Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.442
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Şehzâde Murâd tahta çıkmak üzere Manisa'dan İstanbul'a gelirken, Sâdeddin Efendi de berâberinde idi. O zaman Sultan Murâd'ın özengi ağası olan Tiryâki Gâzi Hasan Paşanın naklettiğine göre, şehzâde yolculuk sırasında yanında göremediği Hoca Efendiyi sordu. Yanındakiler onun bindiği atın ham olması dolayısıyla biraz geride kaldığını söylediler. Bunun üzerine Sultan Murâd derhal kendi yedek atlarından birini altın işlemeli eğer ve süslü takımlarla donatarak ona gönderdi ve yetişinceye kadar bekledi." Sâdeddin Efendiye bundan sonra Hâce-i sultâni (sultan hocası) ve Reis-ül-ulemâ ünvânları verildi. Devletin iç ve dış siyâsetine yardımcı oldu.
18. Yüzyılda, Osmanlının teknolojide Batı'dan geri kaldığını görerek, dinin emrini yerine getirmek için Batı'daki gelişmeleri memleketlerine getirmek istediler. Buna ilk öncülük yapan, Sultan Üçüncü Ahmed Han idi. Padişahın, Lâle Devrindeki idâri, sosyal ıslâhat ve mimâri yenilik lere orduyu da ilâve etmesi, ilimden irfandan uzaklaşmış, her türlü rezaletin hakim olduğu Yeniçerileri telaşlandırdı. Yeni tarzda teşkil edilecek nizâmi ordu için Fransa'dan mütehassıslar getirtilerek Üsküdar'da bir kışla kurdurulması, bozulmaya yüz tutmuş Yeniçeri leri ve yenilik leri yanlış anlayanları ve Osmanlı Hânedânı düşmanlarını harekete geçirdi.
Ebü'l-Hasen Atıyye el-Avfi hazretleri Kûfe'de yaşamış olan Tabiin'in büyüklerinden olup tefsir ve hadis âlimi idi. Doğduğu zaman Hazret-i Ali "radıyallahü anh", "Bu Allah'ın bir atıyyesidir" diyerek adını Atıyye koydu. Ebû Said el-Hudri, Ebû Hüreyre, Abdullah İbn-i Abbas gibi sahâbilerden hadis tahsil etti. 111 (m. 729)'da vefat etti. Şöyle nakletti:
Abdülganî Nablüsî hazretleri Osmanlı âlimi ve kerâmetler sâhibi velîlerdendir. 1640 (H.1050) senesinde Şam'da doğdu. Zamanındaki büyük âlimlerden fıkıh ve diğer zahirî ilimleri tahsil etti. Tasavvufta, Kâdiriyye yolunu Seyyid Abdürrezzâk el-Hamevî el-Geylânî'den, Nakşibendiyye yolunu da, Şeyh Ahmed-i Yekdest hazretlerinin halîfesi olan Şeyh Saîd el-Belhî'den tâlîm eyledi. Bu iki yolun feyiz ve mârifetlerine kavuştu. Evliyâlıkta yüksek derecelere erişti. Sonra İstanbul'a gelip, bir müddet burada kaldı ve ders okuttu. Şam'a dönerek Selimiyye Câmi-i şerifinde ders okuttu. 1731 (H.1143) senesinde Şam'da vefât etti.
Muhammed bin Hanefiyye, Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) oğludur. Annesi Havle binti Câfer bin Kays-ı Hanefiyye olduğu için, İbn-i Hanefiyye denilir. 641 (H.21) senesinde doğdu. 700 (H.81) senesinde Medine'de vefât etti. Kendisine "Muhammed Hanif", "Muhammed Hanefiyye" ve "Muhammed-ül-Ekber" de denilir.
Bir gün Yalova'dan İstanbul'a bir gemi gidiyordu. İstanbul'a yaklaştıkları sırada, şiddetli bir rüzgâr esmeye, dalgalar gittikçe büyümeye, gemiye şiddetle vurmaya başladı. Dalgaların vuruşundan tahtalar gıcırdıyordu. Gemi, koca denizde bir o tarafa, bir bu tarafa yalpalıyor, devrilecek gibi oluyordu. Yolcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Herkes geminin bir tarafına birikince, tehlike daha da büyüdü. Kaptan, yolcuları teskin etmeye çalışıyor ve herkesin yerinde oturmasını tavsiye ediyordu. Herkes birbiriyle helâlleşiyor ve şimdiye kadar işlediği günahlarına tövbe ediyordu. Bâzıları da, kurtulmaları için adakta bulunuyordu. Yolcuların arasındaki bir genç, Fâtiha-i şerife ve İhlâs sûrelerini okuyarak, hâsıl olan sevâbı; Peygamber efendimizin, Eshâb-ı kirâmın, evliyânın, âlimlerin ve zamânın velilerinden Üftâde hazretlerinin rûh-ı şeriflerine hediye etti. Sonra da; "Yâ hazret-i Üftâde! Himmetinizi, yardımınızı istirhâm ediyorum." dedi. O anda, uzaklardan bir karaltı peydâ oldu. Yaklaştıkca, bunun bir insan olduğunu, suyun üzerinde süratle kendilerine doğru geldiğini gördüler. Onun yürüdüğü yerlerde dalgalar hemen sâkinleşiyordu. Nihâyet o zât geminin yanına geldi ve gemiyi eliyle bir mikdâr tuttuktan sonra, geminin önünden yürümeye başladı. Yürüdüğü yerlerde deniz durgunlaşıyordu. Bir müddet sonra gözden kayboldu. Kaptan, o kimsenin su üzerinde gittiği istikâmete göre, geminin dümenini ayarladı. Bir müddet sonra, selâmetle sâhile vardılar. Herkes bu hâdise karşısında şaşırıp kaldı. Sâdece o delikanlı şaşırmamıştı. Yolcular sâhile çıktıklarında, bir kimse karşılarına çıkıp onlara; "Ey yolcular! Üftâde hazretlerinin selâmı var. Sağ olduğum müddetçe, bu sırrı kimseye söylemesinler diye bana emretti." dedi.