Müminin Sözünü Reddetmek Hiç Uygun Değildir
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.291.729
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
Abdullah Paşa ile olan mücadelesinin bir anda Padişah ile savaşa dönüşmesi ile karşı karşıya gelen Mehmed Ali Paşa'nın sadrazam olmak veya saltanatı ele geçirmek gibi niyetleri olduğu ileri sürülmekte ise de doğru değildi. Nitekim Paşa, böyle bir maksat gütmediği ni ve güdemeyeceğini bir İngiliz diplomatına şu sözleriyle anlatmıştı:"Siz bir yabancısınız. Bir Müslüman gibi düşünmesini bilmezsiniz. Osmanlı Devleti nin parçalanmasından benim için doğacak mesuliyeti biliyor musunuz? Müslümanlar nefret ile benden uzaklaşacaklardır. İlk uzaklaşacaklardan biri de iki oğlum olacaktır. Ben daima padişahımızın hizmetkarı olarak kalmak istiyorum. Oğlum İbrahim eğer Boğaziçi'ne varma ya muvaffak olursa, padişahın ayaklarına kapanarak affını ve Mısır'a dönmek için müsaadelerini isteyecektir."
Avrupa hristiyanları, Papa'nın kışkırtması ile bir araya gelip Osmanlı topraklarına saldırmaya teşebbüs edince, yeryüzünün sultânı Kanuni Sultan Süleyman Han, ordusu ile sefe re çıktı. Târihlere şan veren ordu ağır ağır ilerliyor, hedefine bir an önce ulaşmak için gayret sarf ediyordu. Havalar da iyice ısınmıştı. Bir Hristiyan beldesinden geçerken, yolun dar olması sebebiyle, askerlerden kimisi üzüm bağlarından yürümek mecburiyetinde kaldı. Olgunlaşan üzümler susuzluktan dudağı çatlamış askerlere; "Al beni, ye beni" dercesine duruyordu. Askerlerden biri dayanamayıp, sahibinin haberi olmadan bir salkım üzüm kopardı. Yerine de bir keseye koyduğu parayi bağladı. Üzümü de yedi.
Abdullah bin Şeyh Ali rahmetullahi aleyh, Yemen'de yetişen büyük velilerdendir. "Abdullah-ı Yemeni" diye meşhûr olmuştur. Terim şehrinde doğdu. 1627 (H.1037) senesinde Yemen'in Veht köyünde vefât etti...
Ebû Zür'a Sekafi hazretleri Şafii mezhebinin büyük âlimlerinden ve onu yayanlardandır. 302 (m. 914)'de Şam'da vefât etti. Ebû Zür'a, Şam'da Şafii mezhebini öğretip yaydıktan sonra, Mısır ve Şam'da bu mezheb yerleşip bir daha unutulmadı. Mısır'a gittiğinde İmâm-ı Şâfii hazretlerinden bahsederek şunları anlattı:
Cemâleddin Es'ad Nişâbûri rahmetullahi aleyh, Hanefi fıkıh âlimlerindendir. Horasan'da doğdu. 570 (m. 1174)'de Bağdad'da vefât etti. Fıkıh ilmine dâir yazdığı "El-Fürûk" kitabı meşhûrdur. Bu eserinde buyuruyor ki:
Fakir bir genç, padişahın kızına aşık olmuş. Bu ümitsiz sevdasını gidip o beldenin meşhur dervişine anlatarak yardım dilemiş. Derviş: "Evlâdım, şehrin girişinde tam yol ağzında otur, kim ne derse desin sadece 'Allah' diye cevap ver." demiş. Fakir genç, denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan "Allah" demiş. Derviş, yiyeceğini, içeceğini her gün getiriyormuş. Zamanla "Allah" diyen genç halk arasında meşhur olmaya başlamış. Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten, genç hakkında bilgi istemiş. Derviş, gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş. Padişah, kalkıp genci ziyarete gitmiş. "Kimsin? Derdin ne? Ne istersin?" demiş ise de, genç, padişaha karşı da "Allah" demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış. Derviş akşam gencin yanına gelmiş. "Padişah sana "Kızımı vereyim" diyene kadar, sen ondan sakın ola ki bir istekte bulunma!" diye tembihte bulunmuş. Nihayet bir gün padişah gelip: "Ne istiyorsun, istiyorsan seni kızımla evlendireyim." deyince, genç, dervişin şaşkın bakışları altında "Yok" demiş. Artık onu da istemiyorum. Ben başka birisinin hatırı için Allah dedim, Allah devrin padişahını ayağıma getirip, benim gibi miskin bir gence kendi kızını teklif ettirdi. Eğer Onun hatırı için Allah deseydim kim bilir ne olurdu? Ben bundan böyle Ondan başkasını anmıyor, ondan başkasını istemiyorum.