Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.666.998
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Sultan İkinci Murâd Hanın otuz bin akçe değerinde bir atı vardı. At, yanına kimseyi yaklaştırmıyordu. Birgün Sultan Murâd, Emir Sultan'ı ziyâret için gittiğinde; "Biz sizin için bir at almıştık. Siz nasıl isterseniz öyle yapalım. Atı getirecek birisini verin de atı size gönderelim." dedi. Bu arada Emir Sultan'ın yanında bulunan talebelerinden, Hacı Baba denilen bir zât vardı. Sultânın sözü üzerine; "Ah! Hocam bu hizmeti bize verse de, atı alıp gelsem, atın timar ve bakım işlerini yapsam." diye kalbinden geçirdi. Emir Sultan hazretleri ona dönerek;
Osmanlı İmparatorluğu o günlerde çok bunalımlıdır. Abdülhamid Han tahttan indirilmiş, Beylerbeyi Sarayında köhne bir odaya kilitlenmiştir. Yönetime el koyan Enver, Talat ve Cemal Paşalar maceracı ve gözü karadırlar. Almanlar özellikle Enver Paşa'yı avuçlarına alırlar. Öyle ki İstanbul'a kalkan trenlerin üstüne bile "Berlin-Enverland" yazarlar. Talat Paşa idadi (ortamektep) diploması bile olmayan bir postacıdır. Ancak mason olunca önü açılır. "İttihat ve Terakki militanlığı"ndan, "Dahiliye Nazırlığı"na çıkarılır. Ancak o komitacılıktan vazgeçmez. Rakiplerini katlede katlede yükselir ki kanlı Babıali baskını bunlardan sadece biridir. Cenab Şehabeddin'e göre Tâlat paşa, ünlü Bulgar komitacısı Sandasky'e taş çıkartacak kadar "habis zekalıdır" ünlü yazar onu "ağ ören, tuzak kuran, pusuya yatan, harmanyola çeviren bir hilekâr" olarak tarif eder. Cemal Paşa ise gittiği her yerde darağacı kurduran, karışıklıklarda önce Müslümanları astıran, müstehzi, kibirli ve zalim biridir. Yanına yaklaşılmaz. Ermeni hayranıdır ve bunu saklamaz. Arabları şirazeden çıkarmak için ne gerekiyorsa onu yapar. O günlerde Almanya'nın İstanbul sefiri Baron Van Wangenheim toplantı üstüne toplantı düzenler, nefis Türkçesi ile pembe tablolar çizer. "Siz doğudan biz batıdan bastıralım. Hudutlarımız birbirine kavuştuğu zaman bizi kim tutabilir?" der.
Ebû Amr bin A'lâ, meşhûr yedi kırâat imâmından üçüncüsüdür. Tâbiinden olup, Basra dil mektebinin kurucusudur. Kur'ân-ı kerim ve Arabi ilimlerde zamanının en âlimi idi. Dünyâya hiç kıymet vermezdi. 70 (m. 689) senesinde Mekke'de doğdu. Basra'da yaşadı. 154 (m. 770) senesinde Şam'a giderken Kûfe'de vefât etti...
Ebû Muhammed Süleymi hazretleri evliyânın meşhûrlarındandır. 796 (H.180) senesinde Basra'da vefât etti. Eyyüb Sahtiyâni, Âsım bin Ahvel ve başka âlimlerle görüşüp onlardan ilim tahsil etti. Bişr bin Mansûr'a, ömrünün son günlerinde borçların için vasiyette bulunmayacak mısın? denildiğinde; "Ben, Rabbimin günahlarımı af ve mağfiret edeceğini ümid ediyorum. Hâliyle borçlarımın da ödenmeyeceğini nasıl ümid etmem" dedi. Çok geçmeden vefât etti. Sevdikleri borçlarını ödeyiverdiler. Bu mübarek zat, sohbetlerinde buyurdu ki:
Asil ve âlim bir âileye mensûb olan Ali Gâlib Vasfi Efendi, zamânının usûlüne göre birçok hocalardan ilim tahsil etti. Akli ve nakli ilimlerde yüksek dereceye ulaştı. Ayrıca, babasından tasavvuf dersleri alıp yetişti. Okuduğu hocalardan icâzet, diploma ve babasından hilâfet alan Ali Gâlib Vasfi Efendi, Nâzilli'de uzun seneler İslâm dininin emir ve yasaklarını insanlara anlattı. Onların dünyâda ve âhirette saâdete kavuşmaları için gayret etti.
Eshab-ı Kiramdan birinin evine bir yerden bir koyun başı gelmişti. Evde başka yiyecekleri de yoktu. Hanımına onu hazırlamasını söyledi. Pişirdiler, hazırladılar; tam yiyecekleri zaman bir komşu gelip: " Günlerden beri açız. Bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Onlar yemeye hazırlandıkları kelleyi verdiler. Kelleyi alan sahabi eve götürdü, sevinç içinde çocukları ile yiyeceği bir sırada başka bir komşu bu sefer onlara gelip: " Günlerden beri açız, bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi