları sırada, şiddetli bir rüzgâr esmeye, dalgalar gittikçe büyümeye, gemiye şiddetle vurmaya başladı. Dalgaların vuruşundan tahtalar gıcırdıyordu. Gemi, koca denizde bir o tarafa, bir bu tarafa yalpalıyor, devrilecek gibi oluyordu. Yolcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Herkes geminin bir tarafına birikince, tehlike daha da büyüdü. Kaptan, yolcuları teskin etmeye çalışıyor ve herkesin yerinde oturmasını tavsiye ediyordu. Herkes birbiriyle helâlleşiyor ve şimdiye kadar işlediği günahlarına tövbe ediyordu. Bâzıları da, kurtulmaları için adakta bulunuyordu. Yolcuların arasındaki bir genç, Fâtiha-i şerife ve İhlâs sûrelerini okuyarak, hâsıl olan sevâbı; Peygamber efendimizin, Eshâb-ı kirâmın, evliyânın, âlimlerin ve zamânın velilerinden Üftâde hazretlerinin rûh-ı şeriflerine hediye etti. Sonra da; "Yâ hazret-i Üftâde! Himmetinizi, yardımınızı istirhâm ediyorum." dedi. O anda, uzaklardan bir karaltı peydâ oldu. Yaklaştıkca, bunun bir insan olduğunu, suyun üzerinde süratle kendilerine doğru geldiğini gördüler. Onun yürüdüğü yerlerde dalgalar hemen sâkinleşiyordu. Nihâyet o zât geminin yanına geldi ve gemiyi eliyle bir mikdâr tuttuktan sonra, geminin önünden yürümeye başladı. Yürüdüğü yerlerde deniz durgunlaşıyordu. Bir müddet sonra gözden kayboldu. Kaptan, o kimsenin su üzerinde gittiği istikâmete göre, geminin dümenini ayarladı. Bir müddet sonra, selâmetle sâhile vardılar. Herkes bu hâdise karşısında şaşırıp kaldı. Sâdece o delikanlı şaşırmamıştı. Yolcular sâhile çıktıklarında, bir kimse karşılarına çıkıp onlara; "Ey yolcular! Üftâde hazretlerinin selâmı var. Sağ olduğum müddetçe, bu sırrı kimseye söylemesinler diye bana emretti." dedi.